zenginleştir

listen to the pronunciation of zenginleştir
التركية - الإنجليزية
enrich

Let us enrich ourselves with our mutual differences. - Karşılıklı farklılıklarımızla kendimizi zenginleştirelim.

Everyone wants to enrich themselves, at any cost, no matter what the cost. - Herkes ne pahasına olursa olsun kendilerini zenginleştirmek istiyor, ne pahasına olursa olsun.

make rich
zengin
rich

The Van Horn family was rich. - Van Horn ailesi zengindi.

China is rich in natural resources. - Çin doğal kaynaklar bakımından zengindir.

zengin
wealthy

Tom is a wealthy man. - Tom, zengin bir adam.

Tom has a desire to be wealthy. - Tom'un zengin olma arzusu var.

zengin
{s} affluent
zengin
prosperous

This country has never been so prosperous. - Bu ülke hiç bu kadar zengin olmamıştı.

The doctor, who is prosperous, is not happy. - Zengin doktor mutlu değildir.

zengin
affluence

The affluence of the United States is often contrasted with the poverty of undeveloped countries. - ABD'nin zenginliği genellikle gelişmemiş ülkelerin fakirliği ile karşılaştırılır.

zengin
haves
zengin
superb
zengin
{s} generous

You should not play on his generous nature. - Zengin doğasında oynamamalısın.

zengin
well-off
zengin
deep pocket
zengin
well-heeled
zengin
well off

Tom must be well off. He drives a very nice car. - Tom zengin olmalı. O çok güzel bir araba sürüyor.

zengin
well-endowed

Mary confessed that she prefers well-endowed men. - Mary zengin erkekleri tercih ettiğini itiraf etti.

zengin
richer

She dumped him for a richer man. - O, onu daha zengin bir adam için terk etti.

The richer he became, the more he wanted. - O, ne kadar çok istediyse o kadar çok zengin oldu.

zengin
well-to-do
zengin
loaded
zengin
in clover
zengin
moneyed
zengin
gracious
zengin
{s} well endowed
zengin
in the chips

The Van Horn family was in the chips. - Van Horn ailesi zengindi.

zengin
wellheeled
zengin
{s} propertied
zengin
bonanza
zengin
{s} fertile
zengin
sumptuous
zengin
welltodo
zengin
rich, wealthy, well-off, well-to-do, affluent, well-heeled, opulent; rich, productive, fertile; showy; rich person
zengin
well heeled
zengin
rich in, abounding in, amply supplied with: zengin bir kitaplık a library which contains a large collection of books. zengin bir dil a language with an extensive vocabulary. zengin bir altın damarı a rich vein of gold
zengin
rich, wealthy, affluent, opulent
zengin
in the money
zengin
rich, sumptuous, costly and gorgeous
zengin
rich person

Tom is a very rich person. - Tom çok zengin birisidir.

zengin
rich, productive, fertile
zengin
{s} opulent
التركية - التركية

تعريف zenginleştir في التركية التركية القاموس.

Zengin
gönç
Zengin
(Osmanlı Dönemi) BITN
Zengin
varsıl
zengin
Yararlı veya kendisinden beklenilen, istenilen nitelikleri çok olan
zengin
Verimli
zengin
Gösterişli
zengin
Parası, malı çok olan, varlıklı
zengin
Parası, malı çok olan, varlıklı: "Şık, zengin, keyfi yerinde, yazı Avrupa'da ve kışı Beyrut'ta geçiren Suriyelilerden biri idi."- F. R. Atay
zenginleştir
المفضلات