bakma

listen to the pronunciation of bakma
Турецкий язык - Английский Язык
{i} watch

You were supposed to be watching the baby. - Bebeğe bakman gerekiyordu.

If you want to see a UFO, keep watching the skies. - Bir UFO görmek istiyorsan, gökyüzüne bakmaya devam et.

attendance
look see
reference

I want to look at the reference books. - Referans kitaplarına bakmak istiyorum.

superintendence
look

She asked me to look after her baby in her absence. - Onun yokluğunda bebeğine bakmamı rica etti.

Sometimes we need to look back to know where we are going to. - Nereye gittiğimizi bilmek için bazen geriye bakmalıyız.

feeding
survey
eyeing
{i} regarding
look-see
search
lookup
looksee
tendance
bakmak
look

The morning sun is too bright to look at. - Sabah güneşi bakmak için çok parlak.

When you're reading an English book, it isn't a great idea to look up every word you don't know. - İngilizce bir kitap okurken bilmediğin her kelimeye sözlükten bakmak pek harika bir fikir değil.

bakmak
{f} watch

We are apt to watch television, irrespective of what program is on. - Biz hangi programın açık olduğuna bakmaksızın televizyon izlemeye eğilimliyiz.

bakmak
{f} see

The real journey of discovery doesn't consist in exploring new landscapes but rather in seeing with new eyes. - Gerçek bir keşif yolculuğuna çıkmak yeni manzaralar bulmakla olmaz ancak onlara yeni gözlerle bakmakla olur.

bakmak
face

This girl has a pretty face. My heart melts from looking at it. - Bu kızın güzel bir yüzü var. Kalbim ona bakmaktan erir.

They all turned to face Tom. - Onların hepsi Tom'a bakmak için döndü.

bakmak
maintain
bakmakla yükümlü olunan kişilere bakma
non support
Bana bakma
Don't count on me
bakmak
look after

I had to look after the children. - Çocuklara bakmak zorunda kaldım.

Tom had to look after Mary. - Tom Mary'ye bakmak zorundaydı.

delikten bakma
peep
bakmak
{f} support

He has to support his mother and his sister. - Annesine ve kız kardeşine bakmak zorunda.

I'm old enough to support myself. - Kendime bakmak için yeterince yaşlıyım.

bakmak
refer

I want to look at the reference books. - Referans kitaplarına bakmak istiyorum.

boşluğa bakma
stare
bak
check it out
bakmak
give a look
bakmak
feed
bakmak
{f} attend
bakmak
look for
bakmak
{f} tend
bakmak
care for

He sent money to help care for her. - Ona bakmak için para gönderdi.

He was willing to care for that cat. - O,o kediye bakmak için istekliydi.

bak
look at

Every time I look at this picture, I think of my father. - Bu resme her bakışımda, babamı hatırlarım.

Look at this Japanese car. - Bu Japon arabasına bak.

bakmak
look through

Tom wanted to look through the telescope. - Tom teleskoptan bakmak istedi.

bakmak
mind
bak
(Bilgisayar) lookup
bak
(Bilgisayar) look in

By the look in his eye I could tell that he was speaking tongue in cheek. - Onun gözündeki bakışına göre onun şaka yollu konuştuğunu söyleyebilirdim.

Look into that, would you? - Onun içine bak, ne dersin?

bakmak
look onto
bakmak
look out

I'd like to take a look outside. - Dışarıya bakmak istiyorum.

I can't believe you don't want to at least look out the window. - Hiç olmazsa pencereden dışarıya bakmak istemediğine inanamıyorum.

bakmak
cate
bakmak
embosom
bakmak
neurologist
bakmak
take care of

Tom can't go out drinking with the guys tonight. He has to stay home and take care of his mother. - Tom bu gece adamlarla içmek için dışarı çıkamaz. O evde kalmak ve annesine bakmak zorunda.

