تعريف skilled في الإنجليزية التركية القاموس.
- yetenekli
Tom yetenekli, değil mi?
- Tom is skilled, isn't he?
Tom el işinde çok yetenekli.
- Tom is very skilled in manual labor.
- {s} becerikli
- yetişkin
- işini iyi yapan
- teknik bilgisi iyi olan
- mahir
- hünerli
- deneyimli
- usta
- becerili
- vasıflı
- kalifiye
- tecrubeli
- {s} eli yatkın
- maharet gerektiren
- mahir usta
- skilled trades maharet gerektiren meslekler
- {s} ustalık gerektiren
- {s} marifetli
- maharetli
- bilirkişi
- skill
- hüner
- skilled (at)
- eli yatkın
- skilled at
- eli yatkın
- skilled labor
- kalifiye işçi
- skilled labour
- vasıflı işgücü
- skilled in
- de usta
- skilled worker
- becerikli işçi
- skilled workman
- kalifiye işçi
- skilled employee
- vasıflı işçi
- skilled nursing facility
- yetenekli bakım tesisi
- skilled trades
- vasıflı esnaf
- skilled in
- -de usta
- skilled labor hypothesis
- (Ticaret) yetişkin işgücü hipotezi
- skilled laborer
- (Askeri) KALİFİYE İŞÇİ: Belirli bir işi yapabilecek kabiliyette ve niteliğe sahip işçi
- skilled memory theory
- (Pisikoloji, Ruhbilim) becerikli bellek teorisi
- skilled pilot
- (Askeri) tecrübeli pilot
- skilled rating
- (Askeri) SANATKARLIK DERECESİ: Askerlikte işe yarayacak bir sanata sahip bulunan ve asgari bir nezaretle orduya mükemmel iş yapabilecek olan bir erin dahil bulunduğu sınıflandırma
- skilled worker
- (Ticaret) vasıflı işçi
- skilled worker
- kalifiye işçi
- skilled workman
- usta işçi
- skilled workman
- vasıflı işçi
- skilled workman
- (fiil)sıflı işçi, kalifiye işçi, usta işçi
- skill
- (Askeri,Teknik) yetenek
Öğrenciler, okuma yeteneklerini geliştirmeliler.
- Students should develop their reading skills.
Bir insan ne kadar çok yetenek öğrenirse, topluma o kadar daha çok katkıda bulunur.
- The more skills one masters, the greater contribution one can make to society.
- skill
- kabiliyet
- skill
- {i} beceriklilik
- skill
- maharet
Çalışan bir adama yaşına göre değil maharetine göre ödeme yapılmalı.
- A working man should be paid in proportion to his skill, not his age.
- skill
- marifet
- skill
- (Askeri) YETENEK, BECERİ, MELEKE, USTALIK
- skill
- vasıf
- skill
- el alışkanlığı
- skill
- sanat
Yeteneği ve sanatı olan bu dünyada ünlü olur.
- He who has skill and art, becomes famed in the world.
Homer diğer bütün şairlere ustaca yalan söyleme sanatını öğretti.
- Homer has taught all other poets the art of telling lies skillfully.
- skill
- meleke
- skill
- beceri
Tom bir fotoğrafçı olarak becerilerini geliştirmek istedi.
- Tom wanted to hone his skills as a photographer.
Bestenin bu bölümünün biraz gerçek beceriye ihtiyacı var.Bunun piyanoda nasıl çalınacağını öğrenmek uzun zamanımı aldı.
- This part of the tune needs some real skill. It took me ages to learn how to play it on the piano.
- skill
- kesp
- skill
- ustalık
Aleti ustalıkla idare etti.
- He handled the tool skillfully.
- experienced in, skilled in
- olarak, yetenekli, deneyimli
- experienced, skilled
- Vasıflı deneyimli
- expert eye, skilled eye
- uzman göz, yetenekli göz
- highly skilled
- çok yetenekli
- multi-skilled
- çok yetenekli
- perite
- Uzman
- semi skilled worker
- yarı vasıflı işçi
- semi-skilled
- yarı vasıflı
- well-versed, proficient, skilled
- iyi, yeterli, yetenekli usta
- be skilled
- yetenekli olmak
- be skilled in
- (bir şeyi) iyi yapmak; (bir işin) ustası olmak
- highly skilled
- çok becerikli (işçi)
- skill
- eksperlik