soğuk

listen to the pronunciation of soğuk
التركية - الإنجليزية
cold

It was colder yesterday than today. - Dün hava bugünkünden daha soğuktu.

It was terribly cold yesterday. - Dün hava korkunç derecede soğuktu.

chilly

The weather is a little chilly this morning. - Bu sabah hava biraz soğuk.

The night was so chilly that when I returned I was almost frozen. - Gece o kadar soğuktu ki döndüğümde neredeyse donmuştum.

cool

I was beginning to lose my cool. - Soğuk kanlılığımı kaybetmeye başlıyordum.

Tom never loses his cool. - Tom soğukkanlılığını asla kaybetmez.

angular
freezing

It's freezing in here. - Burada hava çok soğuk.

It's freezing out here. - Burada dışarısı çok soğuk.

phlegmatical
unfriendly

Can you figure out why the boss is so unfriendly this week? - Patronun bu hafta niçin çok soğuk olduğunu anlayabiliyor musun?

Old homes, especially traditional Japanese ones, can be damp and unfriendly to modern life. - Eski evler, özellikle geleneksel Japon olanlar, modern yapıya göre nemli ve soğuk olabilir.

cryo
(davranış) remote
chill

He caught a chill because he went out in the rain. - Yağmurda dışarıya çıktığı için soğuk aldı.

Cold rain makes me chilled to the bone. - Soğuk yağmur soğuğu iliklerime kadar hissettirir.

bleak
frosty

My questions were met with a frosty silence. - Sorularım soğuk bir sessizlikle karşılandı.

The frosty winter will soon come to an end. - Soğuk kış yakında sona erecek.

cold, nippy; frosty; stiff, chilly; cool, standoffish, distant, frosty, aloof; cold-hearted; asexual, frigid; (rüzgâr, vb.) piercing; cold, chill
inclement
offish
calm

He jumped into the cold and calm waters of the gulf, and started to swim through the darkness. - O, körfezin soğuk ve sakin sularına atladı ve karanlığın içinden yüzmeye başladı.

Tom's cool, calm, and collected, even under pressure. - Tom, baskı altındayken bile soğukkanlı, sakin ve aklı başında.

frostiness
phlegmatic
aloof
uncompanionable
parky
marble

Her hands felt as cold as marble. - Ellerini mermer kadar soğuk hissetti.

distant

Tom is cold, distant and arrogant. - Tom soğukkanlı, mesafeli ve kibirli.

Mary stared distantly out the window. - Mary soğuk bir şekilde pencereden dışarıya baktı.

chilling
frozen

It's so cold that the river has frozen over. - O kadar soğuk ki nehir dondu.

Yesterday it was so cold again. I may have frozen. - Dün yine çok soğuktu. Donmuş olabilirim.

apathetic
cold (as opposed to hot)
frigid

The weather is exceptionally frigid. - Hava son derece soğuk.

I'm afraid I'm frigid. - Ben de cinsel soğukluk olduğundan korkuyorum.

cold, frosty, unfriendly
inhospitable
apathetical
unsympathetic
cold weather, the cold
tepid
icily
dour
starch
distent
colder

Germany's winters are colder than Italy's. - Almanya'nın kışları İtalya'nınkilerden daha soğuktur.

Boston was a lot colder than I expected. - Boston beklediğimden çok daha soğuktu.

unapproachable
asexual
soulless
feeble
nonchalant

Despite her nonchalant air, she is paying close attention to everything you say. - Onun soğukkanlı havasına rağmen, söylediğin her şeyle yakından ilgileniyor.

stiff
clinical
lukewarm
cold-hearted

She is always cold-hearted. - O her zaman soğuk kalpli.

Tom is a cold-hearted murderer. - Tom soğukkanlı bir katildir.

chilliness
{s} stony

Tom's joke was met with stony silence. - Tom'un fıkrası soğuk bir sessizlikle karşılandı.

antipathetic
dank
nippy
shivery
piercing

It was piercingly cold outside. - Dışarıda çok sert bir soğuk vardı.

to cold
stuffy
{s} starchy
{s} Saturnine
{s} rigorous
gelid
{s} wintry
{s} standoffish
repulsive
nip
soğuk algınlığı
cold

Have you something for a cold? - Soğuk algınlığı için bir şeyin var mı?

She catches colds easily. - O, soğuk algınlığına kolayca yakalanır.

