yokluk

listen to the pronunciation of yokluk
التركية - الإنجليزية
poverty
lack
(Hukuk) absence

After an absence of ten months, he returned home. - On ay bir yokluktan sonra o eve geri döndü.

He came to school after a long absence. - Uzun bir yokluktan sonra okula geldi.

famine
negations
(Ticaret) wants
non-appearance
non-existence
(Felsefe) nihil
lack of
narrow circumstances
(Felsefe) nihility
default
strait
scarcity, shortage
nonappearance
want
exiguity
shortage
nudity
failure
nonexistence; absence; lack, shortage, dearth; poverty, privation
hardship
nonexistence
neediness
dearth
tightness
privation
straits
penury
nothing
nihilism
negation
destitution
nothingness
in existence
yokluk çeken
destitute
yokluk çeken
poverty-stricken
yokluk çekerek
lacking
yokluk durumu
(Dilbilim) abessive
yokluk çeken
poverty stricken
yokluk çeken
poverty struck
yokluk çekmek
be in want
yokluk çekmek
famish
yok
away

The boss asked Mr Brown to take charge of the office while she was away. - Patron, Bay Brown'dan kendisi yokken işyerinin sorumluluğunu almasını istedi.

A thief broke into the house while we were away. - Biz yokken eve hırsız girmiş.

yok
absent

He was absent owing to illness. - O, hastalık nedeniyle yoktu.

Why did you absent yourself from class yesterday? - Dün niçin sınıfta yoktun?

yok
nope
yok
unavailable
yok
used sarcastically at the beginning of each of several successive clauses: Yok hava kötüymüş, yok zamanı değilmiş, kısacası bu işe yanaşmayacağı belliydi. If it wasn't that the weather was bad, then it was the fact that the time wasn't ripe; in short, it was clear that he wasn't going to get around to doing this job
yok
not

He has not less than 100 dollars. - Onun 100 dolardan az parası yok.

I've got nothing to say to him. - Ona söyleyecek hiçbir şeyim yok.

yok
no
yok
nay
yok
but if not ...: Sınavı kazandın, ne güzel; yok kazanamadın, bir daha denersin. If you pass the test, that'll be great; but if you fail it, then you'll just take it another time
yok
kill

Hold your tongue, or you'll be killed. - Dilini tut, yoksa öldürüleceksin.

I certainly had no idea Tom was thinking about killing himself. - Tom'un kendini öldürmeyi düşündüğüne dair kesinlikle fikrim yoktu.

yok
used for emphasis at the beginning of a statement: Yok, iyi adam vesselam. He's a good fellow, and that's all there is to it
yok
none

That's none of your business. - Sizinle bir ilgisi yok.

It's none of your business. - Onun sizinle bir ilgisi yok.

izinsiz yokluk
(Ticaret) awol
yok
(Bilgisayar) missing
yok
there are not
yok
(Tıp) yoke
yok
nix
yok
(Bilgisayar) omit
yok
(Bilgisayar) not set
yok
(Bilgisayar) n/a
yok
(Bilgisayar) n a
yok
(Bilgisayar) does not exist
yok
on second thought
yok
out of stock
yok
nonexistent
yok
not just yet
yok
(Bilgisayar) not available
yok
off
yok
(Bilgisayar) not present
yok
none available
yok
(Bilgisayar) na
yok
nothing
yok
(Bilgisayar) clear
yok
nonexistence
yok
(Bilgisayar) do not exist
yok
lacking

He must be lacking in common sense. - Sağ duyudan yoksun olmalı.

She is lacking in common sense. - O, sağduyudan yoksundur.

yok
there is not
yok
ain't
yok
not existing, nonexistent
yok
not present, absent; not at hand, not available
yok
used to indicate a refusal to participate in something: Siz onu yapacak olursanız ben yokum. If you're going to do that I'm not coming with you. O işte ben yoktum. I had nothing to do with that matter
yok
haven't got

Hiç paraları yok.

yok
does

Why doesn't the list of languages include Maltese? - Diller listesinde neden Malta dili yok?

Mary has nobody to talk with, but she doesn't feel lonely. - Mary'nin konuşacak hiç kimsesi yok fakat o kendini yalnız hissetmiyor.

yok
nonexistent, absent, lacking; nonexistence, nothing; no; there is not, there are not
varlık içinde yokluk
scarcity despite wealth
yok
no (a negative reply)
الإنجليزية - الإنجليزية

تعريف yokluk في الإنجليزية الإنجليزية القاموس.

yok
A non-Jew; a Gentile
التركية - التركية
Yok olma, bulunmama durumu, adem, fıkdan, gaybubet, varlık karşıtı: "Bin bu derde, yokluğa ve tehlikeye rağmen, gönül avlayan bir Bursa baharı idi."- T. Buğra
Hiçlik
Fakirlik: "Doksan yaşına kadar yaşamış, yokluk yüzü görmemiş..."- M. Ş. Esendal
Yok olma, bulunmama durumu, adem, fıkdan, gaybubet, varlık karşıtı
Fakirlik
(Osmanlı Dönemi) BEVAS
(Hukuk) FİKDAN
(Osmanlı Dönemi) HİYAB
(Osmanlı Dönemi) NOKSAN
fıkdan
gaybubet
leys
(Osmanlı Dönemi) FIKDAN
yokluk eki
İsim soylu kelimelere gelerek herhangi bir nesne veya özelliğe sahip olmama anlamı katan -sız, -siz eki
yokluk eki
Bir ismin önüne gelerek yok olma durumunu belirten yabancı kökenli ek
Yok
nanay
yok
"Hayır" anlamında kullanılır
yok
Olmayan, bulunmayan şey: "Benim hâlâ bir şeyden haberim yok."- M. Ş. Esendal. "Hayır" anlamında kullanılır
yok
Bulunmayan, mevcut olmayan nesne, kimse vb., var karşıtı
yok
Birbirine karşıt iki cümleden, ikincisinin başına getirilir
yok
Olmayan, bulunmayan şey
yok
Savunulan bir düşünceyi doğrulayan sözün başına getirilir
yok
Birinin söylediği sözlerden genelde kuşkulanıldığında veya sözler hafifsendiğinde kullanılır
yok
Yasaklanmış olan şey, yasak
yok
Bulunmayan, mevcut olmayan nesne, kimse vb., var karşıtı: "Üstünde bir av bıçağından başka silahı yoktu."- N. Cumalı
yok
Birinin söylediği sözlerden genelde kuşkulanıldığında veya sözler hafifsendiğinde kullanılır: "Yok ben seni adam ettim, yok haddini bil, yok üstümüze düşeni yapalım."- A. İlhan
yokluk
المفضلات