uzatmak

listen to the pronunciation of uzatmak
التركية - الإنجليزية
stretch out
extend

I want to extend my stay here for a few more days. - Buradaki kalışımı birkaç gün daha uzatmak istiyorum.

I'd like to extend my stay through Sunday. - Kalışımı Pazar gününe kadar uzatmak istiyorum.

prolong
stretch

I want to stretch my legs. - Ben bacaklarımı uzatmak istiyorum.

hold out
elongate
to elongate, to extend, to lengthen; to prolong; (süre) to protract; to hand, to pass, to reach; (saç, sakal, bıyık, vb.) to grow; to drag sth out, to draw sth out, to enlarge on sth; to stick sth out
(Avcılık) exlend
extending
poke
elongating
drape
turn to
stick out
drag something out
proffer
add
pad
reach out
(Muzik) sustain
stick something out
lengthening
exposed
rack
to extend

I want to extend my stay here for a few more days. - Buradaki kalışımı birkaç gün daha uzatmak istiyorum.

Better to extend an olive branch than launch a missile. - Bir zeytin dalı uzatmak bir füze fırlatmaktan daha iyi.

pass
outstretch
lengthen
drag out
to give, send
to hold out, extend, proffer
enlarge
belabour [Brit.]
renew
continue
to lengthen
hand

All you have to do is to hand this book to him. - Yapman gereken tek şey bu kitabı ona uzatmak.

I intended to hand the paper to him, but I forgot to. - Raporu ona uzatmak istedim ama unuttum.

reach
draw out
pad out
to prolong, drag (something) out
pull out
to stretch (a cord) (between two places)
sidestep
belabor
to let (something) grow long
repose on
hold over
augment
grow

Growing this thick mustache has taken me quite a while. - Bu kalın bıyığı uzatmak uzun zamanımı aldı.

Tom has been growing a beard all summer. - Tom, bütün yaz sakal uzatmaktadır.

protract
expand on
carry over
draw sth out
(Tıp) extrude
{f} span
spin out
{f} stick
{f} eke out
{f} belabour
{f} spread
crane
stand over
sprawl out
{f} wiredraw
uzatma
extension

This extension cord is too short. - Bu uzatma kablosu çok kısa.

Layla went to a hair salon to get extensions in her hair. - Leyla saçlarını uzatmak için bir kuaföre gitti.

uzatmak (kollar, bacaklar)
stretch out
uzatmak (kredi vb )
(Ticaret) roll over
notayı uzatmak
sustain
uzatma
{i} stretch

I want to stretch my legs. - Ben bacaklarımı uzatmak istiyorum.

I need to stretch my legs. - Bacaklarımı uzatmam gerekiyor.

uzatma
seine net
uzatma
longdrawn
uzatma
(Askeri) extend

I'd like to extend my stay through Sunday. - Kalışımı Pazar gününe kadar uzatmak istiyorum.

They are planning to extend the railroad to the next town. - Onlar demiryolunu sonraki şehre uzatmayı planlıyor.

uzatma
(Bilgisayar) circumflex
uzatma
stretching

I wouldn't mind stretching my legs a little. - Bacaklarımı biraz uzatmamın benim için bir sakıncası yok.

uzatma
extension device
uzatma
extra time
uzatma
(Spor) overtime
uzatma
(Ticaret) prorogation
uza
draw out
uza
get longer
uza
drag on
uzatma
prolongation
Uzatma
extention

Where is the extansion cable?.

