kadar

listen to the pronunciation of kadar
التركية - الإنجليزية
as well as

He speaks Spanish as well as French. - O, Fransızca kadar İspanyolca da konuşuyor.

The rich have trouble as well as the poor. - Zenginlerin fakirler kadar sorunu vardır.

as as
as near as
as big as

This cat is as big as that one. - Bu kedi şu kedi kadar büyüktür.

I am about as big as my father now. - Şimdi yaklaşık babam kadar büyüğüm.

as much

Few things give us as much pleasure as music. - Birkaç şey bize müzik kadar çok zevk verir.

My brother eats twice as much as I do. - Erkek kardeşim benim yediğimin iki katı kadar yemek yiyor.

so as

Try to do so as far as the station. - İstasyona kadar öyle yapmaya çalış.

Today I'm working a little late so as to avoid a rush in the morning. - Sabahleyin bir koşuşturmadan kaçınmak için bugün biraz geç saatlere kadar çalışacağım.

something like

I'm too old to do something like that. - Öyle bir şeyi yapamayacak kadar yaşlıyım.

How much would you pay for something like this? - Böyle bir şey için ne kadar öderdin?

or so

Ten to one it'll clear up in an hour or so. - Bire karşı on bir saate kadar hava açılacak.

You will get well in a week or so. - Bir haftaya kadar iyileşeceksin.

insomuch as
some

I must have it done somehow by six. - Saat altıya kadar bir şekilde onu yaptırmalıyım.

All you ever do is nitpick. I wish you could say something more constructive. - Şu ana kadar yaptığın bütün şey her şeye kusur bulmak, keşke daha yapıcı bir şey söyleyebilsen.

amount

What does the bill amount to? - Fatura ne kadar tutuyor?

Regardless of the amount, Brian wants the correct, entire amount by next week. - Miktarı göz önünde bulundurmaksızın,Brian gelecek haftaya kadar doğru,tam miktar istiyor.

as much ... as
degre

I agree with you to a degree. - Ben, bir dereceye kadar sizinle aynı fikirdeyim.

Today, the temperature rose as high as 30 degrees Celsius. - Bugün ısı 30 santigrat dereceye kadar yükseldi.

amounting
as... as
about

Your income is about twice as large as mine is. - Gelirin, benimkinin yaklaşık iki katı kadar büyük.

The population of China is about eight times as large as that of Japan. - Çin'in nüfusu Japonya'nınkinin 8 misli kadar büyüktür.

degree

To what degree can we trust him? - Ne dereceye kadar biz ona güvenebiliriz?

Today, the temperature rose as high as 30 degrees Celsius. - Bugün ısı 30 santigrat dereceye kadar yükseldi.

proportion
it's as if, consider that: Sağ olunuz, bir fincan içmiş kadar oldum. Thanks; consider me as having drunk a cup just the same
up to

My son can count up to a hundred now. - Oğlum şu an yüze kadar sayabiliyor.

Got into debt right up to my ears. - Gırtlağıma kadar borca battım.

about, approximately: On kişi kadar geldi. About ten people came. ... şu
as much as

My brother eats twice as much as I do. - Erkek kardeşim benim yediğimin iki katı kadar yemek yiyor.

I will help as much as I can. - Ben elimden geldiği kadar yardımcı olacağım.

more than, over: yüz şu kadar ağaç over a hundred trees
as
inasmuch as
up to, as far as (a place); until, up to (a time); by (a time); within (a time)
until

She had lived in Hiroshima until she was ten. - On yaşına gelene kadar Hiroshima'da yaşadı.

I had never seen a panda until I went to China. - Çin'e gidene kadar hiç panda görmemiştim.

as ... as; as big as; as much as; until, till, by; up to; to; as far as; about, or so, something like; amount, degre
so
as much as: O yapabildiği kadar yaptı. She did as much as she could
(süre) by
as ... as: fil kadar büyük as big as an elephant
amount; much: O kadar ver. Give that amount
so ... (that): O kadar üzüldü ki .... She was so sad that
pending
till

You must not smoke till you grow up. - Büyüyünceye kadar sigara içmemelisin.

She didn't know the information till she met him. - Onunla tanışıncaya kadar, o, bilgiyi bilmiyordu.

so long as

Three people can keep a secret so long as two of them are dead. - Üç kişi, onlardan ikisi ölene kadar bir sırrı saklayabilir.

Her hair was so long as to reach the floor. - Saçları yere ulaşacak kadar uzundu.

as far as

We walked as far as 6 kilometers. - Biz 6 kilometre kadar yürüdük.

Don't race the car. We want to make it go as far as possible. - Arabayı yarışa sokma.Biz mümkün olduğu kadar onu uzağa götürteceğiz.

up to the
untill
as many

Lucy has as many friends as I do. - Lucy benim sahip olduğum kadar çok sayıda arkadaşa sahip.

