yardımsız

listen to the pronunciation of yardımsız
التركية - الإنجليزية
unassisted
unaided
unaided, without help
on one's own
yardım
assistance

Motherhood and childhood are entitled to special care and assistance. All children, whether born in or out of wedlock, shall enjoy the same social protection. - Ana ve çocuk özel ihtimam ve yardım görmek hakkını haizdir. Bütün çocuklar, evlilik içinde veya dışında doğsunlar, aynı sosyal korunmadan faydalanırlar.

May I be of assistance? - Yardım edebilir miyim?

yardım
backing
yardım
aid

Health workers aid people in need. - Sağlık çalışanları ihtiyacı olan insanlara yardım eder.

The dictator had the absolute loyalty of all his aides. - Diktatörün tüm yardımcıları ile ilgili mutlak sadakatı vardı.

yardım
{i} help

Tea and coffee helps to start the day. - Çay ve kahve, güne başlamaya yardımcı olur.

Can you help me down? - Bana yardım edebilir misin?

yardım
favor

In return for helping you with your studies, I'd like to ask a small favor of you. - Çalışmalarınızda size yardım karşılığında, ben sizden küçük bir iyilik rica ediyorum.

I called you because I need a favor. - Bir yardıma ihtiyacım olduğu için seni aradım.

yardım
{i} contribution
yardım
subsidy
yardım
rescue

We'll help you rescue them. - Onları kurtarmana yardım edeceğiz.

They went to the boy's rescue. - Onlar çocuğun yardımına gittiler.

yardım
assist

May I be of assistance? - Yardım edebilir miyim?

Do you need our assistance? - Yardımımıza ihtiyacın var mı?

yardım
{i} hand

Can I give you a hand? - Yardım edebilir miyim?

Could you lend me a hand? - Bana yardım edebilir misin?

yardım
safeguard
yardım
(Ticaret) financial support
yardım
guidance
yardım
(Bilgisayar) answer wizard
yardım
helping each other
yardım
(Bilgisayar) more

Tom certainly helped make our party more fun. - Tom kesinlikle partimizi daha eğlenceli yapmak için yardım etti.

In this course, we'll spend time helping you sound more like a native speaker. - Bu kursta, daha çok bir yerli gibi konuşmanıza yardım ederek zaman geçireceğiz.

yardım
favour
yardım
support

He has to work hard in order to support his family. - Ailesine yardımcı olmak için sıkı çalışmak zorunda.

Tom called tech support for help. - Tom yardım için teknik desteği aradı.

yardım
benefaction
yardım
succory
yardım
recourse

His last recourse will be to go to his father for help. - Onun son başvurusu yardım için babasına gitmek olacak.

yardım
ministration
yardım
succour
yardım
a good turn
yardım
service

Your feedback is important and it will help us to know how we can provide the best service possible. - Geri bildiriminiz önemli ve mümkün olan en iyi hizmeti nasıl sağlayabileceğimizi bilmemize yardım edecek.

Room service. May I help you? - Oda servisi. Size yardımcı olabilir miyim?

yardım
subsidization
yardım
subvention
yardım
auspices
yardım
furtherance
yardım
cooperation
yardım
boost
yardım
push

Tom helped us push the car. - Tom arabayı itmemize yardımcı oldu.

My car is stuck in the mud. Could you help me push it out? - Arabam çamura saplanmış. Onu dışarı itmem için bana yardımcı olabilir misin?

yardım
pitance
yardım
help of
yardım
help on

Friends should help one another. - Arkadaş birbirlerine yardımcı olmalıdır.

It is our duty to help one another. - Birbirimize yardım etmek bizim görevimizdir.

yardım
aid in
yardım
assisted by
yardım
aid to
yardım
aid of
yardım
ministry
yardım
{i} comfort
yardım
donative
yardım
lift

Yoshio helped me lift the box up. - Yoshio kutuyu kaldırmama yardım etti.

Help me lift the package. - Paketi kaldırmama yardım et.

yardım
helpfulness

I thank you for your helpfulness. - Yardımseverliğiniz için teşekkür ederim.

yardım
aid , assistance , help
yardım
{i} donation
yardım
(Hukuk) aid, assistance, auspice, guidance
yardım
backup
yardım
dole

Tom has been on the dole since the 6th of August, when he lost his job. - Tom işini kaybettiğinde ağustosun altısından beri işsizlik yardımı alıyor.

yardım
{i} welfare

Sami was receiving welfare benefits. - Sami sosyal yardımlar alıyordu.

He is working for social welfare. - Sosyal yardım için çalışıyor.

yardım
succour [Brit.]
yardım
{i} booster
yardım
patron
yardım
{i} relief

The cabinet asked the army to send a disaster relief mission to Okinawa. - Kabine ordudan Okinawa'ya bir afet yardımı heyeti göndermesini istedi.

Relief has been sent to the flood sufferers. - Sellerden etkilenenlere yardım gönderildi.

yardım
standby
yardım
cooperate
yardım
{i} sustenance
yardım
favour [Brit.]
yardım
{i} alms
yardım
stand by

You can make it! Go for it. I'll stand by you. - Onu yapabilirsin! Kim tutar seni. Yardımına hazır olacağım.

yardım
shot
yardım
{i} succor
yardım
help, aid, assistance, succour, succor " muavenet; contribution; donation" bağış, iane
التركية - التركية

تعريف yardımsız في التركية التركية القاموس.

yardım
ianet
Yardım
yardak
Yardım
avn
Yardım
asist
Yardım
(Osmanlı Dönemi) FÜTUH
Yardım
(Osmanlı Dönemi) YED
Yardım
iane
Yardım
asuv
Yardım
(Osmanlı Dönemi) FETTE
Yardım
(Osmanlı Dönemi) KURBUK
Yardım
(Osmanlı Dönemi) MÜSAADE
Yardım
(Hukuk) MUAVENET
Yardım
nasr
yardım
Kendi gücünü ve imkânlarını başka birinin iyiliği için kullanma, muavenet: "Bu, bir ricada bulunacak, bir yardım isteyecek sandı."- M. Ş. Esendal
yardım
Destek, asist
yardım
Etki
yardım
Etki: "Otların üstünde, ağaçların yapraklarında kalan yağmur damlaları rüzgârın da yardımıyla öğleye kadar kurudu."- N. Cumalı
yardım
Bağış, iane
yardım
Kendi gücünü ve imkânlarını başka birinin iyiliği için kullanma, muavenet
yardım
Bir ülkeye bağış veya ödünç olarak verilen para, ihtiyaç maddeleri
yardımsız
المفضلات