utandırmak

listen to the pronunciation of utandırmak
التركية - الإنجليزية
abash
embarrass

I didn't want to embarrass you in front of your friends. - Arkadaşlarının önünde seni utandırmak istemedim.

I don't want to embarrass myself. - Kendimi utandırmak istemiyorum.

{f} shame
humiliate
bring disgrace on smb
scandalize
put smb. to confusion
put to the blush
wither
mortify
disgrace
to shame, make (someone) feel ashamed
confound
to shame, to mortify, to humiliate, to embarrass, to show sb up
make smb. feel small
put smb. to shame
dash
show somebody up
put
embarass
discountenance
utan
shame on you
utan
{f} abashed
utan
{f} blush

Stop looking at me like that, you'll make me blush. - Bana öyle bakmayı kes, beni utandıracaksın.

The man blushed like a boy. - Adam bir çocuk gibi utandı.

utan
{f} blushing
utandırma
humiliation
utan
{f} ashamed

I'm not ashamed of my father being poor. - Babamın fakir olmasından utanmıyorum.

He is not ashamed of being poor. - O, fakir olmaktan utanmıyor.

utandırma
to shame
bakışları ile utandırmak
stare smb. out
bakışlarıyla utandırmak
put smb. out of countenance
gözünün içine bakarak utandırmak
outface
التركية - التركية
Utanmasına yol açmak, utanacak bir duruma düşürmek, mahcup etmek
Utanmasına yol açmak, utanacak bir duruma düşürmek, mahcup etmek: "Muallâ Hanım'a o zamana kadar beni çok utandıran bir sual sormakta mahzur görmedim."- P. Safa
mahcup etmek
(Osmanlı Dönemi) TAHFİR
utandırma
Utandırmak işi
utandırmak
المفضلات