şanssız

listen to the pronunciation of şanssız
Турецкий язык - Английский Язык
unlucky

4219 is an extremely unlucky number. - 4219 son derece şanssız bir sayıdır.

Some people believe that thirteen is an unlucky number. - Bazı insanlar on üçün şanssız bir sayı olduğuna inanmaktadır.

{s} unfortunate

There was an unfortunate incident at home. - Evde şanssız bir kaza vardı.

I do find that unfortunate. - Ben bunu şanssız buluyorum.

untoward
ill-starred
luckless
hapless
unlucky, unfortunate
distressed
down on one's luck
evil
unsuccessful
ill fated
star crossed
fortuneless
inauspicious
out of luck

When Tom lost his wallet, he was out of luck. - Tom cüzdanını kaybettiğinde şanssızdı.

unhappy

Tom has had many unhappy experiences. - Tom'un çok şanssız deneyimleri olmuştur.

badly-off
ill-fated
deuced
starcrossed
ill starred
şans
luck

I know what a lucky boy I am. - Ben ne şanslı bir çocuk olduğumu biliyorum.

I wish you good luck. - Sana iyi şanslar diliyorum.

şans
fortune

You'll make a fortune by taking a chance. - Bir şans elde ederek bir kader yaratacaksın.

He had the good fortune to marry a pretty girl. - Güzel bir kızla evlenmek için iyi şansı vardı.

şans
chance

I had a chance to meet him in Paris. - Paris'te onunla buluşma şansım vardı.

Gerhard Schroeder is the first German chancellor not to have lived through World War II. - Gerhard Schröder, II. Dünya Savaşı boyunca yaşamayan ilk şansölyedir.

şanssız olmak
to be out of luck
şanssız gün
black-letter day
şanssız kimse
unfortunate
şans
hap

I happened along when the car hit the boy. - Araba çocuğa çarptığında şans eseri karşılaştım.

You're very lucky you know! A such thing happen only once in a lifetime. - Bilirsin çok şanslısın! Böyle bir şey bir ömür boyu sadece bir kez olur.

şans
{i} show
şans
good fortune

Most people judge men only by their success or their good fortune. - Çoğu insan erkekleri sadece onların başarıları ya da iyi şansıyla değerlendirir.

She had the good fortune to get into the school she wanted to. - Şanslıydı ki istediği okula girdi.

şans
hep
şans
break

This could be my big break. - Bu benim büyük şansım olabilir.

Tom can't catch a break. - Tom bir şans yakalayamaz.

şans
shot

Tom didn't think he had a chance to succeed, but he at least wanted to give it a shot. - Tom başarmak için bir şansı olduğunu düşünmüyordu fakat o hiç olmazsa bir fırsat vermek istedi.

Give me another shot. - Bana bir şans daha ver.

şans
fluke
şans
odds
şans
serendipity
şans
have chance
şans
luck of
şans
by luck
aşkta şanssız
love crossed
yana şanssız olmak
be down on
şans
haphazard
şans
{i} auspiciousness
şans
{s} fluky
şans
{i} star

Tom got a chance to start over. - Tom'un başlamak için bir şansı var.

I am giving you a star. - Sana bir şans veriyorum.

şans
{i} good luck

I wish you good luck. - Sana iyi şanslar diliyorum.

Goodbye and good luck. - Güle güle ve iyi şanslar.

şans
opportunity

Sami went to Canada, looking for opportunity. - Sami şans aramak için Kanada'ya gitti.

One day, all children in Malaysia will have the opportunity to attain an excellent education. - Bir gün, Malezya'nın tüm çocukları mükemmel bir eğitime ulaşma şansına sahip olacak.

şans
hit

I happened along when the car hit the boy. - Araba çocuğa çarptığında şans eseri karşılaştım.

Tom was lucky that Mary didn't hit him. - Mary ona vurmadığı için Tom şanslıydı.

şans
Good luck!

Goodbye and good luck. - Güle güle ve iyi şanslar.

Tom wished Mary good luck. - Tom Mary'ye iyi şans diledi.

şans
inning
şans
hazard
şans
turnup
şans
flukey
şans
peradventure
şans
luck, chance, good fortune, break
şans
innings
Турецкий язык - Турецкий язык
Talihi olmayan, talihsiz
şans
Talih, baht, felek
şans
Talih, baht, felek: "Bir hafta içinde kayıplar ve kazanmalarla şansım değişti."- R. H. Karay
şanssız
Избранное