mükemmellik

listen to the pronunciation of mükemmellik
التركية - الإنجليزية
excellence
perfection

His martial arts prowess has already reached a level of sublime perfection. - Onun dövüş sanatları kahramanlığı zaten yüce mükemmellik seviyesine ulaştı.

Is perfection boring? - Mükemmellik sıkıcı mı?

impeccability
class
thoroughness
consummation
perfection, excellence
soundness
faultlessness
finish
brilliance
crown
flawlessness
wonderfulness
goodness
to perfection
mükemmel
perfect

He is far from perfect. - O mükemmel olmaktan uzaktır.

The two men understood one another perfectly, and had a mutual respect for each other's strong qualities. - İki insan birbirlerini mükemmel şekilde anlıyorlardı, ve birbirlerinin güçlü niteliklerine karşılıklı saygıları vardı.

mükemmel
{s} excellent

She is an excellent scholar, and is recognized everywhere as such. - O, mükemmel bir bilim adamıdır, bu itibarla her yerde tanınır.

She is excellent at making speeches. - O, konuşmalar yapmada mükemmeldir.

mükemmel
{s} splendid
mükemmel
wonderful

You danced wonderfully tonight. - Bu gece mükemmel dans ettin.

The appliance is wonderfully simple to operate. - Cihazı çalıştırmak mükemmelce basittir.

mükemmel
cool

Norwegian reggae is very cool. Simply excellent. - Norveç Reggae'si çok harika. Sadece mükemmel.

mükemmel
perfect, excellent, exquisite, glittering, superb, impeccable, faultless, prodigous, consummate, fabulous, terrific, smashing
mükemmel
accomplished
mükemmel
dreamful
mükemmel
ducky
mükemmel
banner
mükemmel
classy

I think it looks classy. - Sanırım bu mükemmel görünüyor.

mükemmel
{s} elegant
mükemmel
{s} solid

The American economy is in solid shape. - Amerikan ekonomisi mükemmel durumdadır.

mükemmel
{s} triumphant
mükemmel
{s} superb

It goes without saying that he is a superb pianist. - O'nun mükemmel bir piyanist olduğunu söylemeye gerek yok.

mükemmel
complete
mükemmel
glorious
mükemmel
first

It is no exaggeration to say that he is a first-rate writer. - Onun mükemmel bir yazar olduğunu söylemek abartı değildir.

At first, he seemed like the perfect guy. - İlk başta mükemmel bir adam gibi görünüyordu.

mükemmel
masterly
mükemmel
sovereign
mükemmel
ethel
mükemmel
foolproof
mükemmel
(Konuşma Dili) like a dream
mükemmel
sharp
mükemmel
(Argo) pretty spiffy
mükemmel
jolly good
mükemmel
(Argo) ripper
mükemmel
(Argo) grouse
mükemmel
unerring
mükemmel
distinguish

I think you'd look distinguished with a beard. - Bir sakalla mükemmel görüneceğini düşünüyorum.

mükemmel
sound

That sounds like an excellent idea. - Bu mükemmel bir fikir gibi görünüyor.

mükemmel
distingue
mükemmel
distinguishing
mükemmel
(Argo) corker
mükemmel
(Konuşma Dili) top hole
mükemmel
(Argo) ace
mükemmel
(Argo) keen
mükemmel
(deyim) a1
mükemmel
topping
mükemmel
spiffy
mükemmel
wondering
mükemmel
immense
mükemmel
nice
mükemmel
all-around
mükemmel
(deyim) in mint condition
mükemmel
slap up
mükemmel
parexcellence
mükemmel
distinguished

I think you'd look distinguished with a beard. - Bir sakalla mükemmel görüneceğini düşünüyorum.

mükemmel
out of this world

Prices here are out of this world. - Burada fiyatlar mükemmeldir.

mükemmel
(deyim) far out
mükemmel
no mean
mükemmel
noble
mükemmel
(Argo) kickass
mükemmel
all round
mükemmel
(Konuşma Dili) bully for you
mükemmel
sketchiness
mükemmel
smooth

Her skin is perfectly smooth. - Onun cildi mükemmel bir şekilde yumuşak.

The wall appeared to be smooth and impenetrable. - Duvar mükemmel ve geçilemez gibi görünüyordu.

mükemmel
scrumptious
mükemmel
(Konuşma Dili) in the front rank
mükemmel
doozy
mükemmel
brilliant

He became a brilliant scholar but only at the expense of his health. - Sağlığı pahasına mükemmel bir bilim adamı oldu.

Tom's idea is brilliant. - Tom'un fikri mükemmel.

mükemmel
first-class
mükemmel
gilt
mükemmel
ripping
mükemmel
eximious
mükemmel
divine
mükemmel
aureateaurated
mükemmel
smashing
mükemmel
exquisite
mükemmel
{s} dandy
mükemmel
slap-up
mükemmel
golden
mükemmel
ideal

He's making it clear that he's an ideal husband. - O, mükemmel bir koca olduğunu açıklığa kavuşturuyor.

mükemmel
(Argo) rip snorter
mükemmel
point-device
mükemmel
(Argo) beaut

She is a woman of great beauty. - O, mükemmel güzelliğe sahip bir kadındır.

