It is forbidden to throw things out of the window.
- Pencereden dışarı bir şeyler atmak yasaktır.
Tom tried to sell his old VCR instead of throwing it away, but no one would buy it, so he ended up throwing it away.
- Tom eski video kaset çalarını atmak yerine satmaya çalıştı fakat hiç kimse onu almadı bu yüzden sonunda onu attı.
Yelling and screaming is not going to get you anywhere.
- Bağırmak ve çığlık atmak seni hiç bir yere götürmez.
Tom opened his mouth to scream.
- Tom çığlık atmak için ağzını açtı.
She spoke with me in English in order to show off.
- Hava atmak için benimle İngilizce konuştu.
Tom just wants to show off.
- Tom sadece hava atmak istiyor.
I want to score more goals.
- Daha fazla gol atmak istiyorum.
It's unusual for defensive players to score many goals.
- Defans oyuncuları için birçok gol atmak alışılmadık bir şeydir.
If you go around flinging mud, some of it will stick to you.
- Eğer çamur atmaya gidersen onun birazı sana yapışır.
If only you'd thought of that before shooting your big mouth off.
- Keşke desteksiz atmadan önce onun hakkında düşünseydin.
Some people started throwing rocks.
- Bazı insanlar taş atmaya başladılar.
I wish you'd quit throwing things at me.
- Keşke eşyaları bana atmaktan vazgeçsen.
We'll have to come up with something soon.
- Yakında bir şey ortaya atmak zorunda kalacağız.
In order to achieve that, you'll have to take risks.
- Onu başarmak için kendini tehlikeye atmak zorunda kalacaksın.
In order to get it done, you'll have to take risks.
- Bunu yaptırmak için kendini tehlikeye atmak zorundasın.
I'm so sorry. I didn't mean to kick you.
- Ben çok üzgünüm. Niyetim sana tekme atmak değildi.
I would like to punch Tom in the head.
- Tom'un kafasına yumruk atmak istiyorum.
You're so rude that I want to punch you.
- O kadar kabasın ki sana yumruk atmak istiyorum.
You might want to glance at this.
- Buna göz atmak isteyebilirsin.
I just want to glance at the paper.
- Gazeteye sadece göz atmak istiyorum.
I will go and take a look at the house.
- Eve bir göz atmak için gideceğim.
Would you like to take a look at it?
- Buna bir göz atmak ister misin?
At that precise position, at Jim’s house.
I'm offering it - just to select customers - at cost.
Men at work.
At six o’clock, at closing time.