sakinleştirici

listen to the pronunciation of sakinleştirici
التركية - الإنجليزية
soothing
placatory
tranquilizer

I guess I have some tranquilizers in my bag. - Sanırım çantamda biraz sakinleştirici var.

Would you like a tranquilizer? - Bir sakinleştirici ister misiniz?

trank
sedative

The sedative is taking effect. - Sakinleştirici etkisini gösteriyor.

The doctor gave him a sedative. - Doktor ona bir sakinleştirici verdi.

pacificatory
anodyne
tranquillizer
abirritative
mood modifying
ataractic
sakin
tranquil

Mary needs to be tranquilised. - Mary'nin sakinleşmesi gerek.

Would you like a tranquilizer? - Bir sakinleştirici ister misiniz?

sakin
habitant
sakin
{s} quiet

The two sisters lived very quietly. - İki kız kardeş çok sakince yaşadılar.

The mother was quieting her crying baby. - Anne ağlayan bebeğini sakinleştiriyordu.

sakin
resident

Many Boston residents oppose the mayor's plan. - Birçok Boston sakini belediye başkanının planına karşı çıkıyor.

The residents of this town are deeply religious and patriotic people. - Bu kasabanın sakinleri çok dindar ve vatansever insanlar.

sakin
calm

He remains calm in the face of danger. - O, tehlike karşısında sakin kalır.

In situations like these, it's best to remain calm. - Bu gibi durumlarda sakin kalmak en iyisidir.

sakinleştirici bir ilaç için reçete yazar mısınız
Would you please write me a prescription for a tranquilizer
sakinleştirici ilaç vermek
sedate
sakinleştirici ilâç
anodyne
sakin
cool

Calm down and be cool. - Sakin ol ve rahat ol.

Mike always stays cool. - Mike her zaman sakin kalır.

sakin
{i} inhabitant

Since Puerto Rico is a US colony, Puerto Rico's head of state is the President of the USA, but inhabitants of Puerto Rico are not allowed to vote in US presidential elections. - Abd sömürgesi olduğundan beri Porto Riko'nun devlet başkanı Abd devlet başkanıdır ama Porto Riko sakinlerinin Abd devlet başkanlığı seçimlerinde oy kullanmasına izin verilmez.

The inhabitants of the island are friendly. - Adanın sakinleri cana yakındır.

sakin
{s} composed

Tom tried to stay composed. - Tom sakin kalmaya çalıştı.

sakin
emotionless
sakin
{s} halcyon
sakin
leisurely

Sami was enjoying a leisurely life. - Sami sakin bir hayattan zevk alıyordu.

sakin
{s} steady
sakin
even-tempered
sakin
citizen

I am a citizen of Chiba, but work in Tokyo. - Ben Chiba sakiniyim ama Tokyo'da çalışıyorum.

I am also a citizen of Tokyo. - Ben de bir Tokyo sakiniyim.

sakin
{i} local

Local residents are in a state of shock. - Yerel sakinler şok içinde.

She married a local boy. - O, yöre sakini bir çocukla evlendi.

sakin
sedated

They have him sedated. - Onlar onu sakinleştirdiler.

I was heavily sedated. - Ağır şekilde sakinleşmiştim.

sakin
taciturn

Mary's partner is a taciturn person. - Mary'nin ortağı sakin bir kişidir.

sakin
inhabiter
sakin
unmoved
sakin
phlegmatic
sakin
denizen
sakin
{s} cold

He jumped into the cold and calm waters of the gulf, and started to swim through the darkness. - O, körfezin soğuk ve sakin sularına atladı ve karanlığın içinden yüzmeye başladı.

sakin
ataraxic
sakin
shacker
sakin
canny
sakin
tranquilizing
sakin
unperturbed
sakin
unhurried
sakin
occupier
sakin
collected

Fadil was amazingly calm and collected after he had shot Rami. - Fadıl, Rami'yi vurduktan sonra inanılmaz biçimde sakin ve kendindeydi.

Tom was calm and collected. - Tom sakin ve aklı başındaydı.

sakin
douce
sakin
stilly
sakin
arcadia
sakin
occupant

The police vehicle's armor plating saved the lives of its occupants. - Polis aracının zırh kaplaması apartman sakinlerinin hayatlarını kurtardı.

sakin
matter-of-fact
sakin
balmy
sakin
self-possessed
sakin
sedentary
sakin
(deyim) as calm as a millpond
sakin
untroubled
sakin
statical
sakin
equable
sakin
uneventful
sakin
residentiary
sakin
meek
sakin
phlegmatical
sakin
equanimity
sakin
imperturbate
sakin
easeful
sakin
coolheaded
sakin
unruffled
sakin
(Askeri) clam
sakin
restrained
sakin
static
sakin
(Meteoroloji) lull
sakin
soft
sakin
philosophical
sakin
esay
sakin
{s} even

It was a calm winter evening. - Sakin bir kış akşamıydı.

