büyüyen

listen to the pronunciation of büyüyen
Турецкий язык - Английский Язык
growing

There's growing anger over the government's decision. - Hükümetin kararı üzerine büyüyen öfke var.

Japan was one of the world's fastest growing economies in the 1980s. - Japonya, 1980'lerde en hızlı büyüyen ekonomilerden biriydi.

thriving
expanding
yawning
sprawling

Houston is a huge, sprawling city. - Houston kocaman, büyüyen bir şehir.

backlash
outgrowth
growing on
risinq
accrescent
büyü
magic

Can S. Jobs bring back the magic to Disney? - S.Jobs Disney'e büyüyü geri getirebilir mi?

Not every lamp is magic. - Her lamba büyülü değildir.

büyü
{i} sorcery

There is sorcery behind this, said a sinister voice coming from the crowd. - Kalabalıktan gelen uğursuz bir ses Bunun arkasında büyücülük var dedi.

büyü
spell

The spell was broken and the pig turned into a man. - Büyü bozuldu ve domuz, bir adama dönüştü.

Tom had a coughing spell. - Tom'un öksürük büyüsü vardı.

büyüyen, artan, çoğalan
growing, growing, growing
büyü
charm

They sat still as if they were charmed by the music. - Onlar sanki müzikten büyülenmiş gibi sessiz oturdular.

Paris has a great charm for Japanese girls. - Paris Japon kızları için büyük bir cazibeye sahiptir.

büyü
fascination

Studying languages is my biggest fascination and hobby. - Dil öğrenmek benim en büyük tutkum ve hobimdir.

gitgide büyüyen şey
snowball
büyü
weird
büyü
enchant

Mary's explanations enchanted me and desolated me all at once. - Mary'nin açıklamaları beni büyüledi ve birdenbire beni üzdü.

I'm not enchanting their children. - Ben onların çocuklarını büyülemiyorum.

büyü
conjure
büyü
occultism
büyü
incantation
büyü
bewitchment
büyü
black art

Tom is a practitioner in the black arts. - Tom bir kara büyü uygulayıcısıdır.

büyü
hex
büyü
grow up

I want to be somebody when I grow up. - Büyüdüğümde ben önemli biri olmak istiyorum.

When I grow up, I want to be an English teacher. - Büyüyünce, bir İngilizce öğretmeni olmak istiyorum.

büyü
conjuration
büyü
sortilege
büyü
{f} grown up

He is, as it were, a grown up baby. - O, adeta, büyümüş bir bebek.

His children have grown up. - Onun çocukları büyüdü.

büyü
bewitchery
büyü
grow

I want to be a pilot when I grow up. - Büyüdüğüm zaman bir pilot olmak istiyorum.

You must not smoke till you grow up. - Büyüyünceye kadar sigara içmemelisin.

büyü
voodooism
büyü
enchantment
büyü
{i} witchcraft

The pentagram is an important symbol in witchcraft. - Beş köşeli yıldız büyücülükte önemli bir semboldür.

Mary was accused of practicing witchcraft. - Mary, büyü uygulama konusunda suçlanıyordu.

büyü
theurgy
büyü
voodoo
büyü
crescere
büyü
spells

This fantasy book is a succession of really flashy magical spells and that makes it boring instead. - Bu fantezi kitap gösterişli çok güzel büyülerin bir birbirini izlemesidir ve onun yerine bu onu sıkıcı yapar.

Tom has a lot of dizzy spells. - Tom'un birçok baş döndürücü büyüleri vardır.

büyü
put spell
amerika'da doğup büyüyen japon
nisei
anormal büyüyen
excrescent
ağaç altında büyüyen çalılar
underwood
beraber büyüyen
ankylosing
büyü
hoodoo
büyü
the black art

Tom is a practitioner in the black arts. - Tom bir kara büyü uygulayıcısıdır.

büyü
magic, spell, incantation, sorcery, charm
büyü
obeah
büyü
glamor

She's a glamorous girl. - O büyüleyici bir kız.

büyü
(hint) Maya
büyü
witchery
büyü
witching
büyü
{i} glamour
büyü
glamour [Brit.]
büyü
romance
büyü
art

He is one of the greatest artists in Japan. - Japonya'daki en büyük sanatçılardan biridir.

He is such a great artist that we all admire. - O öyle büyük bir sanatçı ki hepimiz ona hayranız.

büyü
{i} medicine

There's a big bottle of aspirin in the medicine cabinet. - Ecza dolabında büyük bir şişe aspirin var.

Grandmother believes that Chinese medicines are the best. - Büyükanne, Çin ilaçlarının en iyi olduğuna inanıyor.

büyü
burgeon
giderek büyüyen problem
a growing problem
hasattan sonra büyüyen otlar
aftergrass
içeriye doğru büyüyen
ingrowing
kendiliği den büyüyen
volunteer
kıyıda büyüyen ot
marram
mantar gibi büyüyen kasaba
mushroom town
çabuk büyüyen
spontaneous
çamurlu yerde büyüyen
uliginose
çifter çifter büyüyen
twin track
Турецкий язык - Турецкий язык

Определение büyüyen в Турецкий язык Турецкий язык словарь

BÜYÜ
(Osmanlı Dönemi) Cin gibi manevî varlıklar aracılığı ile insan veya başka varlıklar üzerinde etki meydana getirme işi. Dinimiz büyücülerin şerrinden, kötülüklerinden Allah'a sığınmamızı emreder. Müslüman büyücülük yapmaz
büyü
Karşı durulmaz güçlü etki: "Ondan tüten görünmez bir büyünün içinde titriyorum."- Y. Z. Ortaç
büyü
Tabiat kanunlarına aykırı sonuçlar elde etmek iddiasında olanların başvurdukları gizli işlem ve davranışlara verilen genel ad, afsun, sihir, füsun, bağı: "Akkız Ana, Hasan'a gönül vermenin bir büyü olduğunu, ne kadar anlatmışsa da kâr etmemiş."- H. E. Adıvar
büyü
Karşı durulmaz güçlü etki
büyüyen
Избранное