ücretsiz

listen to the pronunciation of ücretsiz
Турецкий язык - Английский Язык
free

When I was young I got lots of things for free. - Gençken,birçok şeyi ücretsiz aldım.

I got this CD player for free. - Ben bu CD çaları ücretsiz aldım.

free of charge

I got the ticket free of charge. - Bileti ücretsiz aldım.

Children under three are admitted free of charge. - Üç yaşın altındaki çocuklar ücretsiz kabul ediliyor.

free; for nothing, gratis
post free
unpaid; free, gratis, complimentary; gratis
(Hukuk) non-wage
unpaid

He was sentenced to 200 hours of unpaid work. - O, 200 saat ücretsiz çalışma cezasına çarptırıldı.

Most of the people working here are unpaid volunteers. - Burada çalışan insanların çoğu, ücretsiz gönüllülerdir.

(posta) postage free
free, free of charge, gratuitous
cost free
(Ticaret) şans frais
free of cost
complimentary

The drinks are complimentary. - İçecekler ücretsizdir.

First class plane flights come with complimentary alcohol. - Birinci sınıf uçak bileti ücretsiz alkol ile birlikte gelir.

(Ticaret) sans frais
for nothing

You can have it for nothing. - Onu ücretsiz alabilirsin.

You can have this book for nothing. - Bu kitabı ücretsiz alabilirsin.

to free
ücret
price

The food at this restaurant is not good, the prices expensive, and the service lousy. In short, don't go to this restaurant. - Bu restorandaki yemek iyi değil, ücretler pahalı ve servis berbat. Kısaca bu restorana gitme.

Tom won't lower the price. - Tom ücreti indirmeyecek.

ücret
fee

There is no admission fee for children under five. - 5 yaş altı çocuklar için giriş ücreti yoktur.

The net-cafes here cater to students; fees start at around a pound an hour. - Buradaki net-kafeler öğrencilere yiyecek ve içecek sağlamaktadır; ücretler yaklaşık saati bir pounddan başlamaktadır.

ücret
{i} wage

The union won a 5% wage increase. - Sendika, % 5 oranında ücret artışı kazandı.

Tom's been working for minimum wage. - Tom asgari ücret için çalışmaktadır.

ücret
charge

Would you be willing to send me a sample free of charge? - Bana ücretsiz bir numune gönderir misiniz?

Do you charge for delivery? - Teslimat için bir ücret alıyor musunuz?

ücret
cost

How much does it cost to get in? - İçeri girmenin ücreti ne kadar?

The biggest concern is cost. - En büyük kaygı ücret.

ücret
pay

Everyone, without any discrimination, has the right to equal pay for equal work. - Herkesin, hiçbir fark gözetilmeksizin, eşit iş karşılığında eşit ücrete hakkı vardır.

Everyone has the right to rest and leisure, including reasonable limitation of working hours and periodic holidays with pay. - Her şahsın dinlenmeye, eğlenmeye, bilhassa çalışma müddetinin makul surette sınırlandırılmasına ve muayyen devrelerde ücretli tatillere hakkı vardır.

ücretsiz göndermek mektup
frank
ücretsiz izin
Leave without pay
ücretsiz olan iş
The job for free
ücretsiz arama
toll free call
ücretsiz avukat sağlama
legal aid
ücretsiz giden mektup
frank
ücretsiz giriş
free admission

Tickets are $30, parking is free and children under ten receive free admission. - Biletler 30 dolar, park etmek ücretsiz ve on yaşın altındaki çocuklara ücretsiz giriş.

ücretsiz göndermek
(mektup) frank
ücretsiz izin
unpaid vacation
ücretsiz izin vermek
stand off
ücretsiz onarım
(Hukuk) free repair
ücretsiz park yeri
free parking
ücretsiz telefon numarası
toll-free number
ücret
wages

He promised to pay us high wages. - Bize yüksek ücret ödemeye söz verdi.

The manager advanced him two weeks' wages. - Yönetici ona iki haftalık ücreti avans verdi.

ücret
{i} rate

Is there a special rate for this tour? - Bu tur için özel bir ücret var mı?

What's your hourly rate? - Senin saat ücretin nedir?

ücret
payment

The fee includes the payment for professional services needed to complete the survey. - Araştırmayı tamamlamak için gereken mesleki hizmetler ücrete dahildir.

ücret
wages, pay, payment, screw; fee; cost, price
ücret
{i} remuneration

The professor who invented it has the right to reasonable remuneration from the university. - Onu icat eden profesör, üniversiteden makul bir ücret hakkına sahip

ücret
{i} terms
ücret
{i} hire

It wasn't my idea to hire him. - Onu ücretle çalıştırmak benim fikrim değildi.

We've hired Tom to paint our garage. - Garajımızı boyaması için Tom'u ücretle tuttuk.

ücret
earning

A higher minimum wage can raise earnings and reduce poverty. - Daha yüksek asgari ücret, kazançları yükseltip yoksulluğu azaltabilir.

ücret
consideration
ücret
tollage
ücret
dock
ücret
paying

If necessary, I have no objection to paying a special fee. - Eğer gerekliyse, özel bir ücret ödemeye hiçbir itirazım olmaz.

I have no objection to paying a special fee if it is necessary. - Gerekirse özel bir ücret ödeme konusunda herhangi bir itirazım yok.

ücret
(Latin) tributum
ücret
emoluments
ücret
(Ticaret) term
ücret
(Ticaret) labor union
ücret
money

I'm not the only one who doesn't have enough money to pay the membership fee. - Üyelik ücretini ödemek için yeterli paraya sahip olmayan tek kişi ben değilim.

ücret
remunerate
ücret
charged in
mektubu ücretsiz gitmesi için damgalamak
frank
tekrar doldurma ücretsiz
free refills
ücret
earnings

A higher minimum wage can raise earnings and reduce poverty. - Daha yüksek asgari ücret, kazançları yükseltip yoksulluğu azaltabilir.

ücret
wage rate
ücret
(Hukuk) charge, earnings, remuneration, wage
ücret
stipend
ücret
charge (for a hotel room, a service)
ücret
honorarium
ücret
salary

What's the minimum salary in Australia? - Avustralya'da asgari ücret nedir?

What's the minimum salary in the Czech Republic? - Çek Cumhuriyetinde asgari ücret nedir?

ücret
dues

Those who have not paid their dues are asked to see me at the end of class. - Ücretlerini ödememiş olanların dersin sonunda beni görmeleri isteniyor.

ücret
fee, remuneration; wage; salary
ücret
emolument
Турецкий язык - Турецкий язык
Parasız (olarak)
Parasız olarak
Bir karşılık ödemeden alınan
ÜCRETSİZ İZİN
(Hukuk) İzin süresi içinde ücertin kesilmesi; ücret olmadan belli bir süre için izin alınması
ÜCRET
(Osmanlı Dönemi) Hizmet karşılığı verilen şey
Ücret
(Osmanlı Dönemi) HUFARE
Ücret
(Osmanlı Dönemi) ŞEBR
ücret
Kiralanan veya satın alınan bir şey için ödenen para: "Fiyatından daha yüksek bir ücretle satın aldı."- P. Safa
ücret
Kiralanan veya satın alınan bir şey için ödenen para
ücret
İş gücünün karşılığı olan para ve mal: "Ücret emeğin karşılığıdır."- Anayasa
ücret
İş gücünün karşılığı olan para ve mal
ücretsiz
Избранное