eskilik

listen to the pronunciation of eskilik
Турецкий язык - Английский Язык
antiquity
shabbiness
oldness
seniority
ancientness
standing
hoar
oldness, seniority
hoary
hoariness
stending
oldness, agedness
datedness
antiqueness
mustiness
antique
eski
old

These are very old books. - Bunlar çok eski kitaplar.

There was nothing but an old chair in the room. - Odada eski bir sandalyeden başka bir şey yoktu.

eski
former

France's currency was the franc, and its symbol was ₣. While it is no longer used in France, francs are still in use in some former French colonies such as Guinea. - Fransa'nın para birimi franktı ve sembolü ₣ idi. Frank Fransa'da artık kullanılmıyor ama Gine gibi bazı eski Fransız kolonilerinde hâlâ kullanılmaktadır.

Lincoln greeted his former political rival. - Lincoln eski siyasi rakibini karşıladı.

eski
ex
eski
{s} archaic
eski
past

People attach more importance to popular culture today than in the past. - İnsanlar günümüzde popüler kültüre eskisinden daha çok önem vermekte.

This is the same old problem we've had the past three years. - Bu, son üç yıldır yaşadığımız eski soruna benzerdir.

eski
vintage

Is this a vintage car? - Bu eski model bir araba mı?

I bought it at the vintage clothing store. - Onu eski giysi dükkanından aldım.

eski
{i} restoration

Laser rays are used in the restoration of ancient works. - Lazer ışınları eski eserlerin restorasyonunda kullanılmaktadır.

eski
{s} ancient

Tom is studying the ancient civilizations of the Mediterranean. - Tom Akdenizin eski medeniyetlerinin öğrenimini görüyor.

Tom Skeleton, the ancient stage doorkeeper, sat in his battered armchair, listening as the actors came up the stone stairs from their dressing rooms. - Tarihi sahne kapıcısı, Tom Skeleton, eskimiş koltuğunda oturdu, aktörlerin soyunma odalarından taş merdivenlerden yukarı gelirken dinledi.

eski
ex-service
eski
(Bilgisayar) from

Modern cars differ from the early ones in many ways. - Modern arabalar birçok yönden eski olanlardan farklıdır.

He still writes novels from time to time, but not as often as he used to. - O hâlâ zaman zaman romanlar yazar fakat eskisi kadar sık değil.

eski
ci-devant
eski
outdated

We’ve all heard of outdated laws that remain on the books from earlier times, many of which are good for a few laughs. - Hepimiz eski zamanlardan kitaplarda kalan eski yasaları duyduk, bunların çoğu birkaç kahkaha için iyidir.

eski
(Askeri) predecessor
eski
preconceived
eski
dated
eski
chronic
eski
of yore

Whom the gods love die young, was said of yore. - Tanrıların sevdikleri genç ölür, denirmiş eskiden.

Whom the gods love die young, was said of yore. - Tanrıların sevdiği insan genç ölür, demiş eskiler.

eski
worn-out

Now that we've bought new furniture for the room, why not throw away this old, worn-out furniture? - Madem ki oda için yeni mobilya aldık,neden bu eski, yıpranmış mobilyayı atmıyoruz?

eski
old-fashioned

The lady persisted in wearing such an old-fashioned shirt. - Bayan böyle eski moda bir gömlek giymekte ısrar etti.

Tom certainly has some pretty old-fashioned ideas. - Tom'un kesinlikle bazı oldukça eski-moda fikirleri var.

eski
corny
eski
cut-and-dried
eski
back

Although it was a long way back to the station, little by little the old wagon drew near. - İstasyona geri dönüş uzun bir yol olmasına rağmen, eski vagon yavaş yavaş yaklaştı.

