zenginleştirme

listen to the pronunciation of zenginleştirme
التركية - الإنجليزية
enrichment

Tom attends maths enrichment classes after school. - Tom, okuldan sonra matematik zenginleştirme derslerine katılır.

enterprise
(Pisikoloji, Ruhbilim) amplification
(Gıda) fortification
beneficiation
recharge
{i} enriching
zenginleştirmek
{f} enrich

We do not work for gain, answered the Fox. We work only to enrich others. - Biz kazanç için çalışmıyoruz diye yanıtladı tilki. Biz sadece başkalarını zenginleştirmek için çalışıyoruz.

We want to enrich people's lives. - Biz insanların hayatlarını zenginleştirmek istiyoruz.

zengin
{s} rich

China is rich in natural resources. - Çin doğal kaynaklar bakımından zengindir.

Though he is rich, he is not happy. - O zengin olmasına rağmen mutlu değil.

zengin
wealthy

Tom has a desire to be wealthy. - Tom'un zengin olma arzusu var.

Early to bed and early to rise, makes a man healthy, wealthy and wise. - Erkenden uyumak ve erken kalkmak bir adamı sağlıklı, zengin ve bilge yapar.

zenginleştirme katsayısı
enrichment factor
zengin
{s} affluent
zengin
prosperous

The doctor, who is prosperous, is not happy. - Zengin doktor mutlu değildir.

This country has never been so prosperous. - Bu ülke hiç bu kadar zengin olmamıştı.

zengin
affluence

The affluence of the United States is often contrasted with the poverty of undeveloped countries. - ABD'nin zenginliği genellikle gelişmemiş ülkelerin fakirliği ile karşılaştırılır.

zengin
superb
zengin
{s} generous

You should not play on his generous nature. - Zengin doğasında oynamamalısın.

zengin
haves
zengin
well-off
cevher zenginleştirme
(Madencilik) ore dressing
zengin
well-to-do
zengin
richer

He is richer than anyone else in the town. - Kasabadaki herkesten daha zengindir.

The richer he became, the more he wanted. - O, ne kadar çok istediyse o kadar çok zengin oldu.

zengin
well off

Tom must be well off. He drives a very nice car. - Tom zengin olmalı. O çok güzel bir araba sürüyor.

zengin
well-endowed

Mary confessed that she prefers well-endowed men. - Mary zengin erkekleri tercih ettiğini itiraf etti.

zengin
deep pocket
zengin
well-heeled
zenginleştirmek
clothe
zengin
gracious
zengin
loaded
zengin
in clover
zengin
moneyed
zenginleştirme
Job enrichment
zengin
{s} well endowed
jig mineral zenginleştirme
(Coğrafya) jig mineral dressing
mineral zenginleştirme
mineral enrichment
zengin
well heeled
zengin
{s} fertile
zengin
rich in, abounding in, amply supplied with: zengin bir kitaplık a library which contains a large collection of books. zengin bir dil a language with an extensive vocabulary. zengin bir altın damarı a rich vein of gold
zengin
rich, wealthy, affluent, opulent
zengin
bonanza
zengin
in the money
zengin
rich, sumptuous, costly and gorgeous
zengin
propertied
zengin
rich person

Tom is a very rich person. - Tom çok zengin birisidir.

zengin
in the chips

The Van Horn family was in the chips. - Van Horn ailesi zengindi.

zengin
rich, productive, fertile
zengin
wellheeled
zengin
sumptuous
zengin
{s} opulent
zengin
welltodo
zengin
rich, wealthy, well-off, well-to-do, affluent, well-heeled, opulent; rich, productive, fertile; showy; rich person
zenginleştirmek
prosper
zenginleştirmek
to enrich
التركية - التركية
Zenginleştirmek işi veya durumu
(Hukuk) İĞNA
Zengin
(Osmanlı Dönemi) BITN
Zengin
gönç
Zengin
varsıl
zengin
Yararlı veya kendisinden beklenilen, istenilen nitelikleri çok olan
zengin
Verimli
zengin
Gösterişli
zengin
Parası, malı çok olan, varlıklı
zengin
Parası, malı çok olan, varlıklı: "Şık, zengin, keyfi yerinde, yazı Avrupa'da ve kışı Beyrut'ta geçiren Suriyelilerden biri idi."- F. R. Atay
zenginleştirmek
Zengin duruma getirmek, zenginleşmesini sağlamak
zenginleştirme
المفضلات