eskitmek

listen to the pronunciation of eskitmek
Турецкий язык - Английский Язык
wear off
wear out
age
wear
wear away
wear down
fret
to wear sth out, to age
outwear
ladder
to wear to pieces, use up
antiquate
wear something out
hackney
eski
old

These are very old books. - Bunlar çok eski kitaplar.

There was nothing but an old chair in the room. - Odada eski bir sandalyeden başka bir şey yoktu.

eski
former

The former Argentine currency was Austral. Its symbol was ₳. - Arjantin'in eski para birimi Austral'di. Sembolü ₳ idi.

I shook hands with the former student. - Eski öğrenciyle tokalaştım.

eski
ex
eski
{s} archaic
eski
past

This is the same old problem we've had the past three years. - Bu, son üç yıldır yaşadığımız eski soruna benzerdir.

People attach more importance to popular culture today than in the past. - İnsanlar günümüzde popüler kültüre eskisinden daha çok önem vermekte.

eski
vintage

Is this a vintage car? - Bu eski model bir araba mı?

I bought it at the vintage clothing store. - Onu eski giysi dükkanından aldım.

eski
{i} restoration

Laser rays are used in the restoration of ancient works. - Lazer ışınları eski eserlerin restorasyonunda kullanılmaktadır.

eski
{s} ancient

Tom is studying the ancient civilizations of the Mediterranean. - Tom Akdenizin eski medeniyetlerinin öğrenimini görüyor.

Tom Skeleton, the ancient stage doorkeeper, sat in his battered armchair, listening as the actors came up the stone stairs from their dressing rooms. - Tarihi sahne kapıcısı, Tom Skeleton, eskimiş koltuğunda oturdu, aktörlerin soyunma odalarından taş merdivenlerden yukarı gelirken dinledi.

eski
old-fashioned

Tom certainly has some pretty old-fashioned ideas. - Tom'un kesinlikle bazı oldukça eski-moda fikirleri var.

My father is a bit old-fashioned. - Babam biraz eski kafalıdır.

eski
of yore

Whom the gods love die young, was said of yore. - Tanrıların sevdikleri genç ölür, denirmiş eskiden.

Whom the gods love die young, was said of yore. - Tanrıların sevdiği insan genç ölür, demiş eskiler.

eski
outdated

We’ve all heard of outdated laws that remain on the books from earlier times, many of which are good for a few laughs. - Hepimiz eski zamanlardan kitaplarda kalan eski yasaları duyduk, bunların çoğu birkaç kahkaha için iyidir.

eski
(Bilgisayar) from

He still writes novels from time to time, but not as often as he used to. - O hâlâ zaman zaman romanlar yazar fakat eskisi kadar sık değil.

Tom Skeleton, the ancient stage doorkeeper, sat in his battered armchair, listening as the actors came up the stone stairs from their dressing rooms. - Tarihi sahne kapıcısı, Tom Skeleton, eskimiş koltuğunda oturdu, aktörlerin soyunma odalarından taş merdivenlerden yukarı gelirken dinledi.

eski
chronic
eski
worn-out

Now that we've bought new furniture for the room, why not throw away this old, worn-out furniture? - Madem ki oda için yeni mobilya aldık,neden bu eski, yıpranmış mobilyayı atmıyoruz?

eski
back

This government is really putting the clock back. - Bu hükümet gerçekten eskiye dönüş yapıyor.

The old church on the hill dates back to the twelfth century. - Tepenin üstündeki eski kilise on ikinci yüzyıla kadar uzanmaktadır.

eski
dated
eski
(Askeri) predecessor
eski
ex-service
eski
cut-and-dried
eski
preconceived
eski
old-timer
eski
(Gıda) aged

If it's not from Scotland and it hasn't been aged at least twelve years, then it isn't whisky. - Eğer İskoçya'dan gelmiyorsa ve en az on iki yıl eskitilmediyse o zaman o, viski değildir.

eski
ci-devant
eski
fusty
eski
paleo-
eski
ex-

Tom is Mary's ex-husband. - Tom Mary'nin eski kocasıdır.