She has as many stamps as I. - O, benim sahip olduğum kadar çok sayıda pula sahip.

as ... as
to from
while

Read as many books as you can while you are a student. - Bir öğrenciyken okuyabildiğin kadar çok kitap oku.

We conversed until late at night while eating cake and drinking tea. - Biz kek yerken ve çay içerken gece geç saatlere kadar konuştuk.

to
upto
up
when

When angry, count ten; when very angry, a hundred. - Kızgınsan ona kadar; çok kızgınsan yüze kadar say.

No matter what your profession, or how happy you may be in it, there are moments when you wish you had chosen some other career. - Mesleğiniz ne olursa olsun, ya da bu meslekte ne kadar mutlu olursanız olun, diğer bir mesleği seçmiş olmayı istediğiniz anlar vardır.

-e kadar
till
kadar güçlü
as strong as
kadar düzenli
as regular as
kadar süre
by
kadar çirkin
as ugly as
kadar çılgın
as mad as
kadar özgür
as free as
kadar az
as few as
kadar durmak yok
no stopping till
kadar olmak
it's as if, consider that - "Sağ olunuz, bir fincan içmiş kadar oldum." - "Thanks; consider me as having drunk a cup just the same."
kadar güvenilir
as secure as
kadar ileri gitmek
go too far
Kafdağı'na kadar
1. to the ends of the earth. 2. to the bitter end
kahvaltı dahil bir gecelik ne kadar
How much for a night including breakfast
kahvaltı dahil bir oda ne kadar
How much for a room including breakfast
kanının son damlasına kadar
to the bitter end
kapı kadar
huge, enormous
kapıya kadar geçirmek
show out
kapıya kadar geçirmek
see smb. to the door
kapıya kadar geçirmek
to see sb out
kapıya kadar geçirmek
show smb. to the door
kapıya kadar uğurlamak
to show sb out
karavan için ücretiniz ne kadar
What is the charge for a trailer
kart gönderme posta ücreti ne kadar
What's the postage on a postcard
kazık kadar
(person) who's grown up (but still behaves childishly)
kazık kadar
lanky, gangly, huge
kaşık kadar emaciated
(face)
-e kadar
by the time
ağzına kadar dolu olmak
brim
başından sonuna kadar
all the way
bu kadar
this

Is it this hot every day? - Her gün bu kadar sıcak mı?

She'd never been this frightened before. - O, daha önce hiç bu kadar korkmamıştı.

yeteri kadar
enough

This book is easy enough for me to read. - Bu kitap benim okumam için yeteri kadar kolaydır.

Mom was innocent enough to ask him: Would you like any more beer? - Annem yeteri kadar masum bir halde Biraz daha bira ister misin? diye sordu.

-e kadar
until
-e kadar
to
-e kadar
down to
-e kadar
through
-ye kadar
until
bu kadar
that

Can a two-year-old boy run that fast? - İki yaşındaki bir çocuk bu kadar hızlı koşabilir mi?

Hand it over. That's all you've got? - Ver onu. Sahip olduğunun hepsi bu kadar mı?

bu kadar
that's it

That's it. I've done everything I can. - Bu kadar. Yapabileceğim her şeyi yaptım.

That's it. I'm not lending you any more money. - Bu kadar. Sana daha fazla ödünç para vermiyorum.

e kadar
by the time
e kadar
(Havacılık) through
hepsi bu kadar teşekkürler
that's all
inceye kadar
until
nereye kadar?
how far

How far do I have to go? - Nereye kadar gitmek zorundayız?

How far are you willing to take this? - Bunu nereye kadar götürmeye isteklisin?

yeteri kadar
sufficiently
-e kadar
up to
ardına kadar
wide

Fadil found the door wide open. - Fadıl kapıyı ardına kadar açık buldu.

Tom opened his eyes wide. - Tom gözlerini ardına kadar açtı.

ardına kadar açık
wide

Fadil found the door wide open. - Fadıl kapıyı ardına kadar açık buldu.

Keep your eyes wide open! - Gözlerinizi ardına kadar açık tutun.

-den -e kadar
from to
-e kadar
pending
-e kadar
as far as
-e kadar
as well as
-e kadar
thru
-e kadar
by
-e kadar
up
bacak kadar
squat
bacak kadar
very short
bacak kadar
tiny
bit kadar
very small
bit kadar
tiny
bu kadar
this thing
bu kadar
this quantity
bu kadar
such

I've never had such a large sum of money. - Ben hiç bu kadar büyük bir paraya sahip olmadım.

I didn't expect such a nice present from you. - Senden bu kadar iyi bir hediye beklememiştim.

bu kadar
that much

I know that much myself. - Kendimi bu kadar tanıyorum.