Soğuk şekillendirme
(Metal İşleme) Cold forming
soğuk alma
getting cold
soğuk et
cold meat
soğuk hava deposu
Cold weather store
soğuk kanlılık
cold bloodedness
soğuk olmak
to cold
soğuk acıtması
frostbite
soğuk algınlığı
path. cold, common cold
soğuk algınlığı için bir şeyiniz var mı
Can I have something for a cold
soğuk algınlığım var
I have the chills
soğuk algınlığım var
I have a cold
soğuk almak
be ill with a cold
soğuk almak
to catch cold
soğuk almak
catch a chill
soğuk almak
catch a cold
soğuk aperâtif
cold collation
soğuk asfalt
cold asphalt
soğuk ağartma
cold bleaching
soğuk ağda
cold wax
soğuk bekletme
cold pad-patch method
soğuk bir şekilde
distantly

Mary stared distantly out the window. - Mary soğuk bir şekilde pencereden dışarıya baktı.

soğuk bir şekilde
icily
soğuk bir şekilde
inhospitably
soğuk bir şekilde
unpleasantly
soğuk boyama
cold dyeing
soğuk bölge
cold junction
soğuk bölge
(Çevre,Otomotiv) cold zone
soğuk bölge
quenching zone
soğuk cephe
cold front
soğuk dalgası
cold wave
soğuk damga
embossed stamp
soğuk davranma
coolness
soğuk davranmak
frost
soğuk davranmak
discountenance
soğuk davranmak
keep smb. at a distance
soğuk davranmak
to behave coldly (towards)
soğuk davranmak
keep one's distance
soğuk davranmak
to give sb the cold shoulder
soğuk davranış
chilliness
soğuk davranış
frost
soğuk deformasyon
cold deformation
soğuk duş etkisi yapmak
cast a chill upon
soğuk döküm
cold casting
soğuk döküm kalıbı
chill
soğuk dövmek
cold hammer
soğuk düşmek/kaçmak
to fall flat, go over like a ton of bricks
soğuk elektrot
cold electrode
soğuk emisyon
cold emission
soğuk espri
joke in bad taste
soğuk espri
oldie
soğuk fosfatlama
cold phosphating
soğuk galvanizleme
cold galvanizing
soğuk hadde
cold roll
soğuk haddeli
cold rolled
soğuk harp
Cold War
soğuk hava
cold air
soğuk hava
deposu cold-storage depot, cold store
soğuk hava dalgası
cold wave

Quite a few people were killed on the cold wave that hit this area. - Birçok kişi bu alana vuran soğuk hava dalgasında öldü.

A cold wave hit this district. - Bir soğuk hava dalgası bu bölgeyi vurdu.

soğuk hava gemisi
reefer
soğuk hava kitlesi
cold front
soğuk hava mahzeni
walk in
soğuk hava vagonu
reefer
soğuk hava vagonu railway refrigerator car, Brit
refrigerator van
soğuk iliklerine işlemiş
chilled to the marrow
soğuk içecek
cooler
soğuk
cold work
soğuk işleme
cold working, cold work
soğuk işlenik
cold worked
soğuk karayel
mistral
soğuk karşılama
tepid welcome
soğuk karşılamak
to give sb a cold welcome
soğuk katot
cold cathode
soğuk keski
cold chisel
soğuk kimse
a cold fish
soğuk meltem
glacier breeze
soğuk meze
deli
soğuk mezeci
delicatessen
soğuk mezeler
cold dishes
soğuk neva/nevale
cold and unapproachable person, cold fish
soğuk nötron
cold neutron
soğuk presleme
cold pressing
soğuk prova
runthrough
soğuk renkler
cool colors
soğuk savaş sonrası dönem
(Hukuk) post-Cold War era
soğuk savaş/
harp cold war
soğuk su yok
There is no cold water
soğuk suverme
cold quenching
soğuk test
cold test
soğuk testere
cold saw
soğuk tezlik
cold shortness
soğuk tutmak
keep cold
soğuk ve duygusuz kimse
iceberg
soğuk ve rutubetli
raw
soğuk yakmak/- vurmak
for the cold to injure (a plant)
soğuk yansıtıcı
cold-mirror reflector
soğuk yüksek
(Meteoroloji) cold high
soğuk çekilmiş
cold drawn
soğuk çekiçlemek
cold hammer
soğuk çekme
cold drawing
soğuk üretim
cold production
soğuk ısırması
frostbite
soğuk ısırması
chilblains, perniosis
soğuk şaka
ribaldry
çok soğuk
freezing

It's freezing in here. - Burada hava çok soğuk.

