Mike asked that he not be disturbed.
- Mike rahatsız edilmemesini istedi.
The news disturbed her greatly.
- Haber onu çok rahatsız etti.
This makes me uncomfortable.
- Bu beni rahatsız ediyor.
Tom felt uncomfortable.
- Tom rahatsız hissetti.
Sami felt really uneasy.
- Sami kendini gerçekten rahatsız hissetti.
Tom felt uneasy talking to Mary about that matter.
- Tom Mary ile o konu hakkında konuşurken rahatsızlık hissetti.
What illness do I have?
- Ne tür bir rahatsızlığım var?
He is concerned about his father's illness.
- O, babasının rahatsızlığı ile ilgili endişe duymaktadır.
I am sorry to have troubled you.
- Sizi rahatsız ettiğim için üzgünüm.
She looked troubled by the news.
- O, haberden rahatsız olmuş görünüyordu.
Sami claimed he was feeling sick.
- Sami kendini rahatsız hissettiğini iddia etti.
The bad smell sickened me.
- Kötü koku beni rahatsız etti.
Tom is indisposed at the moment.
- Tom şu anda rahatsız.
Tom's office said he was indisposed.
- Tom'un ofisi onun rahatsız olduğunu söyledi.
It must bother you to have taken a bad master. I'm stupid too. So, it's all right.
- Kötü bir öğretmene sahip olmak sizi rahatsız ediyor olmalı. Ben de aptalım. Öyleyse, tamam.
The bad smell sickened me.
- Kötü koku beni rahatsız etti.
I don't mind hot weather.
- Sıcak havadan rahatsız olmam.
Tom had an upset stomach.
- Tom'un bir mide rahatsızlığı vardı.
I woke up with an upset stomach.
- Bir mide rahatsızlığı ile uyandım.
Tom hasn't complained of any discomfort.
- Tom herhangi bir rahatsızlıktan şikayetçi değil.
To avoid injury or discomfort, be sure that the vagina is lubricated before intercourse.
- Yaralanma veya rahatsızlığı önlemek için, vajinanın ilişkiden önce yağlanmış olduğundan emin olun.
I didn't want to annoy you.
- Seni rahatsız etmek istemedim.
Tom is doing that just to annoy Mary.
- Tom bunu sadece Mary'yi rahatsız etmek için yapıyor.
Tom didn't want to disturb Mary so late at night, but it was an emergency.
- Tom Mary'yi gece geç saatte rahatsız etmek istemedi, ama acil bir durumdu.
I didn't want to disturb you.
- Seni rahatsız etmek istemedim.
Two women are taking it easy on a bench in the park.
- İki kadın parktaki bir bankta rahat ediyorlar.
I'll do whatever I can to make it easy for you.
- Seni rahat ettirebilmek için elimden gelen her şeyi yaparım.
Tom found the chair quite comfortable.
- Tom sandalyeyi gayet rahat buldu.
Everybody feels comfortable with him.
- Herkes onunla birlikte rahat hisseder.
Tom couldn't seem to put Mary at ease.
- Tom dün gece Mary'yi rahat ettiriyor gibi görünmüyordu.
I'm beginning to feel at ease when I speak in Chinese.
- Çince konuştuğumda içim rahat hissetmeye başlıyorum.
I feel more comfortable behind the wheel.
- Direksiyonun arkasında daha rahat hissediyorum.
She always comforted herself with music when she was lonely.
- O yalnızken kendini her zaman müzikle rahatlattı.
Tom didn't want to bother Mary while she was studying.
- Tom Mary'yi çalışırken rahatsız etmek istemedi.
I didn't mean to bother you.
- Seni rahatsız etmek istemedim.
The music coming from next door was loud and annoying.
- Bitişik komşudan gelen müzik yüksek ve rahatsız ediciydi.
The sound was annoying but harmless to the human body.
- Ses rahatsız edici ama insan vücudu için zararsızdı.
This is very disturbing.
- Bu çok rahatsız edici.
This is is deeply disturbing.
- Bu çok rahatsız edici.
Tom said he thought Mary looked annoyed.
- Tom, Mary'nin rahatsız olmuş göründüğünü düşündüğünü söyledi.
The people next door were annoyed with us for making so much noise last night.
- Yan taraftaki insanlar dün gece çok gürültü yaptığımız için bizden rahatsız olmuştu.
I don't want to embarrass you.
- Seni rahatsız etmek istemiyorum.
That's the most irritating thing about Tom.
- Bu Tom hakkında en rahatsız edici şey.
Isn't that irritating?
- O rahatsız edici değil mi?
The atmosphere was uncomfortable.
- Ortam rahatsız ediciydi.
There was an uncomfortable silence.
- Rahatsız edici bir sessizlik vardı.
I didn't call on you for fear of disturbing you.
- Rahatsız etme korkusuyla sizi aramadım.
I have no intention whatever of disturbing you.
- Ne olursa olsun seni rahatsız etmeye niyetim yok.
He lives in a little cozy house.
- Küçük rahat bir evde yaşıyor.
He lives in a cozy little house.
- O, rahat küçük bir evde yaşar.
If indifference is the kiss of death for a relationship, then complacency is the kiss of death for a business.
- İlgisizlik bir ilişki için ölüm öpücüğü ise öyleyse rahatlık bir iş için ölüm öpücüğüdür.
I am very much relieved to know that.
- Onu bildiğim için çok rahatladım.
I felt quite relieved after I had said all I wanted to say.
- Söylemek istediğim her şeyi söyledikten sonra oldukça rahatlamış hissettim.
I can easily wait till tomorrow.
- Yarına kadar rahatça bekleyebilirim.
Tom won the race easily.
- Tom yarışı rahat kazandı.
She's always very calm and relaxed.
- O her zaman çok sakin ve rahat.
Fadil took a shower to calm his nerves down.
- Fadıl sinirlerini rahatlatmak için duş aldı.
Luxury and convenience do not equate to happiness.
- Lüks ve rahatlık mutluluğa eşit değildir.
Relax, you're doing fine.
- Rahatla, iyi gidiyorsun.
It must bother you to have taken a bad master. I'm stupid too. So, it's all right.
- Kötü bir öğretmene sahip olmak sizi rahatsız ediyor olmalı. Ben de aptalım. Öyleyse, tamam.
Just relax. Everything's going to be all right.
- Sadece rahatla her şey yoluna girecek.
My aunt now lives in comfort.
- Teyzem şu anda rahat içinde yaşıyor.
Everybody wants to live in comfort.
- Herkes rahat bir şekilde yaşamak istiyor.
He tried to be less obtrusive.
- O daha az rahatsız edici olmaya çalıştı.
I'm beginning to feel at ease when I speak in Chinese.
- Çince konuştuğumda içim rahat hissetmeye başlıyorum.
Tom couldn't seem to put Mary at ease.
- Tom dün gece Mary'yi rahat ettiriyor gibi görünmüyordu.
The dead are gone and they cannot defend themselves. The best thing to do is to leave them in peace!
- Ölüler gitti, onlar kendilerini savunamazlar. Yapılacak en iyi şey onları rahat bırakmaktır!
Tom looks relaxed and rested.
- Tom rahatlamış ve dinlenmiş görünüyor.
I felt out of place in the expensive restaurant.
- Pahalı bir restoranda rahatsız hissettim.
Pigeons are very bothersome birds in cities.
- Güvercinler şehirlerde çok rahatsız edici kuşlardır.
This is one of the most disagreeable things I've ever seen.
- Bu şimdiye kadar gördüğüm en rahatsız edici şeylerden biridir.
Tom is a very disagreeable person.
- Tom çok rahatsız edici bir kişi.
I didn't mean to offend anyone.
- Kimseyi rahatsız etmek istemedim.
Tom didn't want to offend Mary.
- Tom, Mary'yi rahatsız etmek istemedi.
I don't want to intrude on them if they're busy.
- Onlar meşgulse onları rahatsız etmek istemiyorum.