He remained calm even in the presence of danger. - Tehlike olduğunda bile sakin kaldı.

sakin
undisturbed
sakin
level-headed
sakin
private
sakin
orderly
sakin
imperturbable
sakin
sleepy
sakin
off-peak
sakin
easy

Take it easy. I can assure you that chances are in your favor. - Sakin olun. Ben fırsatların sizin lehinize olduğunu size temin ederim.

Take it easy! Don't be so nervous. - Sakin ol! O kadar gergin olma!

sakin
restful
sakin
unflappable
sakin
placid

This is a placid and cozy place. - Burası sakin ve sıcak bir yer.

Now that he's retired, Yves can look forward to a contented and placid life. - O şimdi emekli, Yves memnun ve sakin bir yaşam için sabırsızlanabilir.

sakin
dweller

For some dwellers of ancient China, antlers were probably among the most mysterious and beautiful things in the world. - Antik Çin'in bazı sakinleri için, boynuzlar muhtemelen dünyanın en gizemli ve güzel şeyleri arasındaydı.

sakin
on an even keel
sakin
beware of
sakin
calmest
sakin
beware
sakin
{s} peaceful

When Tom has trouble sleeping, he starts counting stoats. That quickly brings him into a peaceful mood, and he is fast asleep before he could count the stoats to fifty. - Tom'un uyumada problemi olduğunda, o kakımları saymaya başlar.O, onu çabucak sakin bir hale getirir. Ve o kakımları elliye kadar sayabilmeden önce derin uykuya dalar.

At night, this street is very peaceful. - Geceleyin bu sokak çok sakindir.

sakin
{i} indweller
sakin
even tempered
sakin
{s} idyllic
sakin
together

Tom and Mary enjoyed a quiet moment together. - Tom ve Mary birlikte sakin bir anın tadını çıkardı.

sakin
{s} comfortable

He observed this calmly, from a comfortable distance. - Bunu uygun bir uzaklıktan sakince gözlemledi.

sakin
laidback
sakin
{s} Pacific
sakin
{s} philosophic
sakin
{s} dispassionate
sakin
domicilled
sakin
{s} equal
sakin
{s} sedate

I was heavily sedated. - Ağır şekilde sakinleşmiştim.

They have Tom sedated. - Onlar Tom'u sakinleştirdiler.

sakin
{s} airless
sakin
{s} smooth

The sea looks calm and smooth. - Deniz sakin ve yumuşak görünüyor.

sakin
{s} nerveless
sakin
calm, tranquil, serene; still
sakin
tenant
sakin
{i} inmate
sakin
in repose
sakin
calm, cool, placid, self-possessed, serene, imperturbate; quiet, taciturn; tranquil, peaceful, esay; inhabitant, dweller, resident, occupier, occupant sekene
sakin
still

Tom sat very still on the couch. - Tom kanepede çok sakin oturdu.

Tom stood perfectly still. - Tom kusursuzca sakin durdu.

sakin
noiseless
sakin
hushed
sakin
composedly
sakin
(someone) who resides in or inhabits (a place)
sakin
calmative
sakin
{s} reposeful
sakin
{s} quiescent
sakin
(a) resident; (an) inhabitant
sakin
contained
sakin
{s} serene
sakin
{s} peaceable
التركية - التركية

تعريف sakinleştirici في التركية التركية القاموس.

sakin
Hareket etmeyen, kımıldamayan, durgun, dingin
SAKİN
(Osmanlı Dönemi) Hareketsiz, kendi hâlinde. Bir yerde oturan. Kararlı
SAKİN
(Osmanlı Dönemi) Gr: Harekesi olmayıp cezimli (sakin okunan) harf
Sâkin
(Osmanlı Dönemi) İSKÂN
sakin
Durgun, hareket etmeyen, kımıldamayan, dingin
sakin
Sessiz
sakin
Bir yerde oturan: "Sakinleri Müslümanlardan ibaret olan semtte, bakkal dükkânı, günün her saatinde dolup boşalır."- S. Ayverdi
sakin
Huysuzluğu, rahatsızlığı azalmış veya geçmiş: "Sesi dinlediği müddetçe sakin ve uslu duruyordu."- Y. K. Karaosmanoğlu
sakin
Kimseyi rahatsız etmeyen, kızgınlık göstermeyen
sakin
Sessiz: "Dinlenmek için otelimizden daha sakinini bulacağınızı ummam."- S. F. Abasıyanık
sakin
Bir yerde oturanlar, sakinler
sakin
Huysuzluğu, rahatsızlığı azalmış veya geçmiş
sakin
Bir yerde oturan, sekene
sakin
Hindu'ların çok korktuğu dişi şeytanlara verilen ad
sâkin
(Osmanlı Dönemi) bir yerde oturan
sakinleştirici
المفضلات