ziyafet

listen to the pronunciation of ziyafet
التركية - الإنجليزية
feast

King Frederick loved hunting, wine, women and feasts. - Kral Frederick avcılık, şarap, kadınlar ve ziyafetleri severdi.

You are a feast for my eyes. - Sen benim gözlerim için bir ziyafetsin.

banquet

They had a banquet at 12:00. - Onlar 12:00'de ziyafet verdiler.

The banquet was in full swing. - Ziyafete tüm hızıyla devam edildi.

dinner

I was satisfied with the steak dinner. - Biftek ziyafetinden memnun oldum.

Tom and Mary are having a dinner party Monday evening. - Tom ve Mary pazartesi akşamı bir ziyafet veriyor.

feast, banquet şölen, toy
treat
junket
beano
beanfeast
spread
entertainment
dinner party

Tom and Mary are having a dinner party Monday evening. - Tom ve Mary pazartesi akşamı bir ziyafet veriyor.

banguet
fete
symposiac
jollity
ziyafet meraklısı
convivial
ziyafet çekmek/vermek
to give (someone) a lavish meal or banquet; to hold a lavish meal or banquet in (someone's) honor
ziyafet vermek
fete
ziyafet vermek
to give a feast
ziyafet vermek
feast
ziyafet vermek
throw a banquet
ziyafet vermek
banquet
ziyafet çekmek
regale
ziyafet çekmek
feast
kavuşma şerefine ziyafet vermek
kill the fatted calf
kendi kendine ziyafet çekmek
give oneself a treat
kendine ziyafet çekmek
regale oneself on
kılık kıyafet, köpeklere ziyafet
(Konuşma Dili) He looks like something the cat brought in
التركية - التركية
Konukları yemekli, eğlenceli ağırlama, şölen, toy: "Resmî ziyafetlerin ve büyük düğünlerin yemeklerini hep ona ısmarlamak âdet olmuştur."- R. N. Güntekin
Konukları yemekli, eğlenceli ağırlama, şölen, toy
(Osmanlı Dönemi) insanlara, aziz misafirler için kurulmuş nimet sofrası
(Osmanlı Dönemi) NAKİA
(Osmanlı Dönemi) SİMAT
(Osmanlı Dönemi) RİFADE
ZİYAFET
(Osmanlı Dönemi) Karışık ve değişik olma
ziyafet
المفضلات