It's my job to take care of the baby. - Bebeğe bakmak benim işimdir.

bakmak
test
bakmak
serve
bakmak
treat
bakmak
attend to
bakmak
go over
bakmak
minister
bakmak
heed
bakmak
minister to
bakmak
to be responsible for
bakmak
responsible for
bakmak
to be in charge
bakmak
overwhelm
bakmak
go by
bakmak
be in charge of
bakmak
be responsible for
bakmak
front
bakmak
foster
bakmak
examine
bakmak
look around

Feel free to look around. - Etrafına bakmak için çekinme.

I want to have a look around. - Ben etrafa bakmak istiyorum.

bakmak
in charge
bakmak
make sure
bakmak
find

There is nothing like looking, if you want to find something. - Eğer bir şey bulmak istiyorsan, bakmak gibi bir şey yoktur.

Fadil needed to find a job to support his children. - Fadıl'ın, çocuklarına bakmak için bir iş bulması gerekiyordu.

bakmak
have a look-see
bakmak
take in hand
bakmak
nourish
bakmak
look into

Do you want to look into it? - Bunun içine bakmak ister misin?

We have to look into our options. - Seçeneklerimize bakmak zorundayız.

bakmak
make care of
bakmak
turn on
bakmak
turn

They all turned to look at Tom. - Tom'a bakmak için onların hepsi döndü.

Tom turned around to face Mary. - Tom Mary'ye bakmak için geriye döndü.

bakmak
have a gander at
bakmak
nurture
bakmak
be in charge
bakmak
groom
bakmak
(deyim) have an eye on
bakmak
(Argo) squizz
bakmak
front on to
bakmak
eye

I tried to avoid looking at her eyes. - Onun gözlerine bakmaktan kaçınmaya çalıştım.

I was too excited to look her in the eyes. - Gözlerinin içine bakmak için çok heyecanlıydım.

bakmak
make care
bakmak
(Havacılık) refer to
bakmak
look on
bakmak
glance
bakmak
give
bakmak
contemplate
bakmak
lay eyes on
gizlice bakma
observation
kusura bakma
no offence
kusura bakma
i beg your pardon!
bak
{f} look

He looked at me and smiled. - O bana baktı ve gülümsedi.

Look at that mountain which is covered with snow. - Karlarla örtülü şu dağa bak.

bak
{f} face

Looking at your Facebook friends' photos is a waste of time. - Facebook'taki arkadaşlarının resimlerine bakmak vakit kaybıdır.

She has an absent look on her face. - Yüzünde dalgın bir bakışı vardı.

bak
look after

She asked me to look after her baby in her absence. - Onun yokluğunda bebeğine bakmamı rica etti.

I'll look after the children while you go shopping. - Sen alışverişe giderken ben çocuklara bakarım.

bak
{f} regarding
bakmak
nurse
bakmak
see to
bakmak
check
bakmak
attend on
bakmak
see about
bakmak
do for sb
bakmak
search
bakmak
service
bakmak
have a look at
bakmak
look at

The morning sun is too bright to look at. - Sabah güneşi bakmak için çok parlak.

He paused to look at the poster. - O, postere bakmak için durakladı.

bakmak
rear
bakmak
oversee
bakmak
get

It's important to take good care of your teeth so you'll be able to eat properly when you get older. - Dişlerinize iyi bakmak önemlidir böylece yaşlandığınızda normal şekilde yiyebileceksiniz.

Let's get what we need to keep a parrot. - Bir papağana bakmakı için ihtiyacımız olan şeyi alalım.

bakmak
overlook

Our house overlooks the river. - Evimiz nehre bakmaktadır.

bakmak
look up

When you're reading an English book, it isn't a great idea to look up every word you don't know. - İngilizce bir kitap okurken bilmediğin her kelimeye sözlükten bakmak pek harika bir fikir değil.

bakmak
have a look at sth
bak
have one's wits about one
bakmak
to take care
bakmak
to look

People tend to look at others with bias. - İnsanlar diğerlerine ön yargı ile bakmak eğilimindedir.

