bozulmuş

listen to the pronunciation of bozulmuş
Турецкий язык - Английский Язык
putrid
degenerate
spoilt
unmade
withered
flyblown
abashed
upset
cankered
broken down
gone

I cannot grill this meat. It has gone bad! - Bu eti ızgara yapamam. Bozulmuş!

contaminated

Tom died because he had eaten some contaminated beef. - Tom biraz bozulmuş sığır eti yediği için öldü.

wrecked
out
rank
corrupt

Your political party is completely corrupt. - Sizin siyasi partiniz tamamen bozulmuş.

Public morals have been corrupted in this town. - Genel ahlak bu kasabada bozulmuş.

ruined
disillusioned
sour
ebbed
altered
decomposed
expunged
damaged
disrupted
broken

I regard the contract as having been broken. - Ben sözleşmeyi bozulmuş olarak görüyorum.

It occurred to me that my watch might be broken. - Bana, saatim bozulmuş gibi geldi.

corrupted

Public morals have been corrupted in this town. - Genel ahlak bu kasabada bozulmuş.

For some reason the message text was corrupted, so I restored it before reading. - Her nasılsa mesaj bozulmuş, bu yüzden okumadan önce düzelttik.

broken-down
rancid
distorted
disgruntled
garbled
degenerative
marred
dysregulated
spoiled

Tom ate some spoiled food and became sick. - Tom biraz bozulmuş yiyecek yedi ve hastalandı.

addled
off
boz
{i} grizzle
boz
{s} gray

Don't eat me, gray wolf, I'll sing a song for you. - Bozkurt, beni yeme, senin için bir şarkı söylerim.

bozulmuş (yiyecek)
bad
bozulmuş kimse
degenerate
bozulmuş şey
spoilage
boz
disrupted

At the meeting he monopolized the discussion and completely disrupted the proceeding. - Toplantıda o, tartışmayı tekeline aldı ve davayı tamamen bozdu.

My sleep cycle has been disrupted. - Benim uyku döngüm bozuldu?

boz
discomposed
tamamen bozulmuş
shot to pieces
boz
{f} spoilt
boz
distort
boz
annul
boz
{f} spoiled

It looks like Tom got sick from eating the spoiled food. - Öyle görünüyorki Tom bozuk yiyecek yemekten hasta oldu.

When I opened the refrigerator, I noticed the meat had spoiled. - Buzdolabını açtığımda, etin bozulduğunu gördüm.

boz
{f} marred
boz
impair

Sami's vision was severely impaired. - Sami'nin görüşü ciddi şekilde bozulmuştu.

He has some cognitive impairment. - Onun biraz bilişsel bozukluğu var.

boz
check off
boz
{f} corrupted

For some reason the message text was corrupted, so I restored it before reading. - Her nasılsa mesaj bozulmuş, bu yüzden okumadan önce düzelttik.

The morals of our politicians have been corrupted. - Siyasetçilerimizin ahlakı bozuldu.

boz
quash
boz
deprave
boz
disarrange
boz
discompose
boz
{f} hashing
boz
{f} disrupting
boz
unmake
boz
deface
boz
{f} impaired

Sami's vision was severely impaired. - Sami'nin görüşü ciddi şekilde bozulmuştu.

boz
mar

Tom and Mary have broken off their engagement. - Tom ve Mary nişanlarını bozdular.

Tom broke off his engagement to Mary. - Tom Mary ile nişanını bozdu.

boz
{f} bungle
boz
corrupt

Easy living corrupted the warrior spirit. - Kolay yaşamak savaşçı ruhu bozdu.

Voters must not be corrupted. - Seçmenler bozuk olmamalıdır.

boz
make imperfect
boz
{f} depraved
boz
bang up
boz
addle
boz
{f} corrupting

These foreign words are corrupting our beautiful language. - Bu yabancı kelimeler güzel dilimizi bozuyor.

boz
{f} bungling
boz
infringe
boz
{f} spoil

When I opened the refrigerator, I noticed the meat had spoiled. - Buzdolabını açtığımda, etin bozulduğunu gördüm.

She has spoiled her work by being careless. - Dikkatsizliği ile işini bozdu.

boz
grizzly

Layla thinks that a dingo is as big as a grizzly. - Leyla bir dingonun bir boz ayı kadar büyük olduğunu düşünüyor.

What should I do if I'm attacked by a grizzly bear? - Bir bozayı tarafından saldırıya uğrarsam ne yapmalıyım?

boz
muck up
boz
{f} blight
boz
{f} spoiling

I'm not spoiling their view. - Ben onların manzarasını bozmuyorum.

You're spoiling the mood. - Sen ruh halini bozuyorsun.

boz
dele
boz
deformed
boz
blemished
boz
{f} distorted
ahlâkı bozulmuş
ulcerous
araları bozulmuş
disunited
bit eşlem bozulmuş
(Bilgisayar) bitmap is corrupted
boz
rough, waste, uncultivated (land)
boz
earth-brown; brown; ash-gray; gray
boz
defaced
boz
dun
boz
derange
boz
grey
boz
grey, gray; (toprak) uncultivated
boz
rumple
boz
deform
boz
muckup
boz
discomfit

Don't worry. Your joke did not really discomfit me. - Endişelenme. Şakan beni gerçekten bozmadı.

boz
griseous
mantarın kokusuyla bozulmuş
corked
midesi bozulmuş
queer
şekli bozulmuş
deformed
Турецкий язык - Турецкий язык
Английский Язык - Турецкий язык
degenerate
bozulmuş
Избранное