kalıp

listen to the pronunciation of kalıp
التركية - الإنجليزية
mould
mold

A man cannot be made in a mold. - Bir insan, bir kalıp içinde yapılamaz.

pattern

She won't conform to the town's social patterns. - O, kasabanın sosyal kalıplarına uymayacak.

Let me teach you the patterns of the verb. - Sana fiil kalıplarını öğreteyim.

bar

She used up a bar of soap. - O bir kalıp sabun tüketti.

Wash your hands with a bar of soap. - Ellerini bir kalıp sabunla yıka.

model
cake
stencil
template
cast
form
matrix
print
tablet
templet
form; hat block; shoe last
bar, cake, piece (of something)
dies
die
master
mould, mold; pattern, model; template; (ayakkabı) last; (şapka) block; (sabun, vb.) bar, cake, piece; appearance; shape
shape
mold, matrix
(ufak) pat
stamp
formwork
(tip) timber
template; pattern, model
molding
(Askeri,Havacılık) former
depth moulded
(Otomotiv) press
moulding
appearance
plate
shuttering
block
(Ticaret) brick
piece
manikin
mold of
{i} casting
ramekin
kalıp söz
slogan
kalıp planı
die plan
kalıp aynası
die head
kalıp dökmek
cast mold
kalıp gibi oturmak
to fit like a glove, to fit perfectly
kalıp gibi serilmek
(for a very tired person) to lie stretched out like a log
kalıp gibi uyumak
to sleep like a log
kalıp gibi yatmak
to lie still, lie without moving a muscle
kalıp ile basılmış
indented
kalıp kesilmek
to be petrified
kalıp kumu
moulding sand
kalıp kıyafet yerinde/ı kıyafeti yerinde imposing and well-dressed
(man)
kalıp makinesi
hobbing machine
kalıp makinesi
hob
kalıp tozu
moulding powder
kalıp yapma
molding
kalıp yapma
moulding
kalıp yapısı
formwork
kalıp çeliği
die steel
karton kalıp
(İnşaat) paper form
kal
{f} remain

In addition many groups have been formed so that the elderly can socialize with one another and remain active participants in American life. - Ek olarak yaşlılar birbirleriyle sosyalleşebilsin ve Amerikan hayatının aktif üyeleri olarak kalabilsinler diye birçok topluluk kurulmuştur.

How long will you remain in London? - Londra'da ne kadar kalacaksın?

kalıplar
(Mekanik) tools
kal
devolve
kal
hover over
kal
{f} stay

I can't stay here forever. - Sonsuza dek burada kalamam.

I want to stay here longer. - Burada daha uzun kalmak istiyorum.

kal
{f} staying

I'm now staying at my uncle's. - Şu an amcamın evinde kalıyorum.

I should study now, but I prefer staying on Tatoeba. - Şimdi çalışmalıyım ama Tatoeba'da kalmayı tercih ediyorum.

kal
{f} remaining

Let's quickly finish the remaining work and go out for some drinks. - Kalan işi çabucak bitirelim ve dışarı biraz içmeye gidelim.

There were few students remaining in the classroom. - Sınıfta kalan çok az sayıda öğrenci vardı.

kalıplar
dies
alçı kalıp
plaster mold
açık kalıp
open die
basma kalıp hüküm
trite-cliche judgement
basma kalıp hüküm
stereotyped judgement
bir kalıp sabun verin lütfen
Please give me a bar of soap
dar kalıp
close fit
demir kalıp
iron form work
demir kalıp
iron form
emici kalıp
absorptive lining
emici kalıp
absorbent shutter
emici kalıp
vacuum form
gezer kalıp
jumbo
gezer kalıp
travelling shuttering
gezer kalıp
travelling form
gezer kalıp
travelling mold
grup kalıp
gang mold
hareketli kalıp
(İnşaat) moving forms
hareketli kalıp
moving form
kalıp
internal mould
kal
remains

The hotel remains closed during the winter. - Otel kış boyunca kapalı kalır.

The problem remains to be solved. - Sorun çözülmeden kalır.

kal
word, talk
kal
snub
keser basar kalıp
(Mekanik) combination die
konik kalıp
conical form
lastik kalıp
(Mekanik,Teknik) rubber tooling
pano kalıp
panel form
suç tespiti için kalıp alma
moulage
tahta kalıp
wood block
toplu kalıp
gang mold
çok kalıp kendini kovdurmak
overstay one's welcome
ıki kalıp lütfen
i'd like two bars please
الإنجليزية - الإنجليزية

تعريف kalıp في الإنجليزية الإنجليزية القاموس.

kal
Era
kal
Strife
التركية - التركية
Bir şeye biçim vermeye veya eski biçimini korumaya yarayan araç: "İstenilen kalıplarda ve istenilen nüanslarda heykeller yapılabilir."- P. Safa
Belirli bir biçim: "Yazar ilkin yeni şairin, şiiri kalıptan kurtarmış olmasının mühim sayılamayacağını söyledi."- O. V. Kanık
Gösterişli görünüş
Belirli bir biçim
Biçim, durum: "Muayyen bir kalıba girecek insana benzemiyordu."- H. E. Adıvar
Bir şeye biçim vermeye veya eski biçimini korumaya yarayan araç
Biçki modeli, patron
Biçim, durum
Genellikle küp biçiminde bir kalıba dökülerek yapılmış olan
kalıp kıyafet
Dış görünüş
kalıp sigarası
Sigara sarma makinesinden çıkmış sigara
KAL
(Osmanlı Dönemi) (A, uzun okunur) Söz
alçı kalıp
Bir şeyin üzerine alçı dökülerek alınan kalıp
kal
Bir düşünceyi anlatabilmek için art arda söylenen kelime dizisi
kal
Koparma, sökme
kal
Bir alaşımdaki madenlerin erime derecesi farkından yararlanarak bunları birbirinden ayırma işlemi
kal
Koparma, sökme, kökünden söküp atma
kal
Söz, lakırdı, laf
kal
Laf, söz
kal
Maden külçelerinin eritilip arındırılması
kal
çekirge
kal
(Osmanlı Dönemi) bir şeyi kökünden çekip koparmak, azletmek
kal
Söz, lakırtı, laf
kal
Söz laf
kâl
(Osmanlı Dönemi) söz
الإنجليزية - التركية

تعريف kalıp في الإنجليزية التركية القاموس.

KAL
(Askeri) kritik unsurlar listesi (key assets list)
kalıp
المفضلات