This government is really putting the clock back. - Bu hükümet gerçekten eskiye dönüş yapıyor.

eski
(Bilgisayar) out-of-date
eski
anterior
eski
disuse
eski
old-timer
eski
(Gıda) aged

If it's not from Scotland and it hasn't been aged at least twelve years, then it isn't whisky. - Eğer İskoçya'dan gelmiyorsa ve en az on iki yıl eskitilmediyse o zaman o, viski değildir.

eski
fusty
eski
paleo-
eski
ex-

Tom is Mary's ex-husband. - Tom Mary'nin eski kocasıdır.

Tom introduced himself as Mary's ex-husband. - Tom kendini Mary'nin eski-kocası olarak tanıttı.

eski
(Dilbilim) given

Tom should've given Mary his old guitar. - Tom, Mary'ye eski gitarını vermeliydi.

Tom's old car has finally given up the ghost. - Tom'un eski arabası sonunda bozuldu.

eski
shabby

Apparently that shabby flat is vacant. - Anlaşılan o eski püskü daire boş.

The shabby compartment remained vacant. - Eski püskü kompartıman boş kaldı.

eski
by gone
eski
decrepit
eski
outmoded
eski
passee
eski
older

Which is older, this book or that one? - Hangisi daha eskidir, bu kitap mı yoksa şu mu?

Tatoeba: We've got sentences older than you. - Tatoeba: Bizim sizden daha eski cümlelerimiz var.

eski
shot
eski
antiquated

I prefer antiquated models. - Eski modelleri tercih ederim.

eski
unto
eski
disused
eski
passe

The former president of South Africa has passed away. - Güney Afrika'nın eski devlet başkanı vefat etti.

eski
abrade
eski
erstwhile
eski
superannuated
eski
late

Tom always gives the same old excuse for being late for school. - Tom okula geç kaldığı için her zaman aynı eski bahaneyi verir.

I have a hard time seeing the logic of this latest decision of his. He just isn't as sharp as he used to be. - Onun bu son kararının mantığını anlamada sıkıntı çekiyorum. O eskisi kadar zeki değil.

eski
obsolete

This is an obsolete usage. - Bu eski bir kullanımdır.

Your computer is obsolete. You need to buy a new one. - Bilgisayarınız eskimiş. Yeni bir tane almalısınız.

eski
bygone

I'm willing to let bygones be bygones. - Eski defterleri kapatmaya hazırım.

eski
used

Is eating fish as healthy now as it used to be? - Balık yemek eskiden olduğu kadar şimdi sağlıklıklı mıdır?

Linda does not dance much now, but I know she used to a lot. - Linda şimdi çok dans etmiyor fakat eskiden çok dans ettiğini biliyorum.

bir görevde rütbece eskilik
seniority rank on a mission
eski
the old
eski
an old
eski
eth
eski
vet
eski
gyve
eski
{s} veteran
eski
cidevant
eski
let

Let's eat in the park like we used to. - Eskiden yaptığımız gibi parkta yemek yiyelim.

She cherished his old love letters. - Eski aşk mektuplarını şevkatle gösterdi.

eski
old time
eski
spissitude
eski
{s} trite
eski
earlier

He came a little earlier than he used to. - Eskisinden biraz daha erken geldi.

Tom now has to get up much earlier than he used to. - Tom şimdi eskisinden çok daha erken kalkmak zorunda.

eski
shalt
eski
saturnine
eski
hartshorn
eski
mistress
eski
old timer
eski
{s} immemorial

Students have complained about homework assignments since time immemorial. - Öğrenciler çok eski zamanlardan beri ev ödevleri hakkında yakınıyorlar.

eski
cut and dried
eski
{s} previous

He didn't give us his previous employment record. - O bize eski iş kaydını vermedi.

eski
daguerreotype
eski
hoar
eski
hooch
eski
{s} prior

Tom has no prior criminal record. - Tom'un eski suç kaydı yok.

eski
{s} quondam
eski
ancients
eski
{s} secondhand
eski
of long standing
eski
{s} crusted
eski
old, ancient
eski
erst
eski
old, worn-out; secondhand
eski
{s} onetime
eski
sometime

In Japan, we still sometimes see someone use an abacus, but not as often as we used to. - Japonya'da hala bazen birinin abaküs kullandığını görüyoruz, ancak eskisi kadar sık değil.

