tahmin etme

listen to the pronunciation of tahmin etme
التركية - الإنجليزية
reckoning
auguration
forecast
anticipation

I can't stand the anticipation. - Ben tahmin etmeye katlanamam.

estimating

The statistical data presented in her paper is of great use for us in estimating the frequency of the movement. - Onun raporunda sunulan istatistiki veriler hareketin sıklığını tahmin etmede bizim için çok faydalı.

tahmin etmek
{f} estimate
tahmin etmek
forecast
tahmin etmek
{f} guess

It's not hard to guess what's going to happen. - Ne olacağını tahmin etmek zor değil.

Tom's password was easy to guess. - Tom'un şifresini tahmin etmek kolaydı.

tahmin etmek
{f} anticipate

It's impossible to anticipate every possible situation. - Her mümkün durumu tahmin etmek imkansızdır.

tahmin etmek
predict

It's hard to predict what the weather will be like tomorrow. - Havanın yarın nasıl olacağını tahmin etmek zor.

Is it really possible to predict an earthquake? - Depremi önceden tahmin etmek gerçekten mümkün mü?

tahmin et
predict

Tom attempted to predict the results. - Tom sonuçları tahmin etmeye çalıştı.

The events unfolded just as she predicted. - Olaylar tam onun tahmin ettiği gibi meydana geldi.

Tahmin etmek
take a guess
tahmin etmek
{f} extrapolate
tahmin etmek
{f} suppose
tahmin etmek
wis
tahmin etmek
1. to guess; to conjecture; to surmise. 2. to estimate, judge, reckon; to forecast, predict
tahmin etmek
surmise
tahmin etmek
approximate
tahmin etmek
augurate
tahmin etmek
hazard a guess
tahmin etmek
envisage
tahmin etmek
(deyim) form an estimate
tahmin etmek
foresee
tahmin etmek
speculate
tahmin et
{f} predicted

Everything is working out just as Tom predicted. - Tom'un tahmin ettiği gibi her şey işe yarıyor.

Tom predicted Mary would win the race. - Tom Mary'nin yarışı kazanacağını önceden tahmin etti.

tahmin et
{f} forecasting

Tom does a pretty good job of forecasting the weather. - Tom, hava durumunu tahmin etmede oldukça iyi bir iş çıkarıyor.

Prophets have been forecasting the end of the world for centuries. - Peygamberler yüzyıllar boyunca dünyanın sonunu önceden tahmin etmiştir.

tahmin et
{f} envisaged
tahmin et
{f} reckoning
tahmin et
reckon
tahmin et
{f} guess

Guess what happened to me. - Bana ne olduğunu tahmin etsene!

I would never have guessed that Tom couldn't swim. - Tom'un yüzemiyeceğini asla tahmin etmezdim.

tahmin et
envisage
tahmin et
{f} forecast

Tom does a pretty good job of forecasting the weather. - Tom, hava durumunu tahmin etmede oldukça iyi bir iş çıkarıyor.

Some weather forecasters predicted a hurricane. - Bazı hava tahmincileri bir kasırgayı tahmin etti.

tahmin etmek
calculate upon
tahmin etmek
imagine
tahmin etmek
reckon
tahmin etmek
think

There is no telling what he is thinking. - Ne düşündüğünü tahmin etmek mümkün değil.

tahmin etmek
to predict
tahmin etmek
to estimate
tahmin et
forecasted

I forecasted that you couldn't cut the mustard in this job. - Bu işte beklentileri karşılayamayacağını tahmin etmiştim.

tahmin et
{f} conjecture
tahmin et
surmise
tahmin etmek
judge
tahmin etmek
to guess, to estimate, to foresee, to forecast, to reckon, to surmise
tahmin etmek
dope out
tahmin etmek
put down
tahmin etmek
presume
tahmin etmek
{f} divine
tahmin etmek
take stock of
tahmin etmek
(yazının uzunluğunu) cast off
tahmin etmek
dope
tahmin etmek
{f} calculate
tahmin etmek
tell

There is no telling when they will come. - Ne zaman geleceğini tahmin etmek mümkün değil.

There is no telling what will happen. - Ne olacağını tahmin etmek mümkün değil.

tahmin etmek
conjecture
التركية - التركية

تعريف tahmin etme في التركية التركية القاموس.

tahmin etmek
Yaklaşık olarak değerlendirmek; oranlamak
tahmin etmek
Kestirmek
tahmin etme
المفضلات