rahatsız

listen to the pronunciation of rahatsız
التركية - الإنجليزية
disturbed

The noise disturbed my sleep. - Gürültü, benim uykumu rahatsız etti.

The news disturbed her greatly. - Haber onu çok rahatsız etti.

uncomfortable

This makes me uncomfortable. - Bu beni rahatsız ediyor.

His face was red and he felt hot and uncomfortable. - Yüzü kırmızıydı ve o sıcak ve rahatsız hissediyordu.

uneasy

The news makes us uneasy. - Haber bizi rahatsız ediyor.

What's making you uneasy? - Seni ne rahatsız ediyor?

uncomfortable; anxious, uneasy; (hafif hasta) unwell, indisposed, poorly, funny, rough
ill

What illness do I have? - Ne tür bir rahatsızlığım var?

When I woke up this morning, I felt a little ill. - Bu sabah uyandığımda, kendimi biraz rahatsız hissettim.

worrisome
constrained
incommodious
seedy
queer
bad

Tom wouldn't stop badgering me. - Tom beni rahatsız etmeyi bırakmadı.

It must bother you to have taken a bad master. I'm stupid too. So, it's all right. - Kötü bir öğretmene sahip olmak sizi rahatsız ediyor olmalı. Ben de aptalım. Öyleyse, tamam.

ill at ease, uncomfortable
unrestful
uncomfortable; (something) which causes physical discomfort
unwell
poorly
troubled

I felt very troubled by the news. - Haberden çok rahatsız oldum.

She looked troubled by the news. - O, haberden rahatsız olmuş görünüyordu.

diseased
sick

I'm absolutely sickened by this. - Ben kesinlikle bundan rahatsız oldum.

Sami claimed he was feeling sick. - Sami kendini rahatsız hissettiğini iddia etti.

out of sorts
indisposed, a bit unwell, under the weather
in bad health
ailing
comfortless
indisposed

He cannot come to the office today as he is indisposed. - O rahatsız olduğu için bugün ofise gelemez.

Tom's office said he was indisposed. - Tom'un ofisi onun rahatsız olduğunu söyledi.

weather

I don't mind hot weather. - Sıcak havadan rahatsız olmam.

inconvenient
anxious
unquiet
upset

I woke up with an upset stomach. - Bir mide rahatsızlığı ile uyandım.

Tom had an upset stomach. - Tom'un bir mide rahatsızlığı vardı.

discomfort

To avoid injury or discomfort, be sure that the vagina is lubricated before intercourse. - Yaralanma veya rahatsızlığı önlemek için, vajinanın ilişkiden önce yağlanmış olduğundan emin olun.

Tom hasn't complained of any discomfort. - Tom herhangi bir rahatsızlıktan şikayetçi değil.

queasy
restless
fitful
austere
poky
feel uncomfortable
bothered with
grumbling
sickish
punk
liverish
sort
smitten
rahatsız etmek
annoy

I didn't want to annoy you. - Seni rahatsız etmek istemedim.

Tom is doing that just to annoy Mary. - Tom bunu sadece Mary'yi rahatsız etmek için yapıyor.

rahatsız etmek
harass
rahatsız etmek
discomfort
rahatsız etmek
disturb

I didn't want to disturb him. - Onu rahatsız etmek istemedim.

I didn't want to disturb her. - Onu rahatsız etmek istemedim.

rahat
easy

Two women are taking it easy on a bench in the park. - İki kadın parktaki bir bankta rahat ediyorlar.

This easy chair is quite comfortable. - Bu basit sandalye oldukça rahattır.

rahat
{s} comfortable

Tom found the chair quite comfortable. - Tom sandalyeyi gayet rahat buldu.

She didn't feel comfortable with my friend. - O benim arkadaşımla birlikte rahat hissetmedi.

rahat
{s} comfy
rahat
ease

Tom couldn't seem to put Mary at ease. - Tom dün gece Mary'yi rahat ettiriyor gibi görünmüyordu.

She had an unassuming air that put everyone at ease. - Onun herkesi rahatlatan alçakgönüllü bir havası vardı.

rahat
comfort

She always comforted herself with music when she was lonely. - O yalnızken kendini her zaman müzikle rahatlattı.

Everybody feels comfortable with him. - Herkes onunla birlikte rahat hisseder.

rahatsız etmek
bother

Tom didn't want to bother Mary while she was studying. - Tom Mary'yi çalışırken rahatsız etmek istemedi.

I didn't mean to bother you. - Seni rahatsız etmek istemedim.

rahatsız edici
annoying

The sound was annoying but harmless to the human body. - Ses rahatsız edici ama insan vücudu için zararsızdı.

The music coming from next door was loud and annoying. - Bitişik komşudan gelen müzik yüksek ve rahatsız ediciydi.

rahatsız etmek
bug
rahatsız etmek
distract
rahatsız edici
disturbing

This is very disturbing. - Bu çok rahatsız edici.

I've just heard a disturbing rumor. - Az önce rahatsız edici bir söylenti duydum.

rahatsız etmek
harrass
rahatsız olmuş
annoyed

The people next door were annoyed with us for making so much noise last night. - Yan taraftaki insanlar dün gece çok gürültü yaptığımız için bizden rahatsız olmuştu.

Tom seems to be annoyed. - Tom rahatsız olmuş görünüyor.

rahatsız etmek
indispose
rahatsız etmek
spite
rahatsız etmek
impose upon
rahatsız etmek
impose on
rahatsız etmek
ruffle
rahatsız etmek
fret
rahatsız etmek
(Dilbilim) put out
rahatsız etmek
put somebody to inconvenience
rahatsız etmek
trouble
rahatsız etmek
harry
rahatsız etmek
harried
rahatsız etmek
get in somebody's hair
rahatsız etmek
chivy up
rahatsız etmek
embarrass

I don't want to embarrass you. - Seni rahatsız etmek istemiyorum.

rahatsız etmek
exulcerate
rahatsız etmek
smite
rahatsız etmek
bite
rahatsız etmek
disquiet
rahatsız etmek
distemper
rahatsız etmek
molest
rahatsız etmek
get in one's hair
rahatsız etmek
enchafe
rahatsız etmek
nag
rahatsız etmek
mobbing
rahatsız etmek
put upon
rahatsız etmek
worry
rahatsız etmek
(Dilbilim) put off
rahatsız etmek
get to someone
rahatsız etmek
rasp
rahatsız etmek
irritate
rahatsız etmek
1. to bother, trouble, inconvenience; to disturb; to annoy. 2. to make (someone) feel ill at ease. 3. to cause (someone) to feel unwell. 4. to visit, pay (someone) a visit
rahatsız etmeyin
Do not disturb
rahatsız olmak
Be disturbed, be annoyed, be troubled with, worry, be uncomfortable, ail, chafe, be liverish, take alarm
rahatsız olmak
Be disturbed, feel disturbed
Rahatsız olmayın
Don't trouble yourself
rahatsız bir şekilde
ill
rahatsız eden duygu
shadow
rahatsız eden kimse
disturber
rahatsız eden kimse
inconvenience
rahatsız eden kimse
baiter
rahatsız eden şey
goad
rahatsız eden şey
disturber
rahatsız edici
haunting
rahatsız edici
uneasy
rahatsız edici
strident
rahatsız edici
uncomfortable

The atmosphere was uncomfortable. - Ortam rahatsız ediciydi.

The sofa is uncomfortable. - Kanepe rahatsız edici.

rahatsız edici
hot
rahatsız edici
fraught
rahatsız edici
besetting
rahatsız edici
noisy
rahatsız edici
irritant
rahatsız edici
unrestful
rahatsız edici
inconvenient
rahatsız edici
plaguesome
rahatsız edici
pesky
rahatsız edici
worrying
rahatsız edici
irritating

My sister is so irritating! - Kız kardeşim çok rahatsız edici.

Irritating, isn't it? - Rahatsız edici, değil mi?

rahatsız edici
rough
rahatsız edici şey
pest
rahatsız edilmeden yaşamak
live unmolested
rahatsız edilmemiş
undisturbed
rahatsız etme
botheration
rahatsız etme
disturbing

I have no intention whatever of disturbing you. - Ne olursa olsun seni rahatsız etmeye niyetim yok.

I hope I'm not disturbing you. - Sizi rahatsız etmediğimi umuyorum.

rahatsız etme
annoyance
rahatsız etme
baiting
rahatsız etme
irritating
rahatsız etmek
hassle
rahatsız etmek
inconvenience
rahatsız etmek
chivy
rahatsız etmek
chivvy
rahatsız etmek
make a draft on
rahatsız etmek
pester
rahatsız etmek
bait
rahatsız etmek
devil
rahatsız etmek
badger
rahatsız etmek
hump
rahatsız etmek
put smb. to inconvenience
rahatsız etmek
incommode
rahatsız etmek
hatchel
rahatsız etmek
to disturb, to bother, to annoy, to pester, to fuss, to worry, to trouble, to put sb out, to agitate, to perturb b to intrude
rahatsız etmek
goad on
rahatsız etmek
ail
rahatsız etmek
goad
rahatsız etmek
derange
rahatsız etmek
chafe
rahatsız etmek
discommode
rahatsız etmek (birini)
bother with
rahatsız görünmek
look seedy
rahatsız görünmek
(deyim) green about the gills
rahatsız hissediyorum
I feel sick
rahatsız olmak
be liverish
rahatsız olmak
be uncomfortable
rahatsız olmak
be troubled with
rahatsız olmak
a) to be disturbed b) to feel under the weather keyifsiz olmak
rahatsız olmak
worry
rahatsız olmak
be disturbed
rahatsız olmak
ail
rahatsız olmak
chafe
rahatsız olmak
take alarm
rahatsız olmak
be annoyed
rahatsız olmak
1. to feel indisposed, feel slightly ill, be under the weather. 2. to feel ill at ease, feel uncomfortable
rahat
complacent
rahat
{s} cushy
rahat
complacency

If indifference is the kiss of death for a relationship, then complacency is the kiss of death for a business. - İlgisizlik bir ilişki için ölüm öpücüğü ise öyleyse rahatlık bir iş için ölüm öpücüğüdür.

rahat
relaxed, easygoing; (someone) who has an easy manner
rahat
cozy

The father is together with his son, how cozy it is! - Baba oğlu ile birlikte, ne kadar rahat!

He lives in a cozy little house. - O, rahat küçük bir evde yaşar.

rahat
cosy
rahat
peace, calm; comfort, ease; comfortable, comfy; peaceful; relieved; free and easy; (iş) cushy, easy; easily; at ease!
rahatsız olmak
(Dilbilim) put off
kimseyi rahatsız etmeyen
calm
lütfen rahatsız etmeyin
please do not disturb
rahat
fluent
rahat
welfare
rahat
easeful
rahat
easily

I can easily wait till tomorrow. - Yarına kadar rahatça bekleyebilirim.

Tom won the race easily. - Tom yarışı rahat kazandı.

rahat
calm

She's always very calm and relaxed. - O her zaman çok sakin ve rahat.

Fadil took a shower to calm his nerves down. - Fadıl sinirlerini rahatlatmak için duş aldı.

rahat
convenience

Luxury and convenience do not equate to happiness. - Lüks ve rahatlık mutluluğa eşit değildir.

rahat
in comfort

The property left him by his father enables him to live in comfort. - Babası tarafından ona bırakılan servet onun rahat bir şekilde yaşamasını sağlar.

Everybody wants to live in comfort. - Herkes rahat bir şekilde yaşamak istiyor.

rahat
equable
rahat
canny
rahat
easygo
rahat
fine

Relax, you're doing fine. - Rahatla, iyi gidiyorsun.

rahat
easy going
rahat
unmoved
rahat
cosey
rahat
free and easy
rahat
unhurried
rahat
unembarassed
rahat
(Konuşma Dili) all right

Just relax. Everything's going to be all right. - Sadece rahatla her şey yoluna girecek.

It must bother you to have taken a bad master. I'm stupid too. So, it's all right. - Kötü bir öğretmene sahip olmak sizi rahatsız ediyor olmalı. Ben de aptalım. Öyleyse, tamam.

rahat
affable
rahat
relieved

I am very much relieved to know that. - Onu bildiğim için çok rahatladım.

John's parents seemed relieved to hear that his plane was on time. - John'un ebeveynleri uçağın zamanında geldiğini duydukları için rahatlamış gibi görünüyorlardı.

rahat
homely
rahat
contented
rahat
homelike
rahat
content
rahatsız edici
obtrusive

He tried to be less obtrusive. - O daha az rahatsız edici olmaya çalıştı.

rahatsız edici
interruptive
rahatsız edici
nettlesome
rahatsız olmak
disturbed
rahat
rest

I felt out of place in the expensive restaurant. - Pahalı bir restoranda rahatsız hissettim.

Tom looks relaxed and rested. - Tom rahatlamış ve dinlenmiş görünüyor.

rahat
commodious
rahat
above water
rahat
easygoing
rahat
rakish
rahat
at peace
rahat
peace

The dead are gone and they cannot defend themselves. The best thing to do is to leave them in peace! - Ölüler gitti, onlar kendilerini savunamazlar. Yapılacak en iyi şey onları rahat bırakmaktır!

rahat
homey
rahat
peaceful
rahat
repose
rahat
at ease

I'm beginning to feel at ease when I speak in Chinese. - Çince konuştuğumda içim rahat hissetmeye başlıyorum.

Tom couldn't seem to put Mary at ease. - Tom dün gece Mary'yi rahat ettiriyor gibi görünmüyordu.

rahatsız edici
disagreeable

This is one of the most disagreeable things I've ever seen. - Bu şimdiye kadar gördüğüm en rahatsız edici şeylerden biridir.

Tom is a very disagreeable person. - Tom çok rahatsız edici bir kişi.

rahatsız edici
bothersome

Pigeons are very bothersome birds in cities. - Güvercinler şehirlerde çok rahatsız edici kuşlardır.

rahatsız edici
infernal
rahatsız edici
molester
rahatsız edici
pestilent
rahatsız edici
disquieting
rahatsız etmek
besiege
rahatsız etmek
offend

I'm sure Tom wouldn't want to offend anyone. - Tom'un kimseyi rahatsız etmek istemeyeceğinden eminim.

Tom didn't want to offend Mary. - Tom, Mary'yi rahatsız etmek istemedi.

rahatsız etmek
tease
rahatsız etmek
fuss
التركية - التركية
Hasta, keyifsiz
Rahat kullanılmayan, sıkıntı, tedirginlik veren
Hasta, keyifsiz: "Onlar buradayken kendisini âdeta rahatsız hissediyordu."- F. F. Tülbentçi
Rahat olmayan, tedirgin, huzursuz
Rahat olmayan, tedirgin, huzursuz: "Bu üç zavallı bizden rahatsız oldular ve derslerini keserek çekildiler."- M. Ş. Esendal
na-mizaç
tıksırıklı
rahatsız etmek
Rahatını bozmak, rahatını, keyfini kaçırmak
rahatsız olmak
Rahatı bozulmak, keyfi kaçmak, sağlığı bozulmak
RAHAT
(Osmanlı Dönemi) El ayası
RAHAT
(Osmanlı Dönemi) Dinlenmek
RAHAT
(Osmanlı Dönemi) Üzüntüsüz, tasasız, kedersiz bir halde olmak. İstediği her şeyi bulup telâşsız olmak. Müsterih
Rahat
rahatça
Rahat
(Osmanlı Dönemi) DIA
Rahat
(Osmanlı Dönemi) FEVAK
Rahat
(Osmanlı Dönemi) MUTÎ'
rahat
Sıkıntı veya yorgunluk, tedirginlik vermeyen
rahat
İnsanda üzüntü, sıkıntı, tedirginlik olmama durumu, huzur: "Eniştem de üşengen bir adamdır, rahatı kaçar diye üstüne düşmedi."- M. Ş. Esendal. Üzüntü, sıkıntı ve tedirginliği olmayan: "Ben o kadar rahatım, öyle okşayıcı, huzur ve mutluluk verici tatlı rüzgâr karşısındayım ki..."- R. H. Karay
rahat
"Hazır ol" durumunda bulunanlara, oldukları yerde serbest bir durum almaları için verilen komut
rahat
Bir saatte rahat varırız."- M. Ş. Esendal. "Hazır ol" durumunda bulunanlara, oldukları yerde serbest bir durum almaları için verilen komut
rahat
Aldırmaz, gamsız
rahat
üzüntüsü, sıkıntısı olmama durumu
rahat
Kolay bir biçimde, kolaylıkla
rahat
Haydi al torbanı
rahat
Üzüntü, sıkıntı ve tedirginliği olmayan
rahat
Kolay bir biçimde, kolaylıkla: "İstersen beraber gidelim
rahat
İnsanda üzüntü, sıkıntı, tedirginlik olmama durumu, huzur
rahat
Sıkıntı veya yorgunluk, tedirginlik vermeyen: "Ben sana güzel ve rahat bir oda hazırlattım."- P. Safa
الإنجليزية - التركية

تعريف rahatsız في الإنجليزية التركية القاموس.

rahatsız eden
annoying
rahatsız
المفضلات