zevkli

listen to the pronunciation of zevkli
التركية - الإنجليزية
amusing
pleasurable

I've always found her unbelievably pleasurable. - Ben her zaman onu inanılmaz zevkli buldum.

enjoyable

A hospital stay isn't very enjoyable. - Hastanede kalmak çok zevkli değil.

Learning a foreign language is truly interesting and enjoyable. - Bir yabancı dil öğrenmek gerçekten ilginç ve zevkli.

tasteful
pleasant

I found it pleasant walking in the country. - Kırsalda gezmeyi zevkli buldum.

It's pleasant to take a walk on the plateau. - Platoda yürüyüş yapmak zevklidir.

enjoyable, pleasant, amusing; with good taste
with good taste
dilly
fun

It's a lot of fun to play basketball. - Basket oynamak çok zevklidir.

This novel is fun and enjoyable. - Bu roman eğlenceli ve zevkli.

funny
done in good taste, tasteful
zestful
(something) which gives one pleasure or delight, pleasurable, delightfully amusing
(someone) who has good taste, tasteful, discriminating
gracious
select
tasty
decorous
delightful
easy
enjoy

A hospital stay isn't very enjoyable. - Hastanede kalmak çok zevkli değil.

This novel is fun and enjoyable. - Bu roman eğlenceli ve zevkli.

neat
spicy
zevk
enjoyment

The poor acoustics in the hall severely affected the audience's enjoyment of the concert. - Salonun zayıf akustiği, dinleyicilerin konserden zevk almalarını ciddi şekilde olumsuz etkiledi.

Music and art can greatly contribute to the enjoyment of life. - Müzik ve sanat, yaşam zevkine çok büyük ölçüde katkıda bulunabilirler.

zevk
pleasure

To swim in the ocean is my greatest pleasure. - Okyanusta yüzmek benim en büyük zevkimdir.

We derive a lot of pleasure from books. - Biz kitaplardan çok zevk elde ederiz.

zevkli bir şekilde
tastefully
zevkli bir şekilde
tastily
zevkli bir biçimde
pleasurably
zevkli bir hal almak
become pleasurable
zevkli bulmak
find something pleasurable
zevkli görmek
find something pleasurable
zevkli hale gelmek
become pleasurable
zevkli kılmak
make something pleasurable
zevkli olmak
become pleasurable
zevk
{i} fancy
zevk
{i} meat
zevk
luxury
zevk
{i} like

I enjoy visiting exciting cities like New York, Chicago, and Boston. - New York, Chicago ve Boston gibi heyecan verici şehirleri ziyaret etmekten zevk alıyorum.

I don't like dirty jokes, but I get a kick out of it when you tell them. - Müstehcen fıkraları sevmem fakat onları anlattığında ondan çok zevk alırım.

zevk
treat
zevk
taste

There is no accounting for tastes. - Zevkler ve renkler tartışılmaz.

It requires a good taste to study art. - Sanat öğrenimi yapmak iyi bir zevk gerektirir.

zevk
{i} sweet

The pain you go through because of love is by far sweeter than any other pleasure. - Aşktan dolayı katlandığın acı herhangi bir zevkten çok daha tatlıdır.

I appreciate sweet things and books. - Tatlı şeyler ve kitaplardan zevk alırım.

zevk
man

From this time the man and his wife lived so happily together that it was a pleasure to see them. - Bu vakitten sonra adam ve karısı birlikte o kadar mutlu yaşadılar ki onları görmek bir zevkti.

I know why there are so many people who love chopping wood. In this activity one immediately sees the results. -- Albert EINSTEIN - Neden odun kesmekten büyük zevk alan bu kadar çok insan olduğunu biliyorum. Bu aktivitede sonuçları hemen anında görürsünüz. -- Albert EINSTEIN

zevk
ecstasy
zevk
flavour
zevk
appreciation
zevk
amusement
zevk
joy

She's jumping with joy. - O, zevkten dört köşe oluyor.