The morning sun is too bright to look at. - Sabah güneşi bakmak için çok parlak.

bakmak
to take care of
kusura bakma
sorry about that
sıcak bakma
look hot
tadına bakma
gustation
ters bakma
look opposite
yan bakma
leer
bak
(abbr. for bakınız) see; cf. (compare)
bak
vide

Let me have a look at your video camera. - Video kamerana bir bakayım.

bak
behold
bak
or else
bak
{k} Till when
bak
{k} Until when? till when
bak
{k} no way
bak
{ü} lo
bak
{k} women's lib
bakmak
to attend to, tend to, see to, mind
bakmak
concern oneself
bakmak
{f} suckle
bakmak
to look to, depend upon (someone) (for nurture and material support)
bakmak
put out to nurse
bakmak
{f} superintend
bakmak
set eyes on
bakmak
(for one color) to verge on, shade into (another)
bakmak
(for a project) to require, take (a specified thing) (if it is to be realized)
bakmak
Come on and ..., Now ... (used with an encouraging imperative): Anlat bakalım! Now tell me about it!
bakmak
do for
bakmak
have a frontage on
bakmak
behold
bakmak
to pay attention to, heed, listen to
bakmak
I don't know if .../I wonder if ... (emphasizes a doubt): Bakalım bu iş olacak mı? Is this really going to happen?
bakmak
(for a place, a building) to face, overlook, look out on, or have a view of
bakmak
keep

Bob wanted to keep the fox at home. - Bob Tilkiye evde bakmak istedi.

I want to keep the baby. - Bebeğe bakmak istiyorum.

bakmak
See!: Bak, tam söylediğim gibi oldu! See! It's happened just as I said it would
bakmak
supervise
bakmak
to go and see where (someone) is, go and find (someone). Bak!
bakmak
consult
bakmak
take a look

Do you want to take a look at it? - Buna bakmak ister misin?

You might want to take a look at this. - Buna bakmak isteyebilirsin.

bakmak
to look (at); to look around; to look for; to attend to; to take care of, to hold the fort; to look after, to care for, to nurse; to face, to overlook; to examine, to test, to try, to go over, to check; to be in charge (of sb/sth), to be responsible for
bakmak
take a look at

You might want to take a look at this. - Buna bakmak isteyebilirsin.

Do you want to take a look at it? - Buna bakmak ister misin?

bakmak
to look (someone, something) over, have a look at, take a look at, examine, check, check out; to test, try
bakmak
wait upon
bakmak
{f} view
bakmak
to look at; to gaze at; to look; to gaze
bakmak
{f} sight
bakmak
{f} regard
bakmak
{f} survey
bakmak
have a look see
bakmak
take a gander
bakmak
wait on
bakmak
fend for
bakmak
look upon
bakmak
Will you just look at ...?/Just look at ...!/Do you see ...?/Get a load of ...! (used to show amazement, anger, disapproval): Bacaklara bak! Get a load of those legs! Bak bak! Just look!/Just listen! (used to show amazement): Bak bak, neler söylüyor! Can you believe he's saying this? Bakalım!/ Bakayım!
bakmak
Let's see ... (used to indicate a desire to know, a curiosity): Gelir mi bakalım? Let's see if she comes. bakarak compared to/with, by comparison with, in comparison with: Ona bakarak sen dâhisin. You're a genius compared to him. bakarsın It might happen that ...: Kendisine sor, bakarsın kabul eder. Ask him; he just might go along with it. Onu sakla, bakarsın lazım olur. Keep it; it just might come in handy. Sakalını tıraş et, bakarsın bugün müdür gelir. Shave; the principal just might come around today. baktıkça bakacağı gelmek to become more interested the more one looks at (someone, something). Baktım ki .... If I see that .../If I understand that .../If ...: Kendisiyle konuşurum. Baktım ki kızıyor, hemen çekip giderim. I'll talk with him. If he gets angry, I'll leave straightaway. Bakar mısınız?/Bakar mısın? Come here, please. (usually used to get the attention of a waiter, waitress, or a salesclerk)
bakmak
Well you'd better ...! (used with a threatening imperative): Anlat bakalım! Well, you'd just better explain it!
bakmak
(for something) to require (a specified amount of time, money, etc.)
bakmak
sit in
bakmak
{f} scan
bakmak
to look after, take care of (a child, a sick person, a thing)
dili bakma
look see
geçmişe bakma
retrospect
göz ucuyla bakma
slant
kusura bakma
(Konuşma Dili) I hope you'll pardon me./Please overlook what I've said/done
kusura bakma ama
no offences but
kusura bakma ama
take no offense but
mikroskopla bakma
microscopy
ruh çağırarak fala bakma
necromancy
ruh çağırarak fala bakma
gramarye
tepeden bakma
disdain
tepeden bakma durumu
archness
vitrinlere bakma
window shopping
yan bakma
goggle
yan yan bakma
side glance
çaktırmadan bakma
once over
şaşı bakma
squint
Английский Язык - Английский Язык

