She gave the boy a sieve in which to carry water from the well.
- Oğlana kuyudan su taşımak için bir elek verdi.
I sit in front of a computer screen all day, so I get pretty heavily bombarded by electro-magnetic waves.
- Ben bütün gün bilgisayar ekranı önünde otururum, bu yüzden elektro-manyetik dalgalar tarafından oldukça şiddetli şekilde bombardıman edilirim.
Wires carry electricity.
- Teller elektrik taşır.
The strong wind cut the electric wires in several places.
- Kuvvetli rüzgar farklı yerlerde elektrik tellerini kesti.
Solar panels convert sunlight into electricity.
- Güneş panelleri güneş ışığını elektriğe dönüştürür.
Enough solar panels have been installed to provide electricity to thousands of households.
- Binlerce haneye elektrik sağlayacak kadar güneş paneli kuruldu.
A positron is a small particle similar to an electron, but with a positive electric charge.
- Pozitron bir elektrona benzeyen küçük bir parçacıktır fakat pozitif elektrik yüklüdür.
The positive electrode is called the cathode.
- Pozitif elektrota katot adı verilir.
The negative electrode is usually made of carbon.
- Negatif elektrot genellikle karbondan yapılır.
Positive atomic nuclei attract negative electrons.
- Pozitif atom çekirdekleri negatif elektronları çeker.
In the United States, coal makes 39% of our electricity.
- Amerika Birleşik Devletleri'nde, elektriğimizin % 39'unu kömür sağlar.
This vacuum cleaner makes a lot of noise.
- Bu elektrikli süpürge çok gürültü yapıyor.