süresiz

listen to the pronunciation of süresiz
التركية - الإنجليزية
indefinite

The game has been postponed indefinitely. - Oyun süresiz olarak ertelendi.

Some cookies are stored indefinitely on users' hard drives. - Bazı cookie'ler kullanıcıların sabit disklerinde süresiz olarak kaydedilir.

Sine die: Without a day specified for a future meeting; indefinitely: "Parliament was dismissed sine die."
for an indefinite period of time
konumu eklemek istiyorsun?
(something) for which no termination date has been set
indefinite; indefinitely, for an indefinite period of time
sine die
indefinitely

The game has been indefinitely postponed. - Oyun süresiz ertelendi.

Some cookies are stored indefinitely on users' hard drives. - Bazı cookie'ler kullanıcıların sabit disklerinde süresiz olarak kaydedilir.

without delay
süre
period

I will stay here for a short period. - Burada kısa bir süre için kalacağım.

The union went out on a strike for an indefinite period. - Sendika belirsiz bir süre için greve gitti.

süre
duration
süre
time

The room has been empty for a long time. - Oda uzun süredir boş.

They have lived here for a long time. - Onlar uzun süredir burada yaşıyor.

süre
span

He has a short attention span. - Kısa bir dikkat süresi var.

She has a short attention span. - Onun kısa bir dikkat süresi var.

süresiz olarak
indefinitely

Some cookies are stored indefinitely on users' hard drives. - Bazı cookie'ler kullanıcıların sabit disklerinde süresiz olarak kaydedilir.

The game has been postponed indefinitely. - Oyun süresiz olarak ertelendi.

süresiz olarak ertelemek
adjourn sine die
süresiz olma
perpetuity
süre
timetable
süre
{i} term

I have been on friendly terms with him for more than twenty years. - Onunla yirmi yıldan daha fazla süredir samimiyim.

Nancy has been on good terms with my sister for more than five years. - Nancy beş yıldan fazla süredir ablam ile iyi ilişkiler içindedir.

süre
grace
süre
(Bilgisayar) for

They have lived here for a long time. - Onlar uzun süredir burada yaşıyor.

I've been in China for less than a month. - Bir aydan kısa bir süredir Çin'de bulunuyorum.

süre
gamut
süre
(Bilgisayar) dur

I'd like to go to Takayama during festival time. - Ben festival süresince Takayama'ya gitmek istiyorum.

He started to tell us his experiences during his stay in America. We were all ears. - Amerika'da kaldığı süredeki deneyimlerini bize anlatmaya başladı. Biz dikkat kesildik.

süre
(Bilgisayar) time period
süre
headway
süre
gange
süre
distance

Keep distance from trucks and other vehicles when driving. - Araba sürerken kamyonlardan ve diğer araçlardan uzak durun.

süre
due

Applications are due by Monday. - Başvurular için süre sonu pazartesi.

Her deathly paleness is due to long illness. - Uzun süredir hasta olduğundan rengi bembeyaz olmuş.

süre
period of time

Dan dated Linda for a very short period of time. - Dan çok kısa bir süre için Linda'yla flört etti.

If I'm away from home for a period of time, I will stop mail delivery. - Eğer bir süre evden uzak olursam, posta servisini bırakacağım.

süre
life

She soon adjusted herself to village life. - Kısa sürede kendini köy hayatına alıştırdı.

As long as there's life, there is hope. - Hayat olduğu sürece, ümit vardır.

süre
interval
süre
limitation
süre
(Ticaret) time limit
süre
(Bilgisayar) progress

Tom has made steady progress. - Tom sürekli ilerleme kaydetti.

süre
space

Spacewalks usually last between five and eight hours, depending on the job. - Uzay yürüyüşleri genellikle işe bağlı olarak, beş ve sekiz saat arasında sürer.

Dr. Valeri Polyakov, a Russian cosmonaut, was in space from January 8, 1994 to March 1995. He holds the record for the longest continuous stay in space. - Dr. Valeri 8 ocak 1994 ten Mart 1995 e kadar uzayda kalan bir Rus kozmonottur. Uzayda en uzun süre kalma rekorunu elinde bulunduruyor.

süre
while

It's so muggy; I think it will thunder in a short while. - Hava çok sıkıntılı;sanırım kısa süre içinde gök gürleyecek.

She pondered the question for a while. - Soruyu bir süre düşünüp taşındı.

süre
meantime

In the meantime you can just put on a sweater if you're cold. - Bu süre zarfında eğer üşüyorsan sadece bir kazak giy.

süre
duration length
süre
season

My season ticket expires on March 31. - Benim sezon biletimin süresi 31 Martta doluyor.

süre
spell

The natives were tormented by a long spell of dry weather. - Yerlilere uzun süre kurak havayla işkence yapıldı.

süre
(Latin) dies
süre
for the duration
süre
while for
süre
length of time
sabit kiralı süresiz kontrat
feu
süre
respite
süre
(film) screen time
süre
(Hukuk) term, time
süre
run

I have to go soon because I left the engine running. - Motoru açık bıraktığım için kısa sürede gitmeliyim.

How long does Tony run every day? - Tony her gün ne kadar süre çalışır?

süre
stretch
süre
bout

A bout lasts about five minutes. - Bir nöbet yaklaşık beş dakika sürer.

süre
{i} length

The length of our stay there will be one week. - Bizim orada kalma süremiz bir hafta olacak.

süre
(tanınan) notice
süre
{i} continuance
süre
period, duration, space
التركية - التركية
Süresi belirli olmayan
Süresi belli olmayarak
Süre
müddet
süre
Gelin giysizi yapılan bir çeşit kumaş
süre
Bir olayın başı ile sonu arasında geçen zaman parçası, zaman aralığı, zaman bölümü, müddet: "Hükümdar gibi davrandığınız sürece hükümdar sayılırsınız."- T. Oflazoğlu
süre
Bir olayın başı ile sonu arasında geçen zaman parçası, zaman aralığı, zaman bölümü, müddet
süresiz
المفضلات