varmak

listen to the pronunciation of varmak
التركية - الإنجليزية
arrive

I want to arrive at Kennedy Airport early in the afternoon. - Öğleden sonra erken saatlerde Kennedy Havaalanına varmak istiyorum.

He ran, so as to arrive on time. - O, zamanında varmak için koştu.

to arrive (at/in), to get to, to reach, to attain, to appear, to hit; to amount to; to approach; to end in; (kadın kocaya) to marry (sb)
approach
end in
reach

I want to reach the hotel before it gets dark. - Hava kararmadan otele varmak istiyorum.

At a speed of 17 km/sec, it would take about 75,000 years to reach Proxima Centauri, the second nearest star from Earth. - Saniyede 17 km hızla dünyadan en yakın ikinci yıldız olan Proxima Centauri'ye varmak yaklaşık 75.000 yıl alır.

lead
recure
amount to

His debts amount to $2,000. - Onun borçları 2,000 dolara varmaktadır.

to reach, arrive at, come to; to get to, get as far as
turn up
roll up
disembark
come to hand
(Argo) rock up
amount

His debts amount to $2,000. - Onun borçları 2,000 dolara varmaktadır.

attain to
arrive in
get

It took only about five minutes to get to my uncle's house from the station by car. - Arabayla istasyondan amcamın evine varmak yaklaşık sadece beş dakika aldı.

How long will it take to get there? - Oraya varmak ne kadar sürer?

Well then ...!/... then!: Var git! Well then go!/Go if that's what you want to do!
Just you ...!/You just ...! Var ne olacağını düşün! You just think of what'll happen then! varıncaya kadar up to, to. Varsın .... might as well: ''Ayşe gelemeyecekmiş.'' "Varsın gelmesin. Gündemde onu ilgilendiren pek bir şey yok." "It seems Ayşe can't make it." "It doesn't matter whether she comes or not. There's practically nothing on the agenda that concerns her." Varsın yetki ona resmen verilsindi. He might as well have been given the authority officially. varıncaya kadar
even: Rengin teyzeye varıncaya kadar herkes orada hazır bulunuyordu. Everybody, even Aunt Rengin, was there
get at
get to

It takes about 15 minutes to get to my office. - Ofisime varmak yaklaşık on beş dakika alır.

How long does it take to get to Vienna on foot? - Vienna'ya yürüyerek varmak ne kadar sürer?

(Hukuk) attain
by the time we've reached (a specified place)
make
come to

We have to come to some agreement. - Bir anlaşmaya varmak zorundayız.

come at
hit
arrive at

We must hurry if we want to arrive at the station on time. - Biz, zamanında istasyona varmak istiyorsak acele etmeliyiz.

I want to arrive at Kennedy Airport early in the afternoon. - Öğleden sonra erken saatlerde Kennedy Havaalanına varmak istiyorum.

go into
(for a woman) to marry (a man). varan ... varan ... Here's ...!/There's ...! (followed by a number): Varan bir.Varan iki. Here's one! Here's two! Varan dört. That makes four! Var/Varın
appear
abut
turn
get up to
get on for
get in
extend
result
farkına varmak
realize
farkına varmak
notice

The third thing you have to do is develop this ability to notice. - Yapmanız gereken üçüncü şey bu yeteneği geliştireceğinizin farkına varmak

varma
{i} arrival

It happened prior to my arrival. - O, ben varmadan önce oldu.

varmak (birine)
marry someone
var
{s} available

Is there a tour guide available? - Müsait bir tur rehberi var mı?

Is there a room available for tonight? - Bu gece için mevcut bir oda var mı?

farkına varmak
recognize
var
(çoğul) there are
var
there

In theory, there is no difference between theory and practice. But, in practice, there is. - Teoride, teori ve pratik arasında hiçbir fark yoktur. Fakat pratikte, var.

