izle

listen to the pronunciation of izle
التركية - الإنجليزية
(Bilgisayar) watch

My father usually watches television after dinner. - Babam genellikle akşam yemeğinden sonra televizyon izler.

I grew up watching Pokemon. - Pokémon izleyerek büyüdüm.

(Bilgisayar) trace

Their traces can still be found. - İzleri hala bulunabilir.

There were traces of blood inside Dan's car. - Dan'ın arabasının içinde kan izleri vardı.

(Bilgisayar) monitor
(Bilgisayar) track

Tom tried his best to cover his tracks so he could save face. - Tom izlerini kapatmak için elinden geleni denedi böylece yüzünü kurtarabildi.

The hunter followed the bear's tracks. - Avcı ayının izlerini takip etti.

(Bilgisayar) follow up
(Bilgisayar) follow-up
{f} follow

The dog followed its master, wagging its tail. - Köpek kuyruğunu sallayarak, sahibini izledi.

We should follow his example. - Biz onun dersini izlemeliyiz.

{f} tracking

Layla, an Aborigene, made use of her renowned tracking skills. - Aborijin olan Leyla, meşhur izleme becerilerini kullandı.

{f} tracing
{f} monitoring

Oliver thought that his parents, Tom and Mary, weren't setting rules or monitoring his whereabouts. - Oliver ebeveynleri Tom ve Mary'nin kurallar koymadığını ya da onun nerede olduğunu izlemediklerini düşündü.

{f} watching

I love watching soccer games. - Futbol oyunlarını izlemeyi severim.

Felicja enjoys watching TV. - Felicja, televizyon izlemekten hoşlanır.

{f} following

Tom looked over to his shoulder to see if anyone was following him. - Tom birinin kendisini izleyip izlemediğini görmek için omzunun üzerinden baktı.

Following the demographic data, the government was obliged to adopt a policy that would stimulate birth rate. - Demografik verileri izleyerek, hükümet doğum oranını teşvik edecek bir politika benimsemek zorunda kalmıştı.

dogs

The hunting dogs followed the scent of the fox. - Av köpekleri tilkinin kokusunu izledi.

spoor
dogged
{f} trail

I don't want to leave any paper trails. - Ben herhangi kağıt izleri bırakmak istemiyorum.

Boys trail girls in language skills. - Oğlanlar dil becerileri konusunda kızları izler.

supervene
sleuth
{f} hound
izlemek
{f} track

I've got better things to do than to keep track of what Tom's doing. - Tom'un yaptıklarını izlemekten daha iyi yapacak işlerim var.

izlemek
{f} monitor

A satellite was launched into orbit to monitor melting glaciers. - Bir uydu eriyen buzulları izlemek için yörüngeye fırlatıldı.

Many companies monitor their employees' internet activity. - Birçok şirket çalışanlarının internet etkinliğini izlemektedir.

izlemek
pursue

The police are reluctant to pursue criminal charges in medical cases. - Polis tıbbi konulardaki kriminal suçlamaları izlemekte isteksizdir.

izlemek
follow

Would you gentlemen like to follow me? - Siz beyefendiler beni izlemek ister misiniz?

Tom has to follow our rules. - Tom bizim kurallarımızı izlemek zorundadır.

izlemek
{f} trace
izlemek
{f} watch

Felicja enjoys watching TV. - Felicja, televizyon izlemekten hoşlanır.

I want to watch the concert of Kylie Minogue. - Kylie Minogue'un konserini izlemek istiyorum.

izlemek
(Askeri) follow-up
izle veya yoksay
(Bilgisayar) watch or ignore
izlemek
keep track of

I've got better things to do than to keep track of what Tom's doing. - Tom'un yaptıklarını izlemekten daha iyi yapacak işlerim var.

izlemek
trail
izlemek
follow up
izlemek
keep tabs on
izlemek
come on
izlemek
{f} eye
izlemek
{f} tail
izlemek
keep a tab on
izlemek
go by
izlemek
run down
izlemek
follow in somebody's wake
izlemek
oversee
izlemek
{f} chase
izlemek
give chase
izlemek
follow in smb.'s wake
izlemek
tracing
izlemek
{f} shadow
izlemek
spoor
izlemek
monitorize
izlemek
{f} observe
izlemek
look on
izlemek
(Politika, Siyaset) monitor to
izlemek
ensue
izlemek
go after
izlemek
dog

I enjoy watching dog racing. - Köpek yarışını izlemekten hoşlanırım.

The dog is trained to watch for thieves. - Köpek hırsızları izlemek için eğitilmiştir.

izlemek
hound
izlemek
hold to
izlemek
supervene
izlemek
(Konuşma Dili) be with
izlemek
(Hukuk) to monitor JJJJ
izlemek
to follow, to dog; to pursue; to trace; to watch; to observe
izlemek
watch to
izlemek
follow sth up
izlemek
looking on
izlemek
trace , track , trail , monitor
izlemek
to watch, view; to observe
الإنجليزية - الإنجليزية
A spark, ember
التركية - التركية

تعريف izle في التركية التركية القاموس.

izlemek
Eğlenmek, görmek, öğrenmek için bakmak, seyretmek
izlemek
Birinin veya bir şeyin arkasından gitmek, takip etmek
izlemek
Zaman, süre, sıra vb. için sonra gelmek, arkasından gelmek, arkasında olmak
izlemek
Gözlemek, incelemek
izlemek
Bir olayın gelişimini gözden geçirmek
izlemek
Belirli bir yönde gitmek: "Geç vakit hayvanla, Deliçay'ı izleyip gidiyordum."- H. E. Adıvar
izlemek
Belirli bir yönde gitmek
izlemek
Herhangi bir olayla ilgilenmek: "Çeşitli siyasi olaylar karşısındaki tepki ve düşüncelerini dolaylı da olsa izleyebiliyordum."- H. Taner
izlemek
Herhangi bir olayla ilgilenmek
izlemek
Bir şeye uymak, bağlı olmak
izlemek
Bir olayın gelişimini gözden geçirmek: "Bu ustaca düzeni Osmanlıların her işinde izleyebilirsiniz."- S. Birsel
izlemek
Sonra gelmek, arkasından gelmek; olmak
izlemek
Belirli bir tutum, davranış veya düşünceyi benimsemek
İzlemek
tutmak
izle
المفضلات