süren

listen to the pronunciation of süren
التركية - الإنجليزية
ongoing
continuation
uzun süren
protracted

Because of the protracted depression, many workers are unemployed. - Uzun süren depresyondan dolayı birçok işçi işsiz.

ömür boyu süren
lifetime

This is the opportunity of a lifetime. - Bu, bir ömür boyu süren fırsattır.

hüküm süren
prevalent
hüküm süren
prevailing
sür
{f} lasting

The war lasting for years impoverished the country. - Yıllar süren savaş ülkeyi fakirleştirdi.

sür
banish

We banished him from the country. - Biz onu ülkeden sürdük.

The ruler was overthrown and banished from the country. - Yönetici devrildi ve ülkeden sürüldü.

sür
deport

Neither Tom nor Mary has been deported. - Ne Tom ne de Mary sürgün edildi.

sür
driven

They had driven wagons. - Vagonları onlar sürmüştü.

She has never been in a car driven by him. - O, onun tarafından sürülen bir arabada asla bulunmadı.

sür
{f} drove

He drove the truck to Dallas. - O, kamyonu Dallas'a sürdü.

Ambition drove him to murder. - Hırs onu cinayete sürükledi.

sür
{f} smeared
sür
{f} drive

My little son can drive a car. - Küçük oğlum araba sürebiliyor.

Do you know how to drive a car? - Nasıl araba süreceğini biliyor musun?

sür
impel
sür
{f} last

The rain lasted a week. - Yağmur bir hafta sürdü.

I had my driver's license renewed last month. - Sürücü ehliyetimi geçen ay yenilettim.

sür
{f} exile

He was exiled from his country. - O, ülkesinden sürgün edildi.

Napoleon was exiled to St. Helena. - Napolyon, St. Helena'ya sürüldü.

sür
{f} tilled
sür
deported

Neither Tom nor Mary has been deported. - Ne Tom ne de Mary sürgün edildi.

uzun süren
long lasting
uzun süren
enduring
altı yıl süren
sexennial
beş yıl süren
quinquennial
bir an süren
momentary
bir yıl süren
yearlong
borsa kapanınca sokakta süren piyasa
kerb market
dört sene süren
quadrennial
dört yıl süren olay
quadrennial
gece boyunca süren
nightlong
gün boyu süren
day long
gün boyu süren
around-the-clock
gün boyu süren
round the clock
hüküm süren
governing
hüküm süren
in the ascendant
hüküm süren
suzerain
hüküm süren
in the ascendent
hüküm süren kraliçe
regina
iki ay süren
bimonthly
iki yıl süren
biennial
ileri süren kimse
assertor
iz süren avcı
stalker
iz süren kimse
tracker
iz süren köpek
tracker dog
kısa süren
fleet
kısa süren
fleeting
kısa süren
short winded
kısa süren rüzgâr
(uçak) air bump
kısa süren seks
quickie
kısa süren soğuk
cold snap
kısa süren şans
streak of luck
kısa süren şiddetli rüzgâr
scud
on yıl süren
decade-long
piyasaya süren kimse
(sahte şey) utterer
saban süren kimse
ploughman
saban süren kimse
plowman
saltanat süren
regnant
sekiz yıl süren
octennial
sür
expatriate
sür
{f} smear
uzun süren
slow
uzun süren
agelong
uzun süren
long term
uzun süren
long acting
uzun süren
long drawn out
uzun süren
taking a long time
uzun süren
everlasting
uzun süren
durable
yedi yıl süren
septennial
yirmi yıl süren
vicennial
yüzyıllar süren
agelong
zahmetli ve uzun süren
a long slog
çağlar boyu süren
agelong
çok kısa süren şey
snatch
üç yüzyıl süren
tercentennial
التركية - التركية

تعريف süren في التركية التركية القاموس.

Sür
(Osmanlı Dönemi) REM
Sür
(Osmanlı Dönemi) GELE
kuyruk süren
Afrika'da gruplar halinde yaşayan ve firavunfaresi de denilen memeli bir hayvan
süren
المفضلات