üstündeki

listen to the pronunciation of üstündeki
Турецкий язык - Английский Язык
above

There was a bowling trophy on the shelf above Tom's desk. - Tom'un masasının üstündeki rafta bir bovling kupası vardı.

The part of an iceberg under the water is much larger than that above the water. - Bir buzdağının su altındaki parçası su üstündeki parçasından çok daha büyüktür.

atop
üst
top

He lives at the top of the hill. - O, tepenin üst kısmında yaşıyor.

Tom put his wallet on top of the dresser. - Tom cüzdanını şifoniyerin üstüne koydu.

üst
upper

He had not swum more than a few yards before one of the skulking ground sharks had him fast by the upper part of the thigh. - Saklanan zemin köpek balıklarından biri onu uyluğun üst kısmından hızla yakalamadan önce o birkaç yardadan daha fazla yüzmemişti.

My upper right wisdom tooth hurts. - Üst sağ yirmilik dişim ağrıyor.

üstündeki yazı
superscription
üst
{i} senior

This seminar will target senior marketing leaders from Japanese firms. - Bu seminer Japon firmalarından üst düzey pazarlama liderlerini hedef alacaktır.

He holds a senior position in the government. - O, hükümette üst düzey bir konuma sahiptir.

üst
superior

These products are superior to theirs. - Bu ürünler onlarınkinden daha üstün.

This cloth is superior to that. - Bu kumaş ona göre daha üstün.

üst
upper side, upper part, top; outside surface; clothing, dress; body; (para) remainder, change; superior; upper, uppermost
üst
surface
üst
covering
üst
at or about (a certain time): öğle üstü in the early afternoon/ at noon
üst
upstairs

We heard someone go upstairs. - Birinin üst kata gittiğini duyduk.

She went upstairs to her bedroom. - O üst kata yatak odasına gitti.

üst
high

There are few high-ranking positions left open for you. - Sizin için açık bırakılmış birkaç üst düzey pozisyon var.

His beating four competitors in a row won our high school team the championship. - Onun üst üste dört rakibini yenmesi lise takımımıza şampiyonluk kazandırdı.

üst
(Biyokimya) super

This cloth is superior to that. - Bu kumaş ona göre daha üstün.

His paper is superior to mine. - Onun raporu benimkine göre üstündür.

üst
dress

Tom put his wallet on top of the dresser. - Tom cüzdanını şifoniyerin üstüne koydu.

That dress looks good on you. - O elbise senin üstünde iyi gözüküyor.

üst
body

The guards performed a body cavity search. - Muhafızlar üst araması yaptı.

Tom has no upper body strength. - Tom'un üst vücut gücü yok.

üst
above

Health is above wealth, for this does not give us so much happiness as that. - Sağlık zenginliğin üstündedir, zira zenginlik bize sağlık kadar çok mutluluk vermiyor.

We saw the sun rise above the horizon. - Biz ufkun üstünde güneşin doğuşunu gördük.

üst
(Matematik) power

He swept to power in 1929. - 1929'da ezici bir üstünlükle iktidara geldi.

He believed in the supreme power of the law. - Hukukun üstün gücüne inanıyordu.

üst
change

Tom told the taxi driver to keep the change. - Tom sürücüye para üstünün kalmasını söyledi.

You gave me the wrong change. - Bana paranın üstünü yanlış verdin.

üst
uppermost
üst
clothing
üst
(Ticaret) major

A major is above a captain. - Binbaşı yüzbaşının üstündedir.

üst
(İnşaat) topping
üst
(Bilgisayar) ceiling

Tom is lying on his back, staring at the ceiling. - Tom sırt üstü uzanıyor, tavana bakıyor.

üst
remainder
üst
chief

The chief clerk is not a hardworking man, but gets ahead rapidly because he knows how to curry favor with his superiors. - Baş katip çalışkan bir adam değil fakat üstlerine nasıl yaltaklanacağını bildiği için çabuk ilerliyor.