The best part of beauty is that which no picture can express. - Güzelliğin en mükemmel tarafı, hiçbir resimle tarif edilememesidir.

mükemmel
{s} capital
mükemmel
(Konuşma Dili) like a charm
mükemmel
first-rate

It is no exaggeration to say that he is a first-rate writer. - Onun mükemmel bir yazar olduğunu söylemek abartı değildir.

mükemmel
spiffing
mükemmel
quintessential
mükemmel
spectacular
mükemmel
glittering
mükemmel
beyond reproach
mükemmel
fabulous
mükemmel
splendent
mükemmel
absolute

You're absolutely perfect, in every way. - Her şekilde, kesinlikle mükemmelsin.

mükemmel
ultimate
mükemmel
impeccable

Tom's impeccable manners made a big impression on Mary's parents. - Tom'un mükemmel ahlakı, Meryem'in anne babasında büyük bir intiba bıraktı.

Tom speaks impeccable English. - Tom mükemmel İngilizce konuşur.

mükemmel
ambrosial
mükemmel
flawless

Tom speaks flawless Japanese. - Tom mükemmel Japonca konuşur.

mükemmel
wondrous
mükemmel
grand
mükemmel
immaculate
mükemmel
prodigious
mükemmel
above reproach
mükemmel
topnotch
mükemmel
high-class
mükemmel
gilt-edged
mükemmel
terrific
mükemmel
bully
mükemmel
famously

We got along famously. - Biz mükemmel bir biçimde geçindik.

mükemmel
the dandy
mükemmel
commanding
mükemmel
unique
mükemmel
{s} great

It's great to have a family. - Bir aileye sahip olmak mükemmel.

She is a woman of great beauty. - O, mükemmel güzelliğe sahip bir kadındır.

mükemmel
beyond praise
mükemmel
classic

Only a few students get perfect grades in Chinese Classics. - Çin Klasiklerinde sadece birkaç öğrenci mükemmel notlar alır.

mükemmel
consummate
mükemmel
to a turn
mükemmel
perfect, complete in every respect, consummate, excellent, superb
mükemmel
{s} famous

We got along famously. - Biz mükemmel bir biçimde geçindik.

mükemmel
{s} superlative
mükemmel
alpha plus
mükemmel
that takes the cake
mükemmel
classical
mükemmel
all around
mükemmel
faultless
mükemmel
{s} fine

I feel perfectly fine. - Mükemmel iyi hissediyorum.

mükemmel
{s} super

A perfect knowledge of a few writers and a few subjects is more valuable than a superficial one of a great many. - Birkaç yazar ve birkaç konuyla ilgili mükemmel bir bilgi birçoklarıyla ilgili yüzeysel olan birinden çok daha değerlidir.

It goes without saying that he is a superb pianist. - O'nun mükemmel bir piyanist olduğunu söylemeye gerek yok.

mükemmel
groove
mükemmel
copybook
mükemmel
par excellence
mükemmel
dreamy
mükemmel
{s} tiptop
mükemmel
{s} champion
mükemmel
{s} splendiferous
mükemmel
thoroughpaced
mükemmel
{s} thorough

We were pretty thorough. - Biz oldukça mükemmeldik.

I appreciate the thoroughness of your report. - Ben raporunun mükemmelliğini takdir ediyorum.

mükemmel
{s} thoroughgoing
mükemmel
{s} finished
mükemmel
choice

That's an excellent choice. - O mükemmel bir seçim.

mükemmel
bang up
mükemmel
prize
mükemmel
hairy
mükemmel
to the nines
التركية - التركية
Eksiksiz, kusursuz, tam, yetkin olma
mükemmeliyet
Mükemmel
(Hukuk) PERFEKT
MÜKEMMEL
(Osmanlı Dönemi) Tamam. Olgun. Noksansız. Eksiksiz. Kemal bulmuş. Kemale erdirilmiş. Çok iyi.(Mâlumdur ki, mevzun ve muntazam ve mükemmel ve güzel san'atlar, gayet güzel bir proğrama istinad eder. Mükemmel ve güzel bir proğram ise; mükemmel ve güzel bir ilme ve güzel bir zihne ve güzel bir kabiliyet-i ruhiyeye delâlet eder. Demek ruhun mânevi güzelliğidir ki, ilim vasıtası ile san'atında tezahür ediyor. S.)
Mükemmel
oflas
Mükemmel
alamat
mükemmel
(Osmanlı Dönemi) tamam, olgun, kemâl bulmuş, eksiksiz
mükemmel
Eksiksiz, kusursuz, tam yetkin
mükemmel
Eksiksiz, kusursuz, tam, yetkin, şahane: "Sırtında İngiliz kumaşından karyağdılı mükemmel bir elbise."- R. H. Karay
mükemmellik
المفضلات