katılık

listen to the pronunciation of katılık
التركية - الإنجليزية
solidity
{i} hardness
strictness
{i} stiffness
consistence
consistency
sternness
rigor
hardness, sternness; insensitivity
rigour [Brit.]
hardness; stifness, rigidity
hardness, stiffness; solidity, solidness; severity, rigidity
rigidity
chem., phys. solidity
starkness
starch
severity
(Politika, Siyaset) inflexibility
austerity
rigour
solidness
firmness
compactness
katı
{s} solid

Water is liquid. When it freezes, it becomes solid. - Su sıvıdır. Donduğu zaman, katılaşır.

The milk froze and became solid. - Süt dondu ve katılaştı.

katı
{s} stiff

Beat the egg whites until stiff. - Yumurta beyazlarını katılaşana kadar çırpın.

I felt a little stiff. - Ben biraz katı hissettim.

katı
{s} strict

We have very strict guidelines here. - Burada çok katı yönetmeliklerimiz var.

We have very strict guidelines here. - Burada çok katı kurallarımız var.

katı
{s} hard

She is always hard at work. - O, iş yerinde her zaman katıdır.

Tom was hard on Mary. - Tom Mary'ye karşı katıydı.

katı
stern
katı
firm

The government will provide interest-free loans to firms that participate in the program. - Hükümet programa katılan firmalara faizsiz kredi sağlayacak.

Last summer, I finally left the firm that I had joined twelve years before. - Geçen yaz, sonunda on iki yıl önce katılmış olduğum firmadan ayrıldım.

katı
rigid

From the viewpoint of tissue culture, the environment for this experiment should be more rigidly defined. - Doku kültürü bakış açısından, bu deney için çevre daha katı bir şekilde tanımlanmış olmalıdır.

katı
fold
katı
stereo
katı
stark
katı
severe

The results of the experiment were mixed. Some participants reacted positively, but others offered severe criticism. - Deneyin sonuçları karışıktı. Bazı katılımcılar olumlu tepki verdiler ama diğerleri ağır eleştiri sundular.

The reason I could not attend the meeting was that I had a severe headache. - Toplantıya katılamamamın nedeni şiddetli bir baş ağrımın olmasıydı.

katı
adamant
katı
(Hayvan Bilim, Zooloji) crop
katı
substantial
katı
unfeeling
katı
uncompromising
katı
inflexible
katı
stricter
katı
grim

Things are pretty grim now. - Şartlar artık çok katı.

katı
gruff
katı
dry
katı
adamant on
katı
fixed
katı
tough
katı
hard-boiled

She likes her eggs hard-boiled. - O, yumurtalarını katı haşlanmış seviyor.

I love hard-boiled eggs. - Katı yumurtayı seviyorum.

katı
thick
katı
sclerous
katı
stony
katı
steely
katı
stringent
katı
austere
katı
starchy
katı
wooden
katı
rough

Asia is roughly four times the size of Europe. - Asya yaklaşık olarak Avrupa'nın dört katı büyüklüktedir.

katı
stiffer
disiplin konusunda katılık
sternness
duygusal katılık
(Pisikoloji, Ruhbilim) affective rigidity
katı
sclero
katı
moralistic
katı
ironclad

Tom has an ironclad alibi. - Tom'un katı bir mazereti var.

katı
hard boiled
katı
square

Tens of thousands of people gathered in Saint Peter's Square on Sunday morning, despite the cold and the rain, to take part in Solemn Mass with Pope Francis in celebration of Easter. - On binlerce insan soğuk ve yağmura rağmen Paskalya kutlamasında Papa Francis ile Dindar Kütleye katılmak için pazar sabahı Aziz Petrus Meydanında toplandı.

katı
emphatic
katı
hard and fast
katı
hard line
katı
gizzard (of birds)
katı
hard, stiff, rigid; hard, tough; solid; (yumurta) hard-boiled; strict, severe, stern; callous, unfeeling
katı
emphatical
katı
callous
katı
insensitive
katı
{s} steel
katı
hardboiled
katı
scleroid
katı
indurate
katı
rocky
التركية - التركية
Acımasız, duygusuz olma durumu
Katı (I) olma durumu: "Öğretmenlik için lazım gelen metaneti ve kalp katılığını belki bu sayede kazanırım."- R. N. Güntekin
Katı olma durumu
Bir nesnenin, boyut değişikliklerine sebep olan etki ortadan kalktıktan sonra da bu boyutları koruma özelliği
(Osmanlı Dönemi) SEFAKA
(Osmanlı Dönemi) HAMATA
(Osmanlı Dönemi) KASVET
(Osmanlı Dönemi) UFFARE
(Osmanlı Dönemi) KASA
Katı
sulp
Katı
(Osmanlı Dönemi) MÜFZI'
katı
Sıvıların ve gazların tersine, içinde bulunduğu kabın veya üstünde bulunduğu yerin biçimini almayan, sulp
katı
Sıvıların ve gazların tersine, içinde bulunduğu kabın veya üstünde bulunduğu yerin biçimini almayan, sulp. Çok, aşırı derecede: "Susadım ol dem hararetten katı / Sundular bir cam dolusu şerbeti."- Süleyman Çelebi
katı
Sert, yumuşak karşıtı: "Bu hâl, onu ilk defa giyilen katı gömlek gibi sıkıyordu."- F. R. Atay
katı
Sert, yumuşak karşıtı
katı
Düşünce ve davranışlarında belli ilkelere sıkı sıkıya bağlı olan
katı
Taşlık, konsa
katı
Hoşgörüsüz, acımasız, merhametsiz, zalim
katı
Çok, aşırı derecede
katılık
المفضلات