kuşatma

listen to the pronunciation of kuşatma
التركية - الإنجليزية
siege

The castle is under siege. - Kale kuşatma altındadır.

Verdun had withstood a siege of ten weeks. - Verdun on haftalık bir kuşatmaya direnmişti.

{i} blockade
surround
surrounding; siege
circumscription
investment
encirclement
enclosure
surrounding; besieging, siege
envelopment
surrounding
encircling
{i} encompassing
compass
besiege
encompassment
{i} besetting
besieging
seige
envelop
enclosure,inclosure
kuşatmak
{f} encircle
kuşatmak
{f} surround
kuşatma altına almak
lay siege to
kuşatma altına almak
to lay siege to
kuşatmak
{f} envelop
kuşatmak
blockade
kuşatmak
enclose
kuşatmak
{f} besiege
kuşatmak
{f} zone
kuşatmak
close in
kuşatmak
cordon off
kuşat
{f} besieging
kuşat
beset

The problem was beset with difficulties. - Sorun zorluklarla kuşatıldı.

kuşat
cordon off
kuşat
{f} besetting
kuşat
besiege

He led the defense of Ostyn castle, besieged by the Teutonic knights. - O, Outonic şövalyeleri tarafından kuşatılmış Ostyn kalesinin savunmasını başlattı.

In 1683, the Turks besieged Vienna for the second time. - Türkler 1683'te Viyana'yı ikinci kez kuşattılar.

kuşat
encompass
kuşat
{f} encompassing
kuşat
encircle
kuşatmak
hem in
kuşatmak
brood
kuşatmak
shut in
kuşatmak
lay siege to
kuşatmak
brood over
kuşatmak
begird
kuşatmak
{f} equip
Kuşatmak
(Askeri) lay siege
askeri kuşatma
(Askeri) military blockade
kuşat
cordonoff
kuşat
surrounding

They're surrounding us. - Onlar bizi kuşatıyor.

kuşat
surround

He was surrounded by the crowd. - O kalabalık tarafından kuşatılmıştı.

The soldiers surrounded the village. - Askerler köyü kuşattı.

kuşat
engird
kuşatmak
(Fiili Deyim ) close in on
kuşatmak
hedge round
kuşatmak
{f} ring
kuşatmak
{i} compass
kuşatmak
confine
kuşatmak
hem about
kuşatmak
bottle up
kuşatmak
hem around
kuşatmak
siege
kuşatmak
{f} beleaguer
kuşatmak
{f} cincture
kuşatmak
{f} engird
kuşatmak
{f} inclose
kuşatmak
{f} invest
kuşatmak
hedge in
kuşatmak
{f} engirdle
kuşatmak
orb
kuşatmak
girt
kuşatmak
limit
kuşatmak
bower
kuşatmak
embosom
kuşatmak
to surround, to enclose, to encircle, to close in (on sb/sth); to besiege
kuşatmak
to gird (someone) with (a sword); to wrap (a belt or sash) around (someone's waist)
kuşatmak
environ
kuşatmak
gird
kuşatmak
beset
kuşatmak
to surround; to besiege
kuşatmak
circle
kuşatmak
girdle
kuşatmak
girth
kuşatmak
{f} encompass
kuşatmak
belt
kuşatmak
{f} bound
التركية - التركية
Kuşatmak işi, çevirme, çevreleme, sarma, abluka, ihata
Kuşatmak işi, çevirme, çevreleme, sarma, abluka, ihata: "Bir türlü, ne yapsa, nereye gitse bu kuşatmadan kurtulamıyordu bir türlü."- Y. Kemal
Kuşatmak
muhasara etmek
kuşatmak
Çevresini sarmak, çevrelemek, çevirmek, ablukaya almak, ihata etmek, muhasara etmek
kuşatmak
Çevresini sarmak, çevrelemek, çevirmek, ablukaya almak, ihata etmek, muhasara etmek: "Denize bakan yönü ile yan sınırlarını rüzgârı kesen sık kargılıklar kuşatıyordu."- N. Cumalı. Çevrelemek, çokça bulunmak
kuşatmak
Çevrelemek, çokça bulunmak
kuşatmak
Bele sarılıp bağlanan şeyleri başkasının beline bağlamak
kuşatmak
Kaplamak
kuşatma
المفضلات