Tom has three ex-wives. - Tom'un üç eski karısı var.

eski
(Dilbilim) given

Maybe I shouldn't have given Tom my old bicycle. - Belki Tom'a eski bisikletimi vermemeliydim.

Tom should've given Mary his old guitar. - Tom, Mary'ye eski gitarını vermeliydi.

eski
shabby

He is mixed up with something shabby. - Eski püskü bazı şeylerle karıştırdı.

The shabby compartment remained vacant. - Eski püskü kompartıman boş kaldı.

eski
(Bilgisayar) out-of-date
eski
by gone
eski
anterior
eski
decrepit
eski
corny
eski
disuse
eski
passee
eski
outmoded
eski
older

Older carpets are more valuable than newer carpets. - Eski halılar yeni halılardan daha değerlidir.

Which is older, this book or that one? - Hangisi daha eskidir, bu kitap mı yoksa şu mu?

eskitme
wear
eski
used

Linda does not dance much now, but I know she used to a lot. - Linda şimdi çok dans etmiyor fakat eskiden çok dans ettiğini biliyorum.

She is no longer what she used to be. - O artık eskisi gibi değil.

eski
obsolete

This is an obsolete usage. - Bu eski bir kullanımdır.

Your computer is obsolete. You need to buy a new one. - Bilgisayarınız eskimiş. Yeni bir tane almalısınız.

eski
erstwhile
eski
superannuated
eski
shot
eski
unto
eski
late

This former child actor later became a drug addict. - Bu eski çocuk oyuncu daha sonra bir uyuşturucu bağımlısı oldu.

Tom always gives the same old excuse for being late for school. - Tom okula geç kaldığı için her zaman aynı eski bahaneyi verir.

eski
disused
eski
abrade
eski
passe

The former president of South Africa has passed away. - Güney Afrika'nın eski devlet başkanı vefat etti.

eski
bygone

I'm willing to let bygones be bygones. - Eski defterleri kapatmaya hazırım.

eski
antiquated

I prefer antiquated models. - Eski modelleri tercih ederim.

eski
an old
eski
the old
yıpratıp eskitmek
attrition and wear
dokuz yorgan eskitmek/paralamak
to have a very long life
eski
rede
eski
cut and dried
eski
gyve
eski
veteran
eski
shalt
eski
saturnine
eski
immemorial

Students have complained about homework assignments since time immemorial. - Öğrenciler çok eski zamanlardan beri ev ödevleri hakkında yakınıyorlar.

eski
daguerreotype
eski
cidevant
eski
{s} prior

Tom has no prior criminal record. - Tom'un eski suç kaydı yok.

eski
{s} quondam
eski
old timer
eski
{s} olden

But where are the snows of olden days? - Ama eski günlerin karları nerede?

eski
of long standing
eski
{s} secondhand
eski
eth
eski
old time
eski
hoar
eski
vet
eski
earlier

Tom now has to get up much earlier than he used to. - Tom şimdi eskisinden çok daha erken kalkmak zorunda.

He came a little earlier than he used to. - Eskisinden biraz daha erken geldi.

eski
old-time
eski
{s} crusted
eski
ancients
eski
onetime
eski
hooch
eski
hartshorn
eski
old, bygone; ancient; former, veteran, ex, late, onetime, previous; obsolete, obsolescent; archaic, dated; old-fashioned, antiquated, out of date, outmoded, dated, corny; worn-out, shabby; secondhand, used; back
eski
former, ex-; veteran
eski
trite
eski
{s} previous

He didn't give us his previous employment record. - O bize eski iş kaydını vermedi.

eski
hast
eski
cathay
eski
sometime

In Japan, we still sometimes see someone use an abacus, but not as often as we used to. - Japonya'da hala bazen birinin abaküs kullandığını görüyoruz, ancak eskisi kadar sık değil.

