rahatlıkla

listen to the pronunciation of rahatlıkla
التركية - الإنجليزية
easily

This sofa can seat three people easily. - Bu kanepeye rahatlıkla üç kişi oturtulabilir.

cavalierly
readily
easy
rahat
easy

I'll do whatever I can to make it easy for you. - Seni rahat ettirebilmek için elimden gelen her şeyi yaparım.

This easy chair is quite comfortable. - Bu basit sandalye oldukça rahattır.

rahat
{s} comfortable

Everybody feels comfortable with him. - Herkes onunla birlikte rahat hisseder.

I feel more comfortable behind the wheel. - Direksiyonun arkasında daha rahat hissediyorum.

rahat
ease

Tom couldn't seem to put Mary at ease. - Tom dün gece Mary'yi rahat ettiriyor gibi görünmüyordu.

His smile put her at ease. - Onun tebessümü onu rahatlattı.

rahat
{s} comfy
rahat
comfort

I feel more comfortable behind the wheel. - Direksiyonun arkasında daha rahat hissediyorum.

Are people comfortable? No. - İnsanlar rahat mı? Hayır.

rahat
complacent
rahat
cushy
rahat
cozy

He lives in a cozy little house. - O, rahat küçük bir evde yaşar.

The father is together with his son, how cozy it is! - Baba oğlu ile birlikte, ne kadar rahat!

rahat
cosy
rahat
complacency

If indifference is the kiss of death for a relationship, then complacency is the kiss of death for a business. - İlgisizlik bir ilişki için ölüm öpücüğü ise öyleyse rahatlık bir iş için ölüm öpücüğüdür.

rahat
relaxed, easygoing; (someone) who has an easy manner
rahat
peace, calm; comfort, ease; comfortable, comfy; peaceful; relieved; free and easy; (iş) cushy, easy; easily; at ease!
rahat
homely
rahat
canny
rahat
in comfort

I want to live in comfort. - Ben rahat içinde yaşamak istiyorum.

The property left him by his father enables him to live in comfort. - Babası tarafından ona bırakılan servet onun rahat bir şekilde yaşamasını sağlar.

rahat
homelike
rahat
fine

Relax, you're doing fine. - Rahatla, iyi gidiyorsun.

rahat
affable
rahat
unmoved
rahat
free and easy
rahat
contented
rahat
unhurried
rahat
unembarassed
rahat
(Konuşma Dili) all right

Just relax. Everything's going to be all right. - Sadece rahatla her şey yoluna girecek.

Don't worry. Everything's going to be all right. - İçin rahat olsun, her şey yoluna girecek.

rahat
equable
rahat
fluent
rahat
welfare
rahat
relieved

Tom was relieved to hear that Mary had arrived home safely. - Tom Mary'nin güvenli şekilde eve vardığını duyduğunda rahatladı.

John's parents seemed relieved to hear that his plane was on time. - John'un ebeveynleri uçağın zamanında geldiğini duydukları için rahatlamış gibi görünüyorlardı.

rahat
convenience

Luxury and convenience do not equate to happiness. - Lüks ve rahatlık mutluluğa eşit değildir.

rahat
calm

They say that music soothes the savage beast, but for me personally, it neither relaxes me nor calms me. - Onlar müziğin vahşi canavarı sakinleştirdiğini söylüyorlar ama benim için şahsen, o beni ne rahatlatıyor ne de sakinleştiriyor.

She's always very calm and relaxed. - O her zaman çok sakin ve rahat.

rahat
easygo
rahat
cosey
rahat
easy going
rahat
easeful
rahat
content
rahat
easily

Tom won the race easily. - Tom yarışı rahat kazandı.

I can easily wait till tomorrow. - Yarına kadar rahatça bekleyebilirim.

rahat
at ease

Tom couldn't seem to put Mary at ease. - Tom dün gece Mary'yi rahat ettiriyor gibi görünmüyordu.

I never felt at ease in my father's company. - Babamın şirketinde asla rahat hissetmedim.

rahat
peace

The dead are gone and they cannot defend themselves. The best thing to do is to leave them in peace! - Ölüler gitti, onlar kendilerini savunamazlar. Yapılacak en iyi şey onları rahat bırakmaktır!

rahat
homey
rahat
repose
rahat
at peace
rahat
peaceful
rahat
easygoing
rahat
rakish
rahat
above water
rahat
rest

I won't rest until I find out the truth. - Gerçeği öğrenene kadar bana rahat yok.

Tom looks relaxed and rested. - Tom rahatlamış ve dinlenmiş görünüyor.

rahat
commodious
Rahat
loosey-goosey

The actor displayed a loosey–goosey attitude.

rahat
snugger
rahat
gemütlich
rahat
be comfortable
rahat
leisure

During the bubble, people dreamt of a life of leisure. - Hayal sırasında, insanlar rahat bir hayatı hayal ettiler.

rahat
{s} undisturbed

Very few places on our earth remain undisturbed by civilization. - Dünyamız üzerinde çok az yer uygarlık tarafından rahatsız edilmeden kalmıştır.

Where we can talk undisturbed? - Nerede rahat konuşabiliriz?

rahat
{s} cavalier
rahat
{s} unembarrassed
rahat
{s} cushioned
rahat
{s} quiet

Work quietly lest you disturb others. - Başkalarını rahatsız etmemek için sessizce çalışın.

rahat
{s} sweet
rahat
unlabored
rahat
{s} facile
rahat
at rest
rahat
free

May I use the phone? Please feel free. - Telefonu kullanabilir miyim? Lütfen rahat olun.

Sami could move freely around the prison. - Sami cezaevinde rahatça dolaşabilirdi.

rahat
{s} serene
rahat
{i} composure
rahat
unconstrained
rahat
At Ease!

I never felt at ease in my father's company. - Babamın şirketinde asla rahat hissetmedim.

She had an unassuming air that put everyone at ease. - Onun herkesi rahatlatan alçakgönüllü bir havası vardı.

rahat
snug
rahat
luxurious
rahat
at ease, easy, untroubled
rahat
unconventional
rahat
untroubled
rahat
{s} restful
rahat
snuggery
rahat
peace and quiet, peace
rahat
comfortable (place, thing)
rahat
(Hukuk) smooth
rahat
comfort, ease
التركية - التركية
Rahat bir biçimde, kolaylıkla
RAHAT
(Osmanlı Dönemi) El ayası
RAHAT
(Osmanlı Dönemi) Üzüntüsüz, tasasız, kedersiz bir halde olmak. İstediği her şeyi bulup telâşsız olmak. Müsterih
RAHAT
(Osmanlı Dönemi) Dinlenmek
Rahat
(Osmanlı Dönemi) DIA
Rahat
(Osmanlı Dönemi) FEVAK
Rahat
(Osmanlı Dönemi) MUTÎ'
Rahat
rahatça
rahat
Kolay bir biçimde, kolaylıkla
rahat
üzüntüsü, sıkıntısı olmama durumu
rahat
Sıkıntı veya yorgunluk, tedirginlik vermeyen
rahat
Bir saatte rahat varırız."- M. Ş. Esendal. "Hazır ol" durumunda bulunanlara, oldukları yerde serbest bir durum almaları için verilen komut
rahat
"Hazır ol" durumunda bulunanlara, oldukları yerde serbest bir durum almaları için verilen komut
rahat
İnsanda üzüntü, sıkıntı, tedirginlik olmama durumu, huzur: "Eniştem de üşengen bir adamdır, rahatı kaçar diye üstüne düşmedi."- M. Ş. Esendal. Üzüntü, sıkıntı ve tedirginliği olmayan: "Ben o kadar rahatım, öyle okşayıcı, huzur ve mutluluk verici tatlı rüzgâr karşısındayım ki..."- R. H. Karay
rahat
Sıkıntı veya yorgunluk, tedirginlik vermeyen: "Ben sana güzel ve rahat bir oda hazırlattım."- P. Safa
rahat
Haydi al torbanı
rahat
Üzüntü, sıkıntı ve tedirginliği olmayan
rahat
Kolay bir biçimde, kolaylıkla: "İstersen beraber gidelim
rahat
İnsanda üzüntü, sıkıntı, tedirginlik olmama durumu, huzur
rahat
Aldırmaz, gamsız
rahatlıkla
المفضلات