ifadesiz

listen to the pronunciation of ifadesiz
التركية - الإنجليزية
blank

Tom's face suddenly went blank. - Tom'un yüzü aniden ifadesizleşti.

expressionless

Her face is always expressionless. - Onun yüzü her zaman ifadesiz.

vacant
inexpressive
straight faced
unmarked
vacuous
dead pan
unmeaning
deadpan, expressionless
toneless
sphinxlike
in repose
unexpressive
ifade
statement

Her statement was false. - Onun ifadesi düzmeceydi.

The statement is not wholly true. - İfade tamamen gerçek değil.

ifade
expression

I was confused by her expression. - Onun ifadesi tarafından kafam karıştı.

To raise one's name in later generations and thereby glorify one's parents, this is the greatest expression of filial piety. - Birinin adını daha sonraki kuşaklarda yükseltmek ve böylece birinin ebeveynlerini övmek, bu anne babaya saygının en büyük ifadesidir.

ifadesiz bakış
a blank look
ifadesiz surat
poker face
ifadesiz yüz
dead pan
ifade
expression; expression, look; statement, evidence, deposition, testimony
ifade
{i} term
ifade
{i} utterance
ifade
{i} phrase

Look up the phrase in your dictionary. - İfadeye sözlüğünüzden bakın.

He explained the literal meaning of the phrase. - O, ifadenin tam anlamını açıkladı.

ifade
(Kanun) plea

Express yourself as you please! - İstediğiniz gibi kendinizi ifade edin.

Please feel free to express yourself. - Lütfen kendinizi ifade etmekten çekinmeyin.

ifade
connotation
ifade
expo
ifade
(Kanun) assertion
ifade
affirmation
ifade
dixit
ifade
testimony

Sami's testimony was powerful. - Sami'nin ifadesi güçlüydü.

Sami's testimony was extremely moving. - Sami'nin ifadesi son derece dokunaklıydı.

ifade
mention
ifade
wording

I admit, my wording is a bit direct. - İfademin biraz doğrudan olduğunu itiraf ediyorum.

I have to think about it. I'll try to find another wording. - Düşünmek zorundayım. Başka bir ifade tarzı bulmayı deneyeceğim.

ifade
expressional
ifade
strain
ifade
evidence

The evidence corresponds to his previous statement. - Kanıt, bir önceki ifadeye karşılık gelir.

ifade
sign

Men sometimes perceive expressing emotions as a sign of weakness. - Erkekler duyguları ifade etmeyi bazen bir zayıflık işareti olarak algılarlar.

Expressing your feelings is not a sign of weakness. - Duygularını ifade etmek, