özlük

listen to the pronunciation of özlük
Турецкий язык - Английский Язык
brevity
true nature, essential character
briefness
nature, character; person in charge, employee
entity
öz
{i} self

His self-denial is admirable. - Onun özverisi takdire değer.

I lost all my self-confidence. - Tüm özgüvenimi kaybettim.

öz
core

He seems like a softy on the surface, but at the core he's got an iron will that makes him an extremely tough negotiator. - Dış görünüşte bir sümsük gibi görünüyor. Fakat özünde onu zorlu bir delege yapan sağlam bir iradesi var.

öz
essence

The essence of liberty is mathematics. - Özgürlüğün özü matematiktir.

The essence of liberty is mathematics. - Hürriyetin özü matematiktir.

özlük işleri
personnel affairs
özlük işleri
matters pertaining to personnel
öz
own

Railway workers have their own particular terminology. - Demiryolu işçilerinin kendi özel terminolojileri var.

He owns a private jet. - O özel bir jet sahibi.

öz
matter

This is strictly a private matter. - Bu kesinlikle özel bir mesele.

May I talk with you in private about the matter? - Konu hakkında sizinle özel olarak konuşabilir miyim?

öz
{i} epitome
öz
substance
öz
whole

I apologized to the whole team. - Bütün takım için özür diledim.

He covered the whole continent in his private jet. - O, özel jetiyle tüm kıtayı katetti.

öz
{s} genuine
öz
auto-
öz
spirit

I have a free spirit. - Özgür ruhlu birisiyim.

All human beings are born free and equal in dignity and rights. They are endowed with reason and conscience and should act towards one another in a spirit of brotherhood. - Tüm insanlar özgür, şeref ve haklar bakımından eşit doğar. Akıl ve vicdana sahiplerdir ve birbirlerine karşı kardeşlik ruhuyla hareket etmelidir.

öz
juice

I feel amazing thanks to Tom's special orange juice. - Tom'un özel portakal suyu sayesinde harika hissediyorum.

öz
principle

This country is founded upon the principles of freedom, equality and fraternity. - Bu ülke, özgürlük, eşitlik ve kardeşlik ilkeleri üzerine kurulmuş.

öz
(Gıda) intrinsic
öz
echt
öz
(Biyokimya) bio

Those green suits are special suits for reducing the risk of biological contamination. - Bu yeşil takım elbiseler, biyolojik kirlenme riskini azaltmak için özel takım elbiselerdir.

A good biography is interesting and instructive. - İyi bir özgeçmiş, ilgi çekici ve öğreticidir.

öz
(Denizbilim) orijin
öz
substantiality
öz
essential

A free press is essential for democracy. - Özgür bir basın demokrasi için gereklidir.

öz
mind

Do you have anything special in mind? - Aklınızda özel bir şey var mı?

He spoke his mind freely. - O, fikrini özgürce konuştu.

öz
(İnşaat) net

Hackers find new ways of infiltrating private or public networks. - Hackerlar, özel ya da kamuya açık ağlara gizlice girmek için yeni yollar arıyorlar.

öz
self-

I lost all my self-confidence. - Tüm özgüvenimi kaybettim.

Tom's self-confidence was shattered after his boss dressed him down in front of his workmates. - Tom'un öz güveni, patronu iş arkadaşlarının yanında kendisini haşlayınca kırıldı.

öz
soul

Individual freedom is the soul of democracy. - Bireysel özgürlük, demokrasinin ruhudur.

öz
(Denizbilim) code
öz
(Biyokimya) auto

In his autobiography, he repeatedly refers to his unhappy school days. - Öz yaşam öyküsünde, defalarca mutsuz okul günlerinden bahsediyor.

The private colleges and universities of the United States are autonomous. - ABD'nin özel kolejleri ve üniversiteleri özerktir.

öz
extract

Add the vanilla extract. - Vanilya özütünü ekleyin.

öz
guarded
öz
eigen
öz
crux
öz
gist

In reality, the explanation is a bit more complicated than this, but you get the gist. - Açıklama gerçekte bundan biraz daha karmaşık, ama sen özü anladın.

Nobody will say it so bluntly, but that is the gist of it. - Hiç kimse bunu çok açıkça söylemeyecek ama bunun özü odur.

öz
nucleus
öz
guts
öz
kernel
öz
eigen-
öz
pith
öz
base

Dachshund sausages first became popular in New York, especially at baseball games. - Dachshund sosisleri ilk olarak New York'ta popüler oldu, özellikle beyzbol oyunlarında.

Do you like sports? Yes, I especially like baseball. - Spordan hoşlanır mısın? Evet, özellikle beyzboldan hoşlanırım.

öz
essential oil
öz
marrow
öz
{i} content

I want to summarize the content of the presentation and draw a conclusion. - Sunumun içeriğini özetlemek ve bir sonuç çıkarmak istiyorum.