Sometimes Tom came to meet his old friends. - Bazen Tom eski dostlarıyla görüşmeye geliyordu.

eski
out of date

This old book is quite out of date. - Bu eski kitap oldukça demode.

eski
whilom
eski
ancient; early
eski
shouldst
eski
auld
eski
art

There remain approximately 900 art sketches by Leonardo da Vinci. - Leonardo da Vinci tarafından yapılmış yaklaşık 900 eskiz kalmıştır.

The artist painted the most intricate of murals on the old stone wall. - Ressam eski taş duvarda en karmaşık duvar resimlerini yaptı.

eski
{s} early

Many early cars used a tiller instead of a steering wheel. - Birçok eski araba direksiyon yerine yeke kullanırdı.

Tom didn't need to get up as early as he did. - Tom'un eskisi kadar erken kalkmasına gerek yoktu.

eski
elder

An old man entered the old church with his elder son, his younger daughter and her little baby. - Yaşlı bir adam, büyük oğlu, küçük kızı ve küçük bebeği ile eski kiliseye girdi.

eski
ripsnorter
eski
caution
eski
morrow
eski
of old

Because I am a student of old language. - Çünkü ben eski bir dil öğrencisiyim.

Tom showed me his collection of old coins. - Tom bana eski para kolleksiyonunu gösterdi.

eski
let

I got a letter from an old friend yesterday. - Dün eski bir arkadaştan bir mektup aldım.

Let's eat in the park like we used to. - Eskiden yaptığımız gibi parkta yemek yiyelim.

eski
mistress
eski
past events, what went before
eski
old, worn-out; secondhand
eski
spissitude
eski
old, ancient
eski
erst
gömlek eskitmek
live a long life
gömlek eskitmek
to live a long life
pabuç eskitmek/paralamak
to run hither and thither (while trying to get something accomplished)
Турецкий язык - Турецкий язык
Etkisini sürdürememek, yıpratmak
Çok kullanarak eskimiş duruma getirmek, yıpratmak
Yaşlandırmak: "Alkol, tütün ve aşk eskitti beni."- A. İlhan
Yaşlandırmak
(Osmanlı Dönemi) TA'TİK
(Osmanlı Dönemi) TAHLİK
(Osmanlı Dönemi) NEHK
Eski
(Osmanlı Dönemi) ÂTIK
Eski
ezeli
Eski
(Osmanlı Dönemi) BASTÂN
eski
Herhangi bir görevden düştüğü veya durumunu yitirdiği için bir kimsenin eski saygınlığının kalmadığı durumlarda kullanılır
eski
Çok kullanmaktan yıpranmış, harap olmuş (şey)
eski
Çoktan beri var olan, üzerinden çok zaman geçmiş bulunan: "Ey benim eski duygularım, eski düşüncelerim
eski
Neden böyle uzaksınız benden?"- N. Ataç. Çok kullanmaktan yıpranmış, harap olmuş şey: "Ben babamın eskilerinden uydurma şeylerle giyiniyordum."- H. Z. Uşaklıgil. Önceki, sabık: "Anlatışına bakılırsa, eski kâtibe, şimdi fevkalade şık giyiniyormuş."- H. Taner
eski
Geçmiş çağlardaki
eski
Mesleğinde uzmanlaşmış, deneyimi olan
eski
Geçerli olmayan
eski
Geçmiş çağlardaki: "Kendimi eski zamanların eski bir gecesinde gayet geç bir saatte sokakta dolaşıyorum sanıyordum."- R. N. Güntekin
eski
Önceki, sabık
eski
Mesleğinde uzmanlaşmış, tecrübesi olan
eski
Çoktan beri var olan, üzerinden çok zaman geçmiş bulunan
eski
Geçerli olmayan: "Bugün mekteplerimiz artık o eski mektepler değildir."- R. N. Güntekin
eski
Herhangi bir meslekte uzun süreden beri çalışmış olan
eski
Herhangi bir görevden düştüğü veya durumunu yitirdiği için bir kimsenin eski saygınlığının kalmadığını bildirir
eskitme
Eskitmek işi
eskitmek
Избранное