Tom küçük bir malzeme kutusu tutuyordu.
- Tom was holding a small box of stuff.
Tom elini tutarak Mary ile oturdu.
- Tom sat with Mary, holding her hand.
Nefesinizi tutarak kendinizi öldüremezsiniz.
- You cannot kill yourself by holding your breath.
Açık söylemek gerekirse, bu takımın kazanamayacak olmasının sebebi onları geride tutmanızdır.
- To put it bluntly, the reason this team won't win is because you're holding them back.
Erkek kardeşim elinde bir kamera tutuyor.
- My brother is holding a camera in his hand.
Dün kollarında bir tavşan tutan bir adam gördüm.
- I saw a man holding a rabbit in his arms yesterday.
Tutuklu onu tutan gardiyanlardan kaçtı.
- The prisoner broke away from the guards who were holding him.
Açık söylemek gerekirse, bu takımın kazanamayacak olmasının sebebi onları geride tutmanızdır.
- To put it bluntly, the reason this team won't win is because you're holding them back.
Sami tutmakta olduğu her şeyi düşürdü.
- Sami dropped everything he was holding.
... that the books that you're holding in your hand are the blood and sinew for, and take ...
... The person holding it is not new. ...