yağmak

listen to the pronunciation of yağmak
التركية - الإنجليزية
hail
rain

It's about to rain; bring in the clothes. - Yağmur yağmak üzere; giysileri getir.

It has been raining for two days. - İki gündür yağmur yağmaktadır.

roll in
(yağmur) to rain; (kar) to snow; to rain down on, to be poured out in abundance
to rain, shower, or fall abundantly (on/upon)
splash
fall
splatter
pour
shower
fail
rain down on
snow
(deyim) pour in
hail down
precipitate
yağ
oil

I bought a bottle of salad oil. - Bir şişe salata yağı aldım.

4. Heat the sesame oil in the wok and melt the butter. - 4. Susam yağını wokta ısıtın ve tereyağını eritin.

Yağma
looting

We won't tolerate any looting. - Herhangi bir yağmalamaya katlanmayacağız.

Looting, raping, and plundering are common during wartime. - Yağma, tecavüz ve talan, savaş sırasında yaygındır.

yağma
{i} swag
yağma
{i} loot

Looting, raping, and plundering are common during wartime. - Yağma, tecavüz ve talan, savaş sırasında yaygındır.

Let's go to loot the supermarket! - Süpermarketi yağmalamaya gidelim!

yağ
fat

Does your diet have too much fat? - Diyetin çok fazla yağlı mıdır?

The body converts extra calories into fat. - Vücut ekstra kaloriyi yağa dönüştürür.

yağma
plunder

Looting, raping, and plundering are common during wartime. - Yağma, tecavüz ve talan, savaş sırasında yaygındır.

yağma
pillage

The barbarians raped and pillaged our city. - Barbarla saldırdı ve şehrimizi yağmaladı.

The Huns pillaged the village and burned it to the ground. - Hunlar köyü yağmaladılar ve onu yakıp kül ettiler.

yağmur yağmak
rain

It has been raining for two days. - İki gündür yağmur yağmaktadır.

It's about to rain; bring in the clothes. - Yağmur yağmak üzere; giysileri getir.

yağmur yağmak
to rain
kar yağmak
snow
yağ
{i} grease

The machine was clogged with grease. - Makine, yağdan tıkanmış.

sulusepken yağmak
sleet
sulu sepken yağmak
sleet
yağ
flattery

Flattery won't get you anything. - Yağcılık sana hiçbir şey getirmeyecek.

Imitation is the sincerest form of flattery. - Taklit en samimi yağcılık biçimidir.

yağ
essential oil
yağ
(Otomotiv,Teknik) lube oil
yağ
(Biyokimya) lipid
yağ
ointment
yağma
(Kanun) robbery
yağma
{i} pour

It looks like it will start pouring any second now. Better take an umbrella. - Her an yağmaya başlayacak gibi. En iyisi şemsiye almak.

yağma
snowing

It will begin snowing before long. - Çok geçmeden önce kar yağmaya başlayacak.

Although it is snowing, I must go. - Kara yağmasına rağmen, gitmek zorundayım.

yağ
shortening
yağma
despoilation
yağma
sack
yağma
depredation
yağma
foray
dolu yağmak
hail
yağ
the fat
bardaktan boşanırcasına yağmak
to pour, rain cats and dogs
bardaktan boşanırcasına yağmak
lash
bardaktan boşanırcasına yağmak
bucket
bardaktan boşanırcasına yağmak
lash down
bardaktan boşanırcasına yağmak
rain in torrents
bardaktan boşanırcasına yağmak
pelt
bardaktan boşanırcasına yağmak
teem
bardaktan boşanırcasına yağmak
beat down
bardaktan boşanırcasına yağmak
come down in sheets
bardaktan boşanırcasına yağmur yağmak
to rain cats and dogs, to rain buckets, to bucket (down), to teem
dolu yağmak
to hail
ifil ifil yağmak/düşmek/inmek
for it to spit snow
kar yağmak
to snow
kırağı düşmek/yağmak
for it to frost
lapa lapa yağmak
flake
rahmet düşmek/yağmak
for rain to fall
sağanak yağmak
come down in sheets
sulu kar yağmak
sleet
sulusepken yağmak
to sleet
yağ
tallow
yağ
auto. motor oil; lubricating grease
yağ
(cooking) oil; shortening; grease; fat; lard; butter; margarine, oleo, oleomargarine
yağ
oil; fat; grease; lubricant; ointment; mineral/vegetable oil; attar, essential oil; flattery, blarney
yağ
adipose
yağ
slush
yağ
(Anatomi) adeps
yağ
dripping
yağ
oil; fat; grease; tallow; suet
yağma
spoil
yağma
{i} razzia
yağma
{i} sacking
yağma
spoliation
yağma
pelf
yağma
ravin
yağma
{i} booty