Определение bakma в Английский Язык Английский Язык словарь

BAK
Basic Aeronautical Knowledge, an initial theory course for trainee pilots
BAK
extension of a backup file (Computers)
bak
Arresting Cable Prefix (e g , BAK-9)
bak
Backup ( bak) - Older version of a batch-file, by using this files you can restore the previous version of such a file if you want that for some reason
bak
Back at KB, when you return
bak
A suffix for filenames indicating a backed-up file You can usually delete bak files, provided you make sure that you have the most recent version and will not be needing the backup at any stage
bak
Backup file
bak
Back At Keyboard
bak
a threatening predator, however, Kilrathi do not eat other predators, as they believe them to have an extremely foul taste
Турецкий язык - Турецкий язык
Bakmak işi
bakmak
Beslemek, geçindirmek
bakmak
Bir şeyin gelişmesi veya iyi bir durumda kalması için emek vermek: "Bakarsan bağ olur, bakmazsan dağ olur."- Atasözü
bakmak
Yoklamak, incelemek, denemek
bakmak
Muayene etmek
bakmak
Bir iş birinden beklenmek
bakmak
Uğraşmak, meşgul olmak
bakmak
Yüzü bir yöne doğru olmak: "Limana bakan penceresinden deniz görünürdü."- O. V. Kanık
bakmak
Bir işi yapmak, bir işi yapmakla görevli olmak. İlgilenmek: "Baktılar, ettiler, ilaç, tedavi, faydası olmadı."- E. Bener
bakmak
Aramak
bakmak
Bakışı bir şey üzerine çevirmek: "Zamanla nasıl değişiyor insan / Hangi resmime baksam ben değilim."- C. S. Tarancı
BÂK
(Osmanlı Dönemi) f. Korku, havf, çekinme, sakınma
bakmak
Anlamak, farkına varmak
bakmak
Bakışı bir şey üzerine çevirmek
bakmak
Yüzü bir yöne doğru olmak
bakmak
İlgilenmek
bakmak
Bir işi yapmak, bir işi yapmakla görevli olmak
bakmak
Gözetmek, korumak
bakmak
Bebeğin veya çocuğun eğitim ve bakımıyla ilgilenmek
bakmak
Önem vermek, önem vererek üzerinde durmak
bakmak
Başka bir şeyle ilgilenmeyip elindeki veya önündeki işle uğraşır olmak
bakmak
Yapılabilmesi bir şeye bağlı bulunmak
bakmak
Renklerde benzemek, andırmak
bakmak
Bebeğin veya çocuğun eğitim ve bakımıyla ilgilenmek: "Kadınlar, iş dönüşü çocuk bakıyor, yemek hazırlıyorlardı, o yorgunlukla."- N. Cumalı
bakmak
Renklerde benzemek, andırmak. Önem vermek, önem vererek üzerinde durmak: "Aşka kutsal gözle bakanları üzmekten korkarım."- R. H. Karay
bakmak
Bir şeyin gelişmesi veya iyi bir durumda kalması için emek vermek
bakmak
Anlamak, farkına varmak: "Bazı akşamlar bakarım Halil savuşur, nereye gittiğini de kimseye söylemez."- M. Ş. Esendal
Английский Язык - Турецкий язык

Определение bakma в Английский Язык Турецкий язык словарь

Bak
Bey, Türkçede erkeklerin kullandığı sanlardan birisidir. Diğerleri efendi, ağa, efe, çelebi, ağabey, amca, dayıdır. Eski Türkçedeki biçimi beğ idi
bakma
Избранное