How did you get that much money? - Bu kadar çok parayı nasıl kazandın?

bu kadar mı?
is that all?
dibine kadar gömülmek
(deyim) entangle with
dize kadar
(deyim) knee-deep
e kadar
(Havacılık) up
e kadar
(Havacılık) thru
e kadar
down to
e kadar giden
date back
elden geldiği kadar
with might and main
elinden geldiği kadar çabuk
as fast as he could lick
en ince ayrıntısına kadar
blow-by-blow
en ince detayına kadar
in depth
en ince noktasına kadar
up to the mark
eve kadar optik lif
(Bilgisayar,İnşaat) fiber to the home
hepsi bu kadar
that's all
herkes kadar iyi
(deyim) with the best of them
mümkün olduğu kadar
all the way
mümkün olduğu kadar erken
as early as possible
mümkün olduğu kadar yakın
as near as possible
mümkün olduğu kadar çabuk
as soon as
mümkün olduğu kadar çok
as much as possible
ne kadar
how long

How long will you remain in London? - Londra'da ne kadar kalacaksın?

How long did they live in England? - Onlar İngiltere'de ne kadar süre yaşadılar?

ne kadar süre
how long

Tom asked me how long my parents had been married before they separated. - Tom bana ebeveynlerimin ayrılmadan önce ne kadar süredir evli olduklarını sordu.

How long does the airport bus take to the airport? - Havaalanı otobüsünün havaalanına götürmesi ne kadar sürer?

parmak kadar
small
ta -e kadar
clear to
tepeden tırnağa kadar
from head to toe
tepeden tırnağa kadar
from head to foot
yeteri kadar vermemek
stint
yeteri kadar çok
substantially
yeterli kadar
adequately
yeterli kadar
sufficient
yeterli kadar
sufficiently
yolun sonuna kadar
all the way
zerre kadar
in the slightest degree
zerre kadar
(Dilbilim) at all
zerre kadar
not at all
zerre kadar
shadow of
zerre kadar
a modicum of
zerre kadar değil
not in the least
zerre kadar şüphe kalmamak
without a shadow of a doubt
ne kadar uzun
how long

How long is this pencil? - Bu kalem ne kadar uzundur?

How long that bridge is! - Köprü ne kadar uzunmuş!

- e kadar
- Of
-a kadar
-Up
Akıllı köprüyü alıncaya kadar deli dereyi geçer
(Atasözü) He who hesitates is lost
aksi kanıtlanıncaya kadar
Until proved otherwise
diği kadar
standing up
düne kadar
until yesterday
gerçek olamayacak kadar güzel
Too good to be true
ihtiyaca yetmeyecek kadar az, bol karşıtı
not enough to need fewer, abundant anti-
ne kadar yazık
What a shame!
nereye kadar
to what end does this go
sayılamayacak kadar çok olan
with countless
yarısı kadar
half
yarısına kadar
half
ne kadar erken o kadar iyi
the sooner the better
ne kadar çabuk olursa o kadar iyi
the sooner the better
ne kadar çok olursa o kadar iyi
the more the better
الإنجليزية - الإنجليزية
{i} family name
التركية - التركية
Denli: "Bu merdivenleri, yapıldığı günden beri bu kadar telaşla çıkmamışımdır."- Y. Z. Ortaç
Dek, değin
Miktarda, derecede: "İçinde biriken hayat bazen taşacak kadar çok oluyor."- H. E. Adıvar
Dek, değin: "Saat ona kadar sokaklarda gezdi."- P. Safa
Denli
Gösterme sıfatlarından biriyle bir sayıdan sonra geldiğinde kesinlikle belli olmayan bir niceliği belirtir
Büyüklüğünde, genişliğinde
Miktarda, derecede
Ölçüsünde, derecesinde: "Balıkçılıkta para vardır, ama dalgıçlık kadar da genç işidir."- S. F. Abasıyanık
Süre belirtir
Süre belirtir: "Bu minval üzere yedi ay kadar geçti, geçmedi."- R. H. Karay
Ölçüsünde, derecesinde
Gibi

Hayat yaz çiçekleri, ölüm de güz yaprakları gibi güzel olsun. - Yaşam yaz çiçekleri, ölüm de sonbahar yaprakları kadar güzel olsun.

Gibi: "İstanbul'un balıkları kadar balıkçıları da hoştur."- S. F. Abasıyanık
Gösterme sıfatlarından biriyle bir sayıdan sonra geldiğinde kesinlikle belli olmayan bir niceliği belirtir: "Kantara'nın önünde yüz kadar düşman çadırı kurulmuştu."- F. R. Atay
ila
الإنجليزية - التركية

تعريف kadar في الإنجليزية التركية القاموس.

till kadar
(toprağı) sürmek, işlemek