olayı

listen to the pronunciation of olayı
التركية - الإنجليزية

تعريف olayı في التركية الإنجليزية القاموس.

olay
event

Her debut was the biggest social event of the season. - Onun sahneye ilk çıkışı mevsimin en büyük sosyal olayı idi.

It is easy to be wise after the event. - Olaydan sonra akıllı olmak kolaydır.

olay
incident

He described the incident in detail. - O, olayı ayrıntılı olarak açıkladı.

Years intervene between the two incidents. - İki olay arasında yıllar geçer.

olayı çözmek
solve the case
olay
case

I'm going to investigate this case. - Bu olayı araştıracağım.

He was involved in a murder case. - O, bir cinayet olayına karıştı.

olay
(Nükleer Bilimler) phenomena

Tom believes in paranormal phenomena. - Tom normal ötesi olaylara inanıyor.

The scientist explained the strange phenomena in the light of recent scientific knowledge. - Bilimci son bilimsel bilgiler ışığında garip olayları açıkladı.

olay
{i} episode

It was an embarrassing episode. - Utanç verici bir olaydı.

olay
circumstance

Given the circumstances, it was inevitable that such an incident should take place. - Şartlar göz önüne alındığında, böyle bir olayın gerçekleşmesi kaçınılmazdı.

olay
fact

A fact-finding committee was set up to determine the cause of the incident. - Olayın nedenini belirlemek için bir gerçeği bulma komitesi kuruldu.

The fact proves his honesty. - Olay onun dürüstlüğünü kanıtlıyor.

olay
happening

The story was full of marvelous happenings. - Hikaye hayret verici olaylarla doluydu.

You don't need to worry about that happening. - O olay hakkında endişelenmenize gerek yok.

olay
experience

This is Mary's first experience of a death in the family. - Bu, Mary'nin ailedeki ilk ölüm olayıdır.

This experience has changed me. - Bu olay beni değiştirdi.

olay
chose
olay
event, occurrence
olay
apparition
Hall olayı
Hall effect
bir olayı çözmek
(Argo) dope
compton olayı
(Fizik) compton effect
deri olayı
skin effect
olay
thing

Tom often has trouble remembering things. - Tom'un çoğunlukla olayları hatırlama sorunu var.

If Tom would learn to be a little more positive about things, people would probably like him a bit more. - Tom olaylar hakkında biraz daha olumlu olmayı öğrense, büyük olasılıkla insanlar ondan biraz daha hoşlanır.

olay
occurring
olay
accident

The scene of the car accident was a horrifying sight. - Araba kazası olay yeri korkunç bir manzaraydı.

The police took some pictures of the scene of the accident. - Polisler olay yerinin birkaç fotografını çekti.

olay
bang
risk olayı
(Sigorta) risk event
olay
business
olay
occasion

What's the big occasion today? - Bugünkü büyük olay nedir?

olay
occurrence

That occurrence is inevitable. - O olay kaçınılmazdır.

Needless to say, theft was a rare occurrence. - Söylemeye gerek yok, hırsızlık nadir bir olaydı.

olay
phenomenon

Acid rain is not a natural phenomenon. - Asit yağmuru bir doğa olayı değildir.

A rainbow is a natural phenomenon. - Bir gök kuşağı doğal bir olaydır.

olay
news event
olay
episodes
olay
the event
bayrak olayı
(Bilgisayar,Teknik) flag event
bir olayı tahkik etmek
(Hukuk) to investigate a case
büyük spor olayı
carnival
gasp olayı
mugging
gasp olayı bildirmek istiyorum
I want to report a mugging
hasar olayı
(Sigorta) loss event
hizmet olayı
(Bilgisayar) service event
ihlal olayı
(Hukuk) case of infringement
kaza olayı
(Askeri) accident incident
koroner çalma olayı
(Tıp) coronary steal phenomenon
kılcallık olayı
capillary action
merdiven olayı
(Tıp) ladder phenomenon
monroe olayı
(Kimya) munroe's effect
olay
unusual event, incident
olay
instance
olay
event, incident, case, fact, happening, occurrence; phenomenon
olay
scene

The scene of the car accident was a horrifying sight. - Araba kazası olay yeri korkunç bir manzaraydı.

She described the scene in detail. - Olay yerini detaylı olarak tanımladı.

olay
affair

They are going to investigate the affair. - Onlar olayı araştıracak.

He expressed regret over the affair. - Olaydan duyduğu üzüntüyü ifade etti.

olay
contingent
osmoz olayı
osmotic phenomenon
sistem olayı
(Bilgisayar) system event
tünel olayı
tunnel effect
şiddet olayı
act of terrorism
الإنجليزية - الإنجليزية

تعريف olayı في الإنجليزية الإنجليزية القاموس.

olay
Palm leaves, prepared for being written upon with a style pointed with steel
التركية - التركية

تعريف olayı في التركية التركية القاموس.

hava olayı
Atmosferde meydana gelen yağış, nem, rüzgar gibi meteoroloji ile ilgili olay
Olay
fenomen
devinme olayı
Yer'in dönme ekseninin tutulum düzleminin normali çevresinde bir koni çizecek biçimde çok yavaş olarak dönmesi
olay
Önemli tarihî olgu
olay
Ortaya çıkan, oluşan durum, ilgi çeken veya çekebilecek nitelikte olan her türlü iş, hadise, vak'a
olay
Ortaya çıkan, oluşan durum, ilgi çeken veya çekebilecek nitelikte olan her türlü iş, hadise, vaka: "O olaydan sonra bir daha yalnız kalmamıştık onunla."- N. Cumalı. Önemli tarihsel olgu
olay
(Osmanlı Dönemi) hâdise
şiddet olayı
Çevreyi sindirmek için yaratılan olay veya girişilen hareket
الإنجليزية - التركية

تعريف olayı في الإنجليزية التركية القاموس.

hava olayı
Atmosfer içinde meydana gelen ısınma, soğuma, rüzgar ve yağış gibi olay