I jumped for joy when I heard the news. - Heberi duyduğumda zevkten dört köşe oldum.

zevk
delightfulness
zevk
savour
zevk
indulgence
zevk
delight

I have received your letter and read it with delight. - Senin mektubunu aldım ve onu zevkle okudum.

To see the sunrise from a mountaintop is a delight. - Bir dağ zirvesinden güneş'in doğuşunu izlemek bir zevk.

zevk
zest
zevk
pleasantness
zevk
fleshpots
zevk
fun

Don't come to school just for fun. - Sadece zevk için okula gelmeyin.

Jane is fun to be with. - Jane ile birlikte olmak zevkli.

zevk
gusto
zevk
amuse

We were greatly amused by her story. - Onun hikayesinden oldukça zevk aldık.

zevk
gratification

That job gave him little gratification. - Bu iş ona biraz zevk verdi.

ince zevkli
(someone) whose tastes reflect great discrimination, whose tastes are refined
kıyafet seçiminiz çok zevkli
You have wonderful taste in clothes
zevk
{i} savor
zevk
jollity
zevk
stingo
zevk
liking

She gave me a necktie which was completely to my liking. - O bana tamamen zevkime uygun bir kravat verdi.

zevk
{i} relish

Danger gives relish to adventure. - Tehlike maceraya zevk verir.

Dangers give relish to an adventure. - Tehlikeler bir maceraya zevk verir.

zevk
savour [Brit.]
zevk
bang
zevk
enjoyment, pleasure, delight, fun, indulgence, kick; taste, flavour; appreciation, good taste
zevk
good taste

Tom has good tastes in music. - Tom'un müzikte iyi zevkleri vardır.

You have very good tastes. - Çok iyi zevklerin var.

zevk
kick

He gets a kick out of reckless driving. - O dikkatsiz araç kullanmaktan çok büyük zevk alır.

You'll get a kick out of it. - Bundan zevk alacaksın.

zevk
pleasure, delight, enjoyment, fun, delectation
zevk
sense of taste, gustation
zevk
{i} delectation
zevk
lusty
zevk
good taste, taste, discrimination
zevk
(a) taste, (a) preference, (a) liking
التركية - التركية
Beğenisi olan (kimse)
Beğenilen, hoşa giden: "Bütün vücudumda zevkli ürpermelerle titriyordum."- R. N. Güntekin
Beğenilen, hoşa giden
ZEVK
(Osmanlı Dönemi) Lezzet alma, hoşa gitme, tatma
ZEVK
(Osmanlı Dönemi) Hoş, hoşa giden. Mânevi haz
ZEVK
(Osmanlı Dönemi) Alay etmek. Güzeli çirkinden ayırma kabiliyeti.(Hayatın zevkini ve lezzetini isterseniz, hayatınızı iman ile hayatlandırınız ve ferâizle zinetlendiriniz ve günahlardan çekinmekle muhafaza ediniz... S.)
ZEVK
(Osmanlı Dönemi) Boş vakit geçirmek. Eğlenmek
Zevk
selvet
zevk
Güzeli çirkinden ayırt etme yetisi, beğeni
zevk
Hoşa giden ve eğlendiren şey
zevk
Hoşa giden ve eğlendiren şey: "Su gibi para harcıyor, zevkine zevk, rahatına rahat katıyor."- N. Cumalı
zevk
Tat, lezzet: "Batı edebiyatında şarap içmekten onun zevkinden hiç bahsedilmez."- B. Felek
zevk
Beğeni
zevk
Hoşa giden veya çekici bir şeyin elde edilmesinden, düşünülmesinden doğan hoş duygu, haz
zevk
Tat, lezzet
zevk
Eğlence

Basketbol oynamak çok eğlenceli. - Basket oynamak çok zevklidir.

zevk
Hoşa giden veya çekici bir şeyin elde edilmesinden, düşünülmesinden doğan hoş duygu, haz: "İçtik bu nadir içkiyi yıllarca kanmadık / Bir böyle zevke tek bir ömür yetmiyor yazık."- Y. K. Beyatlı
zevkli
المفضلات