öz
goodness
öz
{i} heartbeat
öz
{i} quintessence
öz
{i} stuff
öz
{i} extraction
öz
{i} quick
öz
{i} medulla
öz
pith and marrow
öz
{i} sum

I'll summarize it all. - Onun hepsini özetleyeceğim.

I have read the article and now I am writing a summary. - Ben yazıyı okudum ve şimdi bir özet yazıyorum.

öz
{i} pulp
öz
safety

Could you explain all the safety features to me once again? - Bana bir kez daha tüm güvenlik özelliklerini açıklayabilir misin?

öz
{i} elixir
öz
{i} entity
öz
{i} substratum
öz
{i} distillation
öz
{i} distillate
öz
full

Full religious freedom is assured to all people. - Tam din özgürlüğü tüm insanlar için güvence altına alınmıştır.

Tom's summaries are always full of misprints. - Tom'un özetleri daima yazım hatalarıyla doludur.

öz
compendious
öz
meat

Hindus don't eat meat, in particular beef, and they are mainly vegetarian in order to respect the animals' lives. - Hindular et, özellikle sığır eti yemezler, onlar hayvanların yaşamlarına saygı duymak için temel olarak vejetaryendirler,

öz
genuine, real
öz
pure, unadulterated, unmixed
öz
German

President Wilson accepted Germany's apology. - Başkan Wilson Almanya'nın özrünü kabul etti.

Germany is a free country. - Almanya özgür bir ülkedir.

öz
(Hukuk) own, substance
öz
inherent
öz
{i} cream

Tom has a craving for chocolate ice cream. - Tom'un çikolatalı dondurmaya bir özlemi vardı.

öz
{i} quiddity
öz
subject
öz
{s} compact
öz
noumenon
öz
brook, stream
Турецкий язык - Турецкий язык
Sepet yapılan düzgün fındık dalı
Kişi, zat
Bir şeyin durumu, mahiyet
özlük hakkı
Genel memur statüsü içinde kişinin, kanunların öngördüğü şekil ve şartlara bağlı olduğu hakkı
özlük işleri
Bir kuruluşta görevlilerin atanmaları, yükselmeleri ve emeklilikleri gibi kişisel işlemlerin bütünü ve bu işleri yürüten bölüm, zat işleri
Öz
nektar
Özlük işleri
zat işleri
öz
Kan bağı ile bağlı, üvey olmayan: "Çocuğun bu yalanı bir anda onu bana bir öz evlat sevgisiyle bağladı."- R. N. Güntekin. İçine, arılığını, saflığını bozacak hiçbir şey karışmamış olan, saf, arı
öz
(Osmanlı Dönemi) lüb
öz
Nehirlerin etrafında bulunan eğimli arazi
öz
Bitkilerin kök, gövde ve dallarının boydan boya ortasında bulunan, hafif, gevrek ve çoğu yumuşak bölüm
öz
"Kendine, kendi kendini" anlamında birleşik kelimeler türetir
öz
Bir kimsenin benliği, kendi manevi varlığı, iç, nefis, derun: "Özünü bir yerde bırakıp sadece kalıbını gezdirmişti."- H. Taner
öz
Can alıcı nokta
öz
Bir şeyin temel ögesi, künh, zübde: "Ortalıktaki krizi sebep gösteriyorlar ama asıl kriz şirketin kendi özünde."- A. Gündüz
öz
çayırlık
öz
Küçük dere
öz
Sulak, verimli yer
öz
Kendi, zat
öz
Çıbanların içinde ölmüş dokudan oluşan irinle birlikte çıkan parça
öz
Bir şeyin en kuvvetli veya kıvamlı bölümü, hulâsa
öz
Bir şeyin en kuvvetli veya kıvamlı bölümü, hülasa
öz
Bir şeyin temel ögesi, künh, zübde
öz
Dere, çay
öz
Bitkilerin kök, gövde ve dallarının boydan boya ortasında bulunan, hafif, gevrek ve çoğu yumuşak bölüm. Çıbanların içinde ölmüş dokudan oluşan irinle birlikte çıkan parça
öz
Sulak yer
öz
Bir kimsenin benliği, kendi manevî varlığı, iç, nefis, derun
öz
İçine, arılığını, saflığını bozacak hiçbir şey karışmamış olan, saf, arı
öz
Kan bağı ile bağlı, üvey olmayan
öz
Kendi, zat: "Bir od düştü yanar tatlı özüme / Dünya zindan görünüyor gözüme."- Karacaoğlan. "Kendine, kendi kendini" anlamında birleşik kelimeler türetir
Английский Язык - Турецкий язык

Определение özlük в Английский Язык Турецкий язык словарь

öz
(Felsefe) Değişebilenin altında yatan değişmeyen
özlük
Избранное