It's freezing out here. - Burada dışarısı çok soğuk.

dondurucu soğuk
freezing cold
dondurucu soğuk
freeze
kuru soğuk
black frost
yakmak (soğuk)
bite
çok soğuk (mevsim/hava)
hard
çok soğuk
very cold
Soğuk kanlı
(Tıp) hemctocryal
acı soğuk
bitter cold
bayağı soğuk
coldish
bu çok soğuk
It's cold
bugün hava soğuk
Today it's cold
bugün hava çok soğuk
Today it's very cold
burası çok soğuk
It is very cold in here
buz gibi soğuk
as cold as ice
buz gibi soğuk
(deyim) as cold as stone-cold
buz gibi soğuk
(deyim) as cold as ice-cold
dondurucu soğuk
perishing cold
dondurucu soğuk
nip
dondurucu soğuk
freeze up
hava soğuk
It's cold
ikincil soğuk cephe
(Meteoroloji) secondary cold front
iliklere işleyen soğuk
bitter cold
kanı soğuk
unsociable, reserved, cold
kule tipinde soğuk depo
high rise cold store
kuru soğuk
dry cold, black frost
kuru soğuk
dry cold
kısa süren soğuk
cold snap
nemli ve soğuk
clammy
odam çok soğuk
It's too cold in my room
oldukça soğuk
rather cold
yakıcı soğuk
black frost
yakıcı soğuk
bitter cold
yeterince soğuk
cold enough
yürekine (soğuk)
su serpilmek to alleviate (one's) sadness, anxiety, or depression; to make (one) feel better, lighten or gladden (one's) heart
Üstüne bir bardak soğuk su iç
You can whistle for it
çok soğuk
awfully cold
çok soğuk
gelid
çok soğuk
frigid
üstüne/üzerine bir bardak (soğuk)
su içmek (Konuşma Dili) to give up all hope of getting (something that one has lent) back, kiss (something) goodbye
şiddetli soğuk
freeze up
التركية - التركية
Isısı düşük olan, sıcak karşıtı: "Bu el soğuktu ve titriyordu."- P. Safa. Üşütecek derecede ısısı olan: "Güneşli, soğuk bir gündü."- S. F. Abasıyanık
Duygudan, sevgiden yoksun olan, sokulgan olmayan
Sevimsiz veya yersiz, antipatik: "Bu soğuk, yavan sözler zevkimi rencide ediyordu."- H. C. Yalçın
Yakın ve içten olmayan, ilgisiz
Isının üşütecek kadar az veya düşük olması durumu
Isısı düşük olan, sıcak karşıtı
Sevimsiz veya yersiz, antipatik
Isının üşütecek kadar az veya düşük olması durumu: "Karın soğuğu başka bir tür soğuktur."- S. F. Abasıyanık
Yakın ve içten olmayan, ilgisiz: "Soğuk tavırla birbirlerini selamlayıp uzaklaştılar."- R. H. Karay
Kadın cinsel istek duymayan. İlgisiz, sevimsiz bir biçimde veya memnuniyetsizliğini belli ederek
Üşütecek derecede ısısı olan
Cinsel istek duymayan
İlgisiz, sevimsiz bir biçimde veya memnuniyetsizliğini belli ederek
(Osmanlı Dönemi) VEZYE
(Osmanlı Dönemi) KÂDİYE
(Osmanlı Dönemi) ŞEFİF
(Osmanlı Dönemi) SARD
üşük
(Osmanlı Dönemi) BÜRAD
soğuk algınlığı
Nezle, anjin, bronşit gibi üşütmeden ileri gelen rahatsızlık
soğuk bez
Keten ipliğinden yapılmış, tülbende benzeyen bir tür ince, seyrek bez
soğuk büfe
Bazı toplantılarda, ayakta yenilmek için soğuk yiyecek ve içeceklerle hazırlanmış masa
soğuk dalgası
Yoğun olarak soğuk havanın art arda gelmesi
soğuk damga
Mürekkep kullanılmadan, baskı ile yapılan kabartma damga
soğuk harp
Soğuk savaş
soğuk hava deposu
Bozulabilen yiyeceklerin konulduğu, sürekli olarak soğutulan depo
soğuk neva
bakınız: soğuk nevale
soğuk nevale
İnsanlara yaklaşmayan, söz veya davranışları soğuk olan sevimsiz kimse
soğuk renkler
Mavi, lâcivert ve mor renk ve bu renklerin tonlarına verilen ad
soğuk savaş
II. Dünya Savaşı'ndan sonra doğu ve batı bloklarının zaman zaman savaş çıkarma tehditlerinin bütün dünyada yarattığı gerginlik
soğuk ısırması
Soğuğun etkisiyle parmaklarda, kulak kenarlarında oluşan kırmızı, kaşındırıcı şiş
soğuk şaka
Hoş karşılanmayan, yersiz nükte veya sözle yapılan şaka
kuru soğuk
Yağışsız havadaki sert soğuk
yüzü soğuk
Ürkütücü
soğuk
المفضلات