Tom gave his seat to an elderly lady.
- Tom yaşlı bir bayana koltuğunu verdi.
The police officer on duty sensed an elderly man coming up behind him.
- Görevli memur arkasından yaşlı bir adamın geldiğini hissetti.
The middle aged man was charged with assault.
- Orta yaşlı adam tecavüz ile suçlandı.
We should be kind to the aged.
- Yaşlılara karşı nazik olmalıyız.
Mom is older than Dad.
- Annem babamdan daha yaşlı.
Yumi Ishiyama is the oldest member of Team Lyoko.
- Yumi Ishiyama, Lyoko takımının en yaşlı üyesidir.
The senior citizens' spirits were high in spite of the bad weather.
- Yaşlıların ruhları kötü havaya rağmen yüksekti.
Tickets are $5 for adults, and $2 for senior citizens and children.
- Biletler yetişkinler için 5 dolar ve yaşlılarla çocuklar için 2 dolardır.
American senior citizens are comparatively well-off.
- Amerikalı yaşlı vatandaşların nispeten hali vakti yerinde.
Tickets are $5 for adults, and $2 for senior citizens and children.
- Biletler yetişkinler için 5 dolar ve yaşlılarla çocuklar için 2 dolardır.
She married a rich old man.
- O, zengin yaşlı bir adamla evlendi.
The old man caught a big fish.
- Yaşlı adam büyük bir balık yakaladı.
Who is that old woman?
- O yaşlı kadın kimdir?
I watched the old woman cross the street.
- Karşıya geçen yaşlı bayanı izledim.
The elderly man takes strong drugs for his heart.
- Yaşlı adam kalbi için güçlü ilaçlar alıyor.
The police officer on duty sensed an elderly man coming up behind him.
- Görevli memur arkasından yaşlı bir adamın geldiğini hissetti.
Old-timers might argue the Internet was freest during the Usenet days.
- Yaşlılar, Usenet günlerinde internetin daha özgür olduğunu iddia edebilirler.
At the age of six he had learned to use the typewriter and told the teacher that he did not need to learn to write by hand.
- Altı yaşında o, daktiloyu kullanmayı öğrendi ve öğretmenine el ile yazmayı öğrenmesine gerek kalmadığını söyledi.
He has a son of your age.
- Senin yaşında bir oğlu var.
I used to wet the bed when I was small, but I grew out of it by the time I was seven.
- Küçükken yatağımı ıslatırdım fakat yedi yaşına gelmeden önce vazgeçtim.
This grass is too wet to sit on.
- Bu çim üstüne oturmak için çok yaş.
He is older and wiser now.
- O,şimdi daha yaşlı ve daha akıllıdır.
She is older and wiser now.
- O,şimdi daha yaşlı ve daha akıllıdır.
Sam is two years younger than Tom.
- Sam Tom'dan iki yaş küçük.
My father will soon be forty years old.
- Babam yakında kırk yaşında olacak.
Fish such as carp and trout live in fresh water.
- Sazan ve alabalık gibi balıklar tatlı suda yaşar.
Fish like carp and trout live in fresh water.
- Sazan ve alabalık gibi balıklar tatlı suda yaşamaktadır.
John lives in New York.
- John New York'ta yaşar.
Older people are often afraid of trying new things.
- Yaşlı insanlar sık sık yeni şeyleri denemekten korkarlar.
She is five years younger than me.
- O, benden beş yaş küçük.
He is five years younger than me.
- O, benden beş yaş küçük.
The eldest of the three boys is Tom.
- Üç çocuktan en yaşlısı Tom'dur.
Fatima is the eldest student in our class.
- Fatima sınıfımızdaki en yaşlı öğrencidir.
She called out to him, with tears running down her cheeks.
- Yanaklarından süzülen yaşlarla ona seslendi.
My mother looked at me with tears in her eyes.
- Annem gözlerinde yaşlarla bana baktı.
The best time of life is when you are young.
- Yaşamın en iyi zamanı genç olduğun zamandır.
The best time of life is when we are young.
- Yaşamın en iyi zamanı genç olduğumuz zamandır.
You must be polite to your elders.
- Yaşlılarınıza karşı kibar olmalısınız.
My parents taught me to respect my elders.
- Annem ve babam bana yaşlılara saygı göstermeyi öğretti.