üretmek

listen to the pronunciation of üretmek
Турецкий язык - Английский Язык
generate

Nuclear power plants rely upon the fission of uranium to generate heat. - Nükleer enerji santralleri, ısı üretmek için uranyum fizyonuna dayanır.

We have to generate new revenue. - Yeni gelir üretmek zorundayız.

produce

As a general rule, it's simple to criticize, but difficult to produce alternative suggestions. - Genel bir kural olarak, eleştirmek kolaydır ama alternatif öneri üretmek zordur.

If you are a member of a primitive community and you wish to produce, say, food, there are two things that you must do. - Eğer ilkel bir topluluğun bir üyesi isen ve üretmek istersen, örneğin, yiyecek,yapman gereken iki şey vardır.

to produce, to generate, to breed, to propagate, to put sth out, to bring sth out, to turn sth out
come up with
bring out
put something out
turn something out
raise
generating
spawn
(Ticaret) output
produced
reproduce

Is it possible to reproduce 70 copies of your report which appeared in the November issue of The Network and distribute them to our agents? - The Network'ün kasım meselesinde görünen raporunun 70 kopyasını üretmek ve onları ajanlarımıza dağıtmak mümkün mü?

propagate
put out
turn out
churn out
fabricate
manufacture

This company manufactures computer chips. - Bu şirket bilgisayar çipleri üretmektedir.

Many of our clothes are made in Bangladesh because it's the cheapest place to manufacture them­. - Onları üretmek için en ucuz yer olduğundan dolayı elbiselerimizin çoğu Bengladeş'te yapılırlar.

to produce

If you are a member of a primitive community and you wish to produce, say, food, there are two things that you must do. - Eğer ilkel bir topluluğun bir üyesi isen ve üretmek istersen, örneğin, yiyecek,yapman gereken iki şey vardır.

You should try to produce grammatical sentences. - Dil bilgisi açısından doğru olan cümle üretmek için çalışman gerekir.

breed
procure
incubate

You will have to incubate the eggs artificially. - Yumurtaları yapay olarak üretmek zorunda olacaksın.

grow
procreate
bring something out
(Tekstil) achieve
yeniden üretmek
reproduce
üretme
generation
üretme
{i} producing

Man is the only creature that consumes without producing. He does not give milk, he does not lay eggs, he is too weak to pull the plough, he cannot run fast enough to catch rabbits. - İnsan, üretmeden tüketen tek yaratıktır. Süt vermez, yumurtlamaz, pulluğu çekmek için çok zayıf, tavşanları yakalamak için yeterince hızlı koşamaz.

He went to America for the purpose of learning a new method of producing crops. - Mahsulleri üretmek için yeni bir yöntem öğrenmek amacıyla Amerika'ya gitti.

üretme
production
seri olarak üretmek
to mass-produce
üretme
(Gıda) cultivation
buhar üretmek
steam
melez ırk üretmek
cross
seri olarak üretmek
mass-produce
çözüm üretmek
work out
çözüm üretmek
find a solution
çözüm üretmek
solve
önceden üretmek
prefabricate
üre
(Denizbilim) urine
üretme
effecting
üretme
(Arılık) rear
üretme
(Tıp) genesis
üretme
reproduction
üretme
(Dilbilim) generate

We're trying to generate business. - Biz iş üretmeye çalışıyoruz.

Nuclear power plants rely upon the fission of uranium to generate heat. - Nükleer enerji santralleri, ısı üretmek için uranyum fizyonuna dayanır.

üre
urea
üre
procreate
üre
carbamide
bahane üretmek
excuse to produce
üre
{f} breeding

To the best of my knowledge, this chemical will prevent germs from breeding. - Bildiğim kadarıyla, bu kimyasal mikropların üremesini engelleyecek.

This chemical will prevent germs from breeding. - Bu kimyasal mikropların üremesini engeller.

fazla üretmek
overproduce
gereğinden fazla üretmek
overproduce
ham maddeden üretmek
create from raw stuff
ham maddeden üretmek
create from raw material
melez üretmek
hybridize
polarizasyon üretmek
polarize
saat üretmek
watchmake
saat üretmek
watchmaking
sarkom üretmek
(Tıp) sarcomagenic
talebi aşan miktarda üretmek
overproduce
yasadışı alkol üretmek
moonshine
yeni fikirler üretmek için toplanma
brainstorming
çok büyük miktarda üretmek
overproduce
üre
ureal
üre
{f} manufacturing

The manufacturing process has been streamlined. - Üretim süreci geliştirildi.

They are manufacturing TV sets in this factory. - Onlar bu fabrikada TV setleri üretiyorlar.

üretme
breeding
üretme
working
üretme
culture
üretme
generation, breeding
üretme
procreation
üretme
fabrication
Турецкий язык - Турецкий язык
Ekonomik bir etkinlik sonucu ürün elde etmek
Aynı türden canlıları çoğaltmak
Oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek
istihsal etmek
yapmak
Üre
kaurit tutkalı
üre
Süt ve darı ile yapılan tatlı
üre
Sakarya iline özgü bir tatlı
üre
Yapay reçine verniği ve tutkalı üretiminde kullanılan billursu toz
üre
Memelilerde pratein metobolizmasının son ürünü olan madde
üre
Yapay reçine verniği ve tutkalı üretiminde kullanılan temel gereçlerden beyaz, billursu toz
üre
Sakarya iline özgü bir tür köfte
üre
Azotlu besinlerin vücutta yanmasıyla oluşan, erimiş bir durumda idrarla dışarı atılan azotlu madde
üre
Tarımda kullanılan azotlu gübre
üre
Vücutta biriken azotlu bileşik
üre
Memelilerde protein metabolizmasının son ürünü olan ve idrarla dışarı atılan bileşik
üre
Yapay reçine verniği ve tutkalı üretiminde kullanılan beyaz ve billursu toz
üretme
Üretmek işi veya durumu, çoğaltma
üretmek
Избранное