ayağını yorganına göre uzatmak
cut one's suit according to one's cloth
ayağını yorganına göre uzatmak
cut one's coat according to cloth
ayağını yorganına göre uzatmak
make both ends meet
boynunu uzatmak
stretch one's neck
boynunu uzatmak
crane one's neck
boynunu uzatmak
extend one's neck (in order to see)
boyununu uzatmak/vermek
to surrender (to), submit (to)
dil uzatmak
to talk against, to defame, to malign, to assail
dil uzatmak
attack
dil uzatmak
assail
dil uzatmak
defame
dil uzatmak
sail into
dil uzatmak
rail
dil uzatmak
go for
dil uzatmak
malign
dostluk eli uzatmak
give a friendly hand
dudaklarını uzatmak
pout
el uzatmak
thrust out hand
el uzatmak
(Hukuk) to encroach
el uzatmak
bestow hand on smb
el uzatmak
impinge
el uzatmak
claw
elini uzatmak
reach forth
elini uzatmak
arm
elini uzatmak
to reach for
elini uzatmak
thrust out one's hand
elini uzatmak
reach out
iki seksen uzatmak
send smb. sprawling
iskele uzatmak
(Konuşma Dili) make overtures to
kafa uzatmak
(at) bore
kol uzatmak
to spread, expand, branch out
lafı uzatmak
to take a long time explaining something
lafı uzatmak
labor
lafı uzatmak
belabour [Brit.]
lafı uzatmak
labour [Brit.]
lafı uzatmak
belabor
lafı uzatmak
go into details
ona buna dil uzatmak
to say nasty things about everybody
sakal bırakmak/koyuvermek/salıvermek/uzatmak
to grow a beard; to let one's beard grow
saçını uzatmak
grow one's hair long
saçını uzatmak
wear one's hair long
sonraki akorda uzatmak
suspend
süresini uzatmak
protract
uza
scat
uza
reach

He stood up and reached for his hat. - Ayağa kalktı ve şapkasına uzandı.

She reached out to take his hat. - Şapkasını almak için uzandı.

uzatma
lengthening, protraction; extension, prolongation; extra time; seine net
uzatma
renewal
uzatma
lengthening
uzatma
continuation
uzatma
extending

Tom wanted to check the applicant's character reference before extending an offer. - Tom teklifi uzatmadan önce başvuranın karakter referansını kontrol etmek istedi.

Gooseberries are fruits that are effective at extending life. - Bektaşi üzümü hayatı uzatmada etkili meyvelerdir.

uzatma
protraction
uzatma
continuance
uzatma
spread
uzatma
extratime
uzatma
fishnet one end of which is secured to the shore while it is in use
uzatma
elongation
uzatma
tiebreak
vadesini uzatmak
to prolong a term
vadesini uzatmak
consolidate
yaldızlı hap uzatmak
hold out a carrot to smb
yardım eli uzatmak
bear a hand
yardım eli uzatmak
extend
yardım elini uzatmak
to give sb a helping hand
zeytin dalı uzatmak
hold out the olive branch
zeytin dalı uzatmak
(deyim) hold out an olive branch
ziyaret süremi birkaç gün daha uzatmak istiyorum
I'd like to extend my stay for a few days
çok uzatmak
belabor
çok uzatmak
belabour [Brit.]
التركية - التركية
Başı, kolları veya bacakları bir yere yöneltmek: "Koğuşun açık duran kapısından hastalar başlarını uzatıp koridordakilere, yerde duran sedyeye bakıyorlar."- M. Ş. Esendal
Süreyi artırmak, temdit etmek: "Meclis, olağanüstü hâl süresini değiştirebilir, Bakanlar Kurulunun istemi üzerine ... süreyi uzatabilir..."- Anayasa
Süreyi artırmak, temdit etmek
Vermek, göndermek
Konuşmayı sürdürmek: "Her iki odadan üçer beşer kişi lakırtıyı uzattılar."- M. Ş. Esendal
Konuşmayı sürdürmek
Bir şeyi vermek için birine yöneltmek: "Şu köşe rafında toz şeker kutusu var, uzatıver bana."- A. Gündüz
Bir şeyi vermek için birine yöneltmek
Başı, kolları veya bacakları bir yere yöneltmek
Uzamasına sebep olmak, uzamasını sağlamak
Germek
(Osmanlı Dönemi) TENŞİYE
atmak
(Osmanlı Dönemi) MÜMANAT
Uzatma
(Osmanlı Dönemi) TERFİL
Uzatma
(Hukuk) TEMDİT
uzatma
Ünlülerin uzun söylenişi
uzatma
Temdit
uzatma
Uzatmak işi, temdit. Ünlülerin uzun söylenişi
uzatma
Eşit sayılarla biten bir elemeli oyunu, kazananın belli olması amacıyla, kurallarına uygun olarak belli bir süre daha sürdürmek
uzatma
Bir ucu kıyıya bağlı durumda denize uzatılıp bırakılarak kullanılan balık ağı
uzatma
Oyun içerisindeki duraklama dakikaları
uzatma
Sıhhi tesisatçılıkta kısa boruları uzatmak için kısa boru parçası
uzatma
iki ucu yivli, boru ekleme parçası
uzatma
Uzatmak işi, temdit
uzatmak
المفضلات