There is a church at the back of my house. - Evimin arkasında bir kilise var.

karara varmak
resolve
tadına varmak
enjoy
farkına varmak
awaken
var
(tekil) there is
var
there is/are
dikkat etmek farkına varmak
note
hükmüne varmak
adjudicate
sonunda varmak
land up
var
time to

He needed more time to complete the task. - Görevi tamamlamak için daha fazla zamana ihtiyacı vardı.

I had neither the time to go shopping, nor to say goodbye to my mother. - Ne alışveriş etmek ne de anneme hoşça kal demek için zamanım vardı.

var
(Bilgisayar) exists

I do not believe that God exists. - Allah'ın var olduğuna inanmıyorum.

God exists, but he forgot the password. - Tanrı var ama şifreyi unutmuş.

var
belongings

Tom lost all his belongings. - Tom tüm varlıklarını kaybetti.

var
existent

Thinking about the universe always gives me an existential crisis. - Evren hakkında düşünmek bende her zaman varoluşsal bir kriz yaratır.

Tom is having an existential crisis. - Tom varoluşsal bir kriz geçiriyor.

var
possessions

Sami left all of his possessions behind. - Sami bütün varlıklarını geride bıraktı.

varma
accession
var
there is

There is a book on the table. - Masanın üzerinde bir kitap var.

There is a church at the back of my house. - Evimin arkasında bir kilise var.

var
get in

How did you get in? Do you have a key? - İçeri nasıl girdin? Anahtarın var mı?

Get in touch with me as soon as you arrive here. - Buraya varır varmaz benimle temasa geç.

var
there are

There are few bookstores in this area. - Bu bölgede çok az kitapçı var.

There are few sites in the Tatar language on the Internet. - İnternette Tatar dilinde çok az site vardır.

karara varmak
find
sağ salim varmak
To safely
tadına varmak
Relish, find pleasure in, get pleasure out of
tadına varmak
discuss
var
theres
var
in there

I have a right to be in there. - Orada olmaya hakkım var.

There's somebody in there. - Orada içeride biri var.

var
is there

Is there a flight in the afternoon? - Öğleden sonra bir uçuş var mı?

Is there life before death? - Ölümden önce hayat var mıdır?

üstüne varmak
provoke
amacına varmak
win through
anlaşmaya varmak
to come to an agreement
anlaşmaya varmak
come to an agreement
anlaşmaya varmak
reach an agreement
anlaşmaya varmak
strike a balance
anlaşmaya varmak
settle with
anlaşmaya varmak
come to an arrangement
anlaşmaya varmak
get together
anlaşmaya varmak
to strike a bargain, to come to an agreement
anlaşmaya varmak
come to an understanding with
ağzı kulaklarına varmak
to grin from ear to ear
bilinçine varmak
to comprehend
dili varmak
dare say
düşünceye varmak
to reach an opinion
ere gitmek/varmak prov
to marry a man
eve varmak
get home

Tom was in a hurry to get home. - Tom eve varmak için acele ediyordu.

You'd better hurry up if you want to get home before dark. - Hava kararmadan önce eve varmak istiyorsan, acele etsen iyi olur.