The massacre in Norway and the recent rebellion and the booty in England, are dreadful in consideration of the circumstances that the world drifted into. - Norveç'te yaşanan katliam ve son günlerde İngiltere'deki ayaklanma ve yağma, dünyanın içine sürüklendiği durum itibarı ile dehşet vericidir.

yağma
raining; snowing; booty, loot, plunder, the sack, pillage çapul, talan
yağma
rapine
yağma
{i} despoliation
yağma
{i} despoilment
yoğunlaşıp yağmak
precipitate
yürekine kar yağmak
to feel pangs of jealousy or envy
şakır şakır yağmak
to rain cats and dogs, to rain buckets, to bucket (down), to pelt (down), to pour
التركية - التركية
Toz, mermi vb. yüksekten çokça düşmek. Üst üste ve çok gelmek: "Sende bu istidat varken, pencerelerden başına çil kuruş yağar, biz de ekmek parası ediniriz."- H. E. Adıvar
Gökten düşmek
Yağmur, kar, dolu gökten düşmek: "Her zaman yılbaşı gecesi kar yağardı."- S. F. Abasıyanık
Üst üste ve çok gelmek
Yüksekten çokça düşmek
düşmek
YAĞMA
(Hukuk) Taşınır bir malın zilyedini veya suç yerinde bulunan bir başkasını cebir ve şiddet kullanarak veya şahsen veya malen büyük bir tehlikeye düşüreceğini bildirip tehdit ederek o malın teslimine yahut o malın kendi taraf. zaptına karşı zorlama
Yağma
(Hukuk) TALAN
Yağma
(Hukuk) NEHİP
Yağma
(Hukuk) GARET
yağ
Birleşiminde stearik, oleik, palmitik asitlerle gliserin bulunan ve bunların oranlarına göre kıvamları değişen bitkisel veya hayvansal madde
yağ
Vücudun, atılması gereken amonyak, üre gibi bazı maddelerini içine alarak deriden sızan ve ter kokusunu veren madde
yağ
Itırlı bitkilerden çıkarılan uçucu, kokulu ve sıvı madde
yağ
Vazelin, mazot gibi fizik nitelikleriyle yağları andıran ve sanayide kullanılan mineral madde
yağ
Güzel kokulu bitkilerden çıkarılan uçucu, kokulu ve sıvı madde
yağ
Vazelin, mazot gibi fizik nitelikleriyle yağları andıran ve sanayide kullanılan mineral madde: "Yağı tükenmiş motor gibi duraklamış, kalmıştı."- E. E. Talu
yağ
Birleşiminde stearik, oleik, palmitik asitlerle gliserin bulunan ve bunların oranlarına göre kıvamları değişen bitkisel veya hayvansal madde: "Yağ gelen yerden bal esirgenmez."- Atasözü
yağma
Akıncıların düşman topraklarına yaptıkları baskın, çapul
yağma
Birçok kişinin zor kullanarak ele geçirdikleri malı alıp kaçması, çapul, talan
yağma
Yağmak işi
yağma
Baskın veya zor kullanarak elde edilmiş olan
yağma
Birçok kişinin zor kullanarak ele geçirdikleri malı alıp kaçması, çapul, talan: "Yağma ve hırsızlıkla güvenlik ve huzuru bozmaktadır."- F. R. Atay
yağmak
المفضلات