değersiz

listen to the pronunciation of değersiz
Турецкий язык - Английский Язык
worthless

A promise given under a threat is worthless. - Bir tehdit altında verilen bir söz değersizdir.

I like it even though it's worthless. - Değersiz olmasına rağmen, onu seviyorum.

{s} vile

That was a vile thing to do. - O, yapacak değersiz bir şeydi.

cheap
trashy
despicable

It's absolutely despicable. - Bu kesinlikle değersiz.

inferior
rubbishy
no account
valueless
tinpot
paltry
trivial
niggardly
milk-and-water
nugatory
measly
worthless, insignificant
punk
two bit
of no worth
insignificant
nonvalent
footling
shoddy
pitiable
jerkwater
value
red
(Ticaret) straw
(Argo) lemon
base
hulking
null and void
meritless
null
bad
trifling
trumpery
little
picayune
pimping
empty
picayunish
twopenny
milk and water
noaccount
fustian
dross
kitschy
değer
value

The functions sine and cosine take values between -1 and 1 (-1 and 1 included). - Sinüs ve kosinüs fonksiyonları -1 ve 1 arasında bir değer alır (-1 ve 1 dahil).

The value of the painting was estimated at several million dollars. - Resmin tahmini değeri birkaç milyon dolar.

değer
worth

This problem is worth discussing. - Bu sorun tartışılmaya değer.

Switzerland is a very beautiful country and well worth visiting. - İsviçre, çok güzel bir ülkedir ve ziyaret edilmeye değerdir.

değersiz şey
junk

Have you ever considered getting rid of some of this junk? - Sen hiç bu değersiz şeyin bazılarından kurtulmayı düşündün mü?

değersiz şeyler
pulp
değersiz eşya
worthless item
değersiz, önemsiz; boş, nafile
insignificant, unimportant, vain, vain
değersiz adam
bad egg
değersiz bir şeyi satmak
fob off smth. on smb
değersiz bir şeyi yutturmak
palm smth. off on smb
değersiz biçimde
cheaply
değersiz data
garbage
değersiz eşya
truck
değersiz karakter
null character
değersiz kimse
crumb
değersiz mücevher
bauble
değersiz pislik (herif)
(Argo) worthless piece of shit
değersiz süs
gimcrack
değersiz süs
frippery
değersiz süs
falderal
değersiz süs
trinket
değersiz tip
punk
değersiz tip
rip
değersiz çevrim
null cycle
değersiz şey
gold brick
değersiz şey
damn
değersiz şey
lemon
değersiz şey
trifle
değersiz şey
trumpery
değersiz şey
slush
değersiz şey
gubbins
değersiz şey
rag
değersiz şey
stiver
değersiz şey
falderal
değersiz şey
shoddy
değersiz şey
cheeseparing
değersiz şeyler
gadget
değer
price

The price is kind of high, but it's worth it. - Fiyat biraz yüksek ama buna değer.

A man can know the price of everything and the value of nothing. - Bir insan her şeyin fiyatını bilebilir ve hiçbir şeyin değerini bilemez.

değer
{i} rate

The value of the dollar declines as the rate of inflation rises. - Doların değeri enflasyonun yükselme oranında düşer.

How would you rate that? - Bunu nasıl değerlendirirdin?

değer
{i} merit

To do good to others is a meritorious act; to hurt others is a sin. - Başkalarına iyilik etmek değerli bir harekettir; başkalarını incitmek bir günahtır.

değer
worthwhile

I think what Tom is doing is worthwhile. - Bence Tom'un yaptığı zahmete değer.

It is worthwhile considering what it is that makes people happy. - İnsanları mutlu eden şeyin ne olduğunu düşünmeye değer.

değer
valuation

Valuation is not always objective. - Değerlendirme her zaman objektif değildir.

değer
specification
değer
worth, worthy; value, worth; price; merit, worth
değer
{i} amount

Your suggestion amounts to an order. - Öneriniz emir değerindedir.

değer
worthiness
değersiz kimse
pipsqueak
değer
moral

He has no moral values. - O hiçbir ahlaki değere sahip değil.

Moral values are important in society. - Ahlaki değerler toplumda önemlidir.

değer
(Ticaret) nominal
değer
estimation
değer
(Bilgisayar) values

He always values his wife's opinions. - O, her zaman karısının görüşlerine değer verir.

He values honor above anything else. - O, onura her şeyden daha çok değer verir.

değer
esteem

This is the love that esteems others better than oneself. - Bu başkalarını kendinden daha iyi değer veren sevgidir.

He esteems the professor highly. - O, profesöre oldukça değer veriyor.

değer
desert

In the desert, water is worth its weight in gold. - Çölde, suyun ağırlığı altın değerindedir.

değer
precious

Nothing is as precious as love. - Hiçbir şey sevgi kadar değerli değildir.

Gold is the most precious of all metals. - Altın tüm metallerin en değerlisidir.

değer
(Bilgisayar) change to
değersiz kimse
worthless person
değersiz kimse
(Argo) lemon
değer
{i} reading

This is a book worth reading. - Bu kitap okumaya değer.

I think this book is worth reading. - Sanırım bu kitap okumaya değer.

değer
goodwill
değer
dignity
değer
significance
değer
weight

Sugary drinks have no nutritional value and contribute significantly to weight gain. - Şekerli içeceklerin hiçbir besin değeri yoktur ve kilo almaya önemli ölçüde etki ederler.

In the desert, water is worth its weight in gold. - Çölde, suyun ağırlığı altın değerindedir.

değer
cost

Is eating organic food worth what it costs? - Organik gıda yemek maliyetine değer mi?

That coat may have cost a lot of money, but it's worth it. - O palto çok paraya malolmuş olabilir ama o ona değer.

değer
account

In judging his work, we must take his lack of experience into account. - İşini değerlendirirken, onun deneyim eksikliğini de hesaba katmalıyız.

değersiz kimse
loon
değer
currency

When a currency depreciates, that has an inflationary effect on the economy of the country of the currency. - Bir para birimi değer kaybettiği zaman, bu para ülke ekonomisi üzerinde enflasyonist bir etkiye sahiptir.

In several European countries, the current currency is the euro. Its symbol is €. One euro is worth about two Turkish lira. - Birtakım Avrupa ülkelerinde geçerli para birimi avrodur. Simgesi € şeklindedir. Bir avro yaklaşık iki Türk lirası değerindedir.

değer
person of great merit
değer
(Matematik) value
değer
worthy of; worth: zahmete değer bir ödül a prize worth struggling for
değer
value, worth
değer
preciousness
değer
worthy of

His performance was worthy of praise. - Onun gösterisi övgüye değerdi.

There was nothing worthy of remark at the fair. - Fuarda dikkate değer bir şey yoktu.

değer
costliness
değer
worthy

This book is worthy of attention. - Bu kitap dikkate değer.

His performance was worthy of praise. - Onun gösterisi övgüye değerdi.

değer
figure

Tom figured it was worth a try. - Tom bunun denemeye değer olduğunu düşündü.

değer
meaning

My existence is worthless and meaningless. - Benim varlığım değersiz ve anlamsız.

değer
at
değer
merit, worth
değer
{i} dearness
görünüşte önemli değersiz buluş
mare's nest
gösterişli ama değersiz
brummagem
gösterişli ama değersiz
tinsel
gösterişli ama değersiz şey
brummagem
gösterişli ama değersiz şey
gaud
göz boyayıcı ve değersiz şey
bubble
güzel fakat değersiz şey
bauble
kendisini değersiz görmek
(deyim) feel insignificant
kendisini değersiz görmek
(deyim) feel small
nominal değersiz hisse senedi
(Ticaret) no-par value stock
Турецкий язык - Турецкий язык
Değeri olmayan veya değeri çok az olan, önemsiz, kıymetsiz, naçiz
(Hukuk) NAÇİZ
kıymetsiz
Değer
value
Değer
fehamet
Değer
kıymet
değer
Bir şeyin önemini belirlemeye yarayan soyut ölçü, bir şeyin değdiği karşılık, kıymet
değer
Üstün, yararlı nitelikleri olan kimse
değer
Kişinin isteyen, ihtiyaç duyan bir varlık olarak nesne ile bağlantısında beliren şey
değer
Yüksek ve yararlı nitelik. Üstün, yararlı nitelikleri olan (kimse): "Bu kız aramaya, düşünmeye değer bir şey değildi."- R. N. Güntekin
değer
Bir değişkenin veya bilinmeyenin sayı ile anlatımı
değer
Bir şeyin para ile ölçülebilen karşılığı, paha
değer
Yüksek ve yararlı nitelik
değersiz
Избранное