farkına varmak
to notice, to realize, to discover
farkına varmak
take stock of
farkına varmak
discern
farkına varmak
awake
farkına varmak
get wise to
farkına varmak
awake to
farkına varmak
wake to
farkına varmak
take notice
farkına varmak
become aware of
farkına varmak
to notice, become aware of
farkına varmak
waken
fenaya varmak
to get worse; to end up badly
giderek varmak (bir yere)
work up to
hâd safhaya varmak
to reach a critical stage
hükme varmak
be decisive of
hükmüne varmak
adjudge
ifrata varmak
to go to excess
ileri varmak
to go too far, go beyond the bounds of what is considered acceptable
karara varmak
to arrive at a decision, reach a decision
karara varmak
make a decision
karara varmak
determine
karara varmak
come to a decision
karara varmak
take a decision
karara varmak
arrive at a decision
karara varmak
judge
karara varmak
rule
karara varmak
to reach a decision, to come to a decision
karara varmak
conclude
kararına varmak
adjudicate
kararına varmak
adjudge
kocaya varmak
(for a woman) to marry
mutabakata varmak
(Hukuk) to agree
mutabakata varmak
1. to reach an agreement, come to an understanding. 2. to strike a bargain
olacağına varmak
to take its course
parçaları birleştirip sonuca varmak
reconstitute
rükûa varmak
to bow one's head, putting one's palms on one's knees
secde etmek/ye varmak/ye kapanmak
to prostrate oneself (while performing the namaz)
secdeye varmak
to prostrate oneself
sevinçinden ağzı kulaklarına varmak
to grin from ear to ear (in delight)
sonuca varmak
amount
sonuca varmak
reason
sonuca varmak
decide
sonuca varmak
make inferences
sonucuna varmak
to deduce
suçlu olduğu kararına varmak
bring in a verdict of guilty
tadına varmak
relish
tatına varmak
1. to enjoy (something) to the full. 2. to appreciate fully the beauty of (something)
uzlaşmaya varmak
settle on
var
one's all, everything one has: Bütün varını bu işe harcadı. He put his heart and soul into this job
var
used to indicate a willingness to participate in something: Ben varım. Count me in!/I'm willing to do it./I'm with you
var
existing, in existence
var
present, in attendance; at hand, available
var
existent, available, present; there is/are; (saatlerde) to; possessions, belongings
var
to
yargıya varmak
to pass judgment on
zevkine varmak
to discover the pleasure to be had from (something); to begin to enjoy (something)
zevkine varmak
savor
zevkine varmak
savour [Brit.]
üstüne varmak
bear down on
üstüne varmak
a) to keep on at sb b) to attack, to assault
üstüne varmak
lean upon
üstüne varmak
get at
üstüne varmak
press smb. close
الإنجليزية - الإنجليزية

تعريف varmak في الإنجليزية الإنجليزية القاموس.

VAR
Value-added reseller. A business that re-sells goods, especially with some additional service, such as selection assistance, installation, or support
VAR
Alternative spelling of VaR.; Value at Risk
VaR
Value at Risk
var
variance
VAR
company that improves an existing product and resells it under its own brand name
Var
dictagraph
Var
til tree
Var
soger
Var
cymograph
Var
algonkian
Var
sodger
Var
alcade
Var
caracul
Var
chico
Var
sojer
var
abbreviation for volt ampere reactive Unit of ac reactive power
var
Volt Amps Reactive
var
[in] Contains the name of the item in the collection
var
Value-Added Reseller
var
Variable This Virtual character formatting element indicates text that represents a variable name
var
A business that repackages and improves hardware manufactured by an Original Equipment Manufacturer (OEM) A VAR typically improves the original equipment by adding superior documentation, packaging, system integration, and exterior finish
var
Value-Added Reseller A business that repackages and improves hardware manufactured by an original equipment manufacturer
var
char Variability flag B_Vreal B - V U_Breal U - B Uncertchar Uncertainty flag [(] EmRedreal Emission redshift RedUnchar Uncertainty flag [)] Absorpchar Absorption flag EmLinechar Emission line WaveLint Wavelength AbsRedreal Absorption redshift IDrefint Identification reference EmRefint Emission redshift reference VarRefint Variability reference RadRefint Radio reference AbsRefint Absorption reference Noteschar Notes Go back to main index [email protected] org A Service of the Computing Support Group UCO/Lick Observatory University of California Santa Cruz, CA 95064 Tel: +1 408 459 2630 Fax: +1 408 454 9863
var
– Value Added Reseller: Reseller who targets specific industries, business segments, or markets to sell product, consult and provide on­going support Revenues tend to be generated from value added services i e Training, custom software, special hardware, etc
var
Value Added Reseller
var
/veir/ or /var/ n Short for `variable' Compare {arg}, {param}
var
Computer reseller who puts together particular customer solutions
var
Value Added Reseller A company that resells another vendor’s product together with software, applications or consulting services of its own, thus adding value The original product’s name is usually still used
var
nIII: courage; brave, courageous
var
a unit of electrical power in an AC circuit equal to the power dissipated when 1 volt produces a current of 1 ampere
var
Acronym for Value Added Reseller A VAR is a business that adds its own "value," or application, to an existing product, and resells the resulting enhanced product as a package
var
Variable
var
VA regulation
var
Value Added Re-seller
var
variant
var
Company that writes application software that is packaged and sold with underlying systems software (often including a DBMS) and hardware
var
an abbreviation for variety It applies to a variation of the species
var
The SI unit of reactive power The reactive power at the port of entry of a single-phase two-wire circuit when the product of (a) the rms (root mean square) value in amperes of the sinusoidal current, (b) the rms value in volts of the voltage, and (c) the sine of the angular phase difference by which the voltage leads the current is equal to 1
var
value-added reseller; a business that repackages and improves hardware manufactured by an original equipment manufacturer
var
See: Value-at-risk model
var
a company that integrates the hardware and software of several vendors with its own software, then resells the entire package
التركية - التركية
Bir durumdan başka duruma geçmek
Belli bir duruma veya düzeye gelmek
Acımadan, çekinmeden yapmak
Erişilmek istenen yere ayak basmak, ulaşmak, vasıl olmak: "Köye akşama doğru ancak varabildim."- S. F. Abasıyanık
Kadın, evlenmek
Bir şeyi iyice anlamak veya duymak
Hoş olmayan bir sona ermek
Hoş olmayan bir sona ermek: "Beni tahkir etmeye kadar varıyorsun."- P. Safa
Erişilmek istenen yere ayak basmak, ulaşmak, vasıl olmak
Kadın, evlenmek: "Gönül verdin derlerdi o delikanlıya / En sonunda varmışsın bir Erzincanlıya."- A. M. Dıranas
müncer olmak
VÂR
(Osmanlı Dönemi) (-) f. (Teşbih edatıdır) Gibi, ...li, kerre, def'a, sâhib, mâlik, lâyıklık (yerinde kullanılarak birleşik kelimeler yapılır). Meselâ: Melek-vâr : Melek gibi. Ümid-vâr: Ümidli
VÂR
(Osmanlı Dönemi) f. (Teşbih edatıdır) Gibi, ...li, kerre, def'a, sâhib, mâlik, lâyıklık (yerinde kullanılarak birleşik kelimeler yapılır). Meselâ: Melek-vâr : Melek gibi. Ümid-vâr: Ümidli
var
Sahiplik bildiren olumlu isim cümleleri kurar: "Rahatsız etmek istemem, hem de işim var."- H. E. Adıvar
var
Elde bulunan her şey
var
Sahiplik bildiren olumlu isim cümleleri kurar
var
Elde bulunan her şey: "Elimizden alınan şeyler bütün varımız ve bütün varlığımızdır."- R. E. Ünaydın
var
Elde bulunan şey
var
Mevcut, evrende veya düşüncede yer alan, yok karşıtı
varma
Varmak işi
varma
Varmak işi: "Küçük kızımın, bir baytara nişanlı iken bir mektep çocuğu ile sevişip ona varmaya kalkıştığından tutturmuş, dedikodu ediyorlar."- M. Ş. Esendal
الإنجليزية - التركية

تعريف varmak في الإنجليزية التركية القاموس.

muvafakata varmak
Uygun görmek, onamak, kabul etmek
var
değişken

Onun yerine az önce tanımladığım iki ekonomik değişkenin tartışmasına döneceğim. - Instead, I will turn to a discussion of the two economic variables I defined a moment ago.

Yarın biz yağış ihtimali olan değişken bir hava bekliyoruz. - Tomorrow we expect variable weather with a likely chance of precipitation.

var
variant variation
varmak
المفضلات