sahiplenmek

listen to the pronunciation of sahiplenmek
التركية - الإنجليزية
appropriate
(deyim) stake one's claim
Own

This car is owned by me. - Bu araba benim tarafından sahiplenmektedir.

take up
sahip
owner

Many dog owners only feed their dogs once a day. - Birçok köpek sahipleri köpeklerini sadece günde bir kez beslerler.

The owners appointed him manager. - Sahipler, onu yönetici olarak atadılar.

sahip
possessor
sahiplenmek işi
to adopt business
sahip
possess
sahip
(Bilgisayar) author
sahip
(Kanun) beneficiary
sahip
gerent
sahip
keeper
sahip
patron
sahip
protector
sahip
master

He has a master's degree in mathematics. - O matematik alanında yüksek lisans derecesine sahiptir.

They say that that man has a master key which opens all the doors of the city. - Onlar bu adamın şehrin tüm kapılarını açan, usta bir anahtara sahip olduğunu söylüyor.

sahip
have of
sahip
of have
sahip
someone who has produced or created (something): Bu eserin sahibi kim? Who's the author of this (literary) work?
sahip
(someone) who pos sesses (a certain quality): zevk sahibi bir hanım a lady who has good taste
sahip
proprietress
sahip
freeholder
sahip
protector, patron; guardian
sahip
holder

Most of the women credit card holders are judicious in using their cards. - Kadın kredi kartı sahiplerinin çoğu, kartlarını akıllıca kullanır.

sahip
{i} lord
sahip
endowed with
sahip
{i} proprietor
sahip
owner, possessor, holder, master; patron, protector
sahip
owner, possessor; proprietor; proprietress; master; mistress
التركية - التركية
Sahip olmak
Sahip
EHiL
Sahip
(Hukuk) HAİZ
sahip
Herhangi bir şey üstünde mülkiyeti olan, onu yasaya uygun bir biçimde dilediği gibi kullanabilen kimse, iye, malik: "Ev sahibinin yanına gidileceğini tavrıyla belli ediyordu."- R. H. Karay
sahip
Herhangi bir niteliği olan kimse, ehil
sahip
Herhangi bir şey üstünde mülkiyeti olan, onu yasaya uygun bir biçimde dilediği gibi kullanabilen kimse, iye, malik
sahip
Bir iş yapmış, üstlenmiş veya bir eser ortaya koymuş kimse: "Düğün sahipleri gibi adımbaşında bahşiş dağıttığım için hizmetçiler de yüksünmüyorlardı."- R. N. Güntekin
sahip
Koruyan, arka çıkan, gözeten kimse
sahip
Bir iş yapmış, üstlenmiş veya bir eser ortaya koymuş kimse
sahiplenme
Sahiplenmek işi
sahiplenmek
المفضلات