üst
outside surface
üst
upper side
üst
(Matematik) exponential

The exponential function has a horizontal asymptote. - Üstel fonksiyonun yatay asimptotu vardır.

The greatest shortcoming of the human race is our inability to understand the exponential function. - İnsan ırkının en büyük eksikliği üstel işlevi anlamak için bizim yetersizliğimizdir.

üst
upper part

He had not swum more than a few yards before one of the skulking ground sharks had him fast by the upper part of the thigh. - Saklanan zemin köpek balıklarından biri onu uyluğun üst kısmından hızla yakalamadan önce o birkaç yardadan daha fazla yüzmemişti.

The upper part of the mountain is covered with snow. - Dağın üst kısmı karla kaplıdır.

üst
powers
üst
ultra
üst
on top

He put the skis on top of the car. - Kayakları arabanın üstüne koydu.

A house is built on top of a solid foundation of cement. - Bir ev, çimentodan yapılmış sağlam bir temel üstüne inşa edilmiştir.

mezarın üstündeki toprak yığını
burial mound
toprak üstündeki
aboveground
yer üstündeki
overground
üst
upper surface, top: Kütüğün üstüne oturdu. She sat down on the log
üst
space over or above: Üstümde ay parlıyordu. The moon was shining above me
üst
highup
üst
parent , powers , upper , exponent , top
üst
(a) superior, (a) boss
üst
remainder, rest (of an amount of money)
üst
clothes: Üstünü kirletme ha! Don't get your clothes dirty, you hear?
üst
top, upper: en üst kat topmost floor. yokuşun üst yanında on the upper part of the slope
Турецкий язык - Турецкий язык

Определение üstündeki в Турецкий язык Турецкий язык словарь

üst
Bir şeyin dış yüzü, yüzey: "Ağzında lokmayı birdenbire yutmaya kıyamıyor, dilinin üstünde gezdiriyordu."- Ö. Seyfettin
Üst
(Hukuk) FEVK
Üst
yan
üst
us
üst
Bazı tamlamalarda zaman bildirir
üst
Birine göre yüksek aşamada olan kimse, mafevk
üst
Birkaç şeyden birbirine göre yukarıda olan: "Kadınların beni böyle göz hapsine almaları yüzünden üst düğmelerimi gevşetemiyordum."- R. N. Güntekin. Öte, arka: "Ben onu Şehzade Camisi'nin üst yanında, sokak içi, eski ahşap bir evde tanıdım."- Y. Z. Ortaç
üst
Artan, geriye kalan bölüm
üst
Giyecek, giysi
üst
Bazı deyimlerde sorumluluk, yükümlülük anlatır
üst
Bir şeyin görülen yanı, yüzü: "Bu sefer taşın üstünden inip yere oturdu."- M. Ş. Esendal
üst
Birine göre yüksek aşamada olan kimse
üst
Bir şeyin görülen yanı, yüzü
üst
İlgilenilen, üzerinde durulan konu
üst
Bir şeyin yukarı, göğe doğru olan yanı, fevk
üst
Vücut, beden
üst
Bir şeyin yukarı, göğe doğru olan yanı, fevk: "Köyün üst tarafında, saman, taş ve yangın arasında, üstü sazlarla örtülmüş bir kulübenin önünde ateş yanıyor."- H. E. Adıvar
üst
Bir şeyin dış yüzü, yüzey
üst
Artan, geriye kalan bölüm: "Bir liranın üstü olarak uşağın getirdiği yetmiş beş kuruşu masanın üstünden kaldırmaz."- A. Ş. Hisar
üst
Sınıflamalarda temel olarak alınan bir tipe göre ileri derecede olan
üst
Öte, arka
üst
Birkaç şeyden birbirine göre yukarıda olan
üst
Bazı tamlamalarda zaman bildirir: "Hiç unutmam; 1934 yılı sonbaharının serince bir akşamüstü idi."- Y. K. Karaosmanoğlu
üst
Bazı deyimlerde sorumluluk, yükümlülük anlatır. İlgilenilen, üzerinde durulan konu
üstündeki
Избранное