Sometimes Tom came to meet his old friends. - Bazen Tom eski dostlarıyla görüşmeye geliyordu.

eski
former, ex-; veteran
eski
old, bygone; ancient; former, veteran, ex, late, onetime, previous; obsolete, obsolescent; archaic, dated; old-fashioned, antiquated, out of date, outmoded, dated, corny; worn-out, shabby; secondhand, used; back
eski
old-time
eski
past events, what went before
eski
olden

But where are the snows of olden days? - Ama eski günlerin karları nerede?

eski
art

Tom showed Mary an old newspaper article. - Tom Mary'e, eski bir gazete makalesi gösterdi.

Do you know an artist who can restore this old picture for me? - Bu eski resmi benim için onarabilecek bir ressam biliyor musun?

eski
of old

There are a lot of old cities in Italy. Rome and Venice, for example. - İtalya'da birçok eski kent vardır. Örneğin Roma ve Venedik.

Because I am a student of old language. - Çünkü ben eski bir dil öğrencisiyim.

eski
shouldst
eski
caution
eski
cathay
eski
morrow
eski
out of date

This old book is quite out of date. - Bu eski kitap oldukça demode.

eski
whilom
eski
hast
eski
auld
eski
rede
eski
ancient; early
eski
elder

An old man entered the old church with his elder son, his younger daughter and her little baby. - Yaşlı bir adam, büyük oğlu, küçük kızı ve küçük bebeği ile eski kiliseye girdi.

eski
{s} early

Many early cars used a tiller instead of a steering wheel. - Birçok eski araba direksiyon yerine yeke kullanırdı.

Tom didn't need to get up as early as he did. - Tom'un eskisi kadar erken kalkmasına gerek yoktu.

eski
ripsnorter
Турецкий язык - Турецкий язык
Eski olma durumu
antikite
Eski
(Osmanlı Dönemi) ÂTIK
Eski
ezeli
Eski
(Osmanlı Dönemi) BASTÂN
eski
Geçmiş çağlardaki
eski
Herhangi bir görevden düştüğü veya durumunu yitirdiği için bir kimsenin eski saygınlığının kalmadığı durumlarda kullanılır
eski
Herhangi bir görevden düştüğü veya durumunu yitirdiği için bir kimsenin eski saygınlığının kalmadığını bildirir
eski
Neden böyle uzaksınız benden?"- N. Ataç. Çok kullanmaktan yıpranmış, harap olmuş şey: "Ben babamın eskilerinden uydurma şeylerle giyiniyordum."- H. Z. Uşaklıgil. Önceki, sabık: "Anlatışına bakılırsa, eski kâtibe, şimdi fevkalade şık giyiniyormuş."- H. Taner
eski
Çok kullanmaktan yıpranmış, harap olmuş (şey)
eski
Çoktan beri var olan, üzerinden çok zaman geçmiş bulunan: "Ey benim eski duygularım, eski düşüncelerim
eski
Geçerli olmayan
eski
Geçmiş çağlardaki: "Kendimi eski zamanların eski bir gecesinde gayet geç bir saatte sokakta dolaşıyorum sanıyordum."- R. N. Güntekin
eski
Önceki, sabık
eski
Mesleğinde uzmanlaşmış, tecrübesi olan
eski
Çoktan beri var olan, üzerinden çok zaman geçmiş bulunan
eski
Geçerli olmayan: "Bugün mekteplerimiz artık o eski mektepler değildir."- R. N. Güntekin
eski
Herhangi bir meslekte uzun süreden beri çalışmış olan
eski
Mesleğinde uzmanlaşmış, deneyimi olan
eskilik
Избранное