Çabucak aşağıya gelip gelemiyeceğini içhaberleşmede ona sorduk.
- We asked him on the interphone if he could come downstairs quickly.
Haydi bu resmi çabucak tamamlayalım.
- Let's complete this picture quickly.
Onlar hızla evlerini terk ettiler.
- They left their house quickly.
O hızla merdivenlerden yukarı gitti.
- She quickly went up the stairs.
Onu elimden geldiği kadar çabuk bitireceğim.
- I'll finish it as quickly as I can.
Lütfen mümkün olduğunca çabuk eve gel.
- Please come home as quickly as possible.
Çin'in hızla geliştiğini anlamak için geldim ancak Çin halkı nispeten acelesiz bir hayat yaşıyor.
- I have come to realize that China is developing quickly but the Chinese people live a relatively leisurely life.
Biz hepimiz öleceğiz, bazılarımız çabucak, diğerleri acele etmeyecek.
- We will all die, some quickly, others will take their time.
Bu oldukça hızlı şekilde olacak.
- It'll happen quite quickly.
Ses çok hızlı şekilde hareket eder.
- Sound travels very quickly.
Hastalığın hızlıca yayılmasını önlemek kolay bir görev değildi.
- To prevent the disease from spreading quickly was not an easy task.
Yiyecekler sıcak havada hızlıca bozulur.
- Food spoils quickly in hot weather.
Her neyse, Ozawa aceleyle yağmurluğunu çıkardı ve hızlı bir şekilde çıplak kızın omuzlarına koydu.
- At any rate, Ozawa hurriedly took off his raincoat and quickly put it on the naked girl's shoulders.
Koşabildiğim kadar hızlı koştum.
- I ran as quickly as I could.
İngiltere ile anlaşmayı onaylamak için Senato hızlı davrandı.
- The Senate acted quickly to approve the treaty with Britain.
Lütfen mümkün olduğunca çabuk eve gel.
- Please come home as quickly as possible.
Onu elimden geldiği kadar çabuk bitireceğim.
- I'll finish it as quickly as I can.
O, elleriyle hızlıdır.
- He's quick with his hands.
Bu araştırma hızlı bir şekilde bitiremeyecek kadar çok uzun.
- This survey is too long to finish quickly.
Tartışma hızla kontrolden çıktı.
- The argument quickly got out of control.
O hızla merdivenlerden yukarı gitti.
- She quickly went up the stairs.
Hızlı hareket etmek zorundasın.
- You must move quickly.
Zaman çabucak geçiyor.
- Time passes by quickly.
Çocuk çabucak öğreniyor.
- The child is learning quickly.
Tom kıvrak zekalı, değil mi?
- Tom is quick-witted, isn't he?
O kıvrak zekalı bir adam.
- He is a quick-witted man.
Çoğu insan hızla yer ve yiyecek hemen yok olur.
- Most folks ate very quickly and the food soon disappeared.
İtfaiyeciler yangını hemen söndürdüler.
- The firemen quickly extinguished the blaze.
Dan, Linda için hızlıca bir yemek hazırladı.
- Dan fixed a quick meal for Linda.
Çabucak hazırlanmalısın.
- You must get ready quickly.
My father is old but he still has a quick wit.
That was a quick meal.
He's a quick runner.
Is black with grief eternal for thy sake.
Come here, quick!.
She was quick with child.
You have to be very quick to be able to compete in ad-lib theatrics.
... Last point quickly-- ...
... In my last 1 and 1/2 minutes, I'm going to just quickly run ...