Tom knows all the tricks of the trade.
- Tom ticaretin bütün hilelerini bilir.
Plans for a new trade zone are still on the drawing board.
- Yeni bir ticaret bölgesi için planlar henüz çalışma aşamasında.
The soul of commerce is upright dealing.
- Ticaretin ruhu dürüst iş yapmaktır.
Commerce led to the development of cities.
- Ticaret şehirlerin gelişmesine neden oldu.
Many small business owners belong to a chamber of commerce.
- Birçok küçük işletme sahipleri bir ticaret odasına aittir.
Tom majored in business.
- Tom ticarette uzmanlaştı.
Many small business owners belong to a chamber of commerce.
- Birçok küçük işletme sahipleri bir ticaret odasına aittir.
Did you know Tom was dealing drugs?
- Tom'un uyuşturucu ticareti yaptığını biliyor muydun?
The soul of commerce is upright dealing.
- Ticaretin ruhu dürüst iş yapmaktır.
They deal in rice at that store.
- Onlar o dükkânda pirinç ticareti yapıyorlar.
A butcher deals in meat.
- Bir kasap et ticareti yapar.
My father is engaged in foreign trade.
- Babam dış ticaretle uğraşır.
Japan depends on foreign trade.
- Japonya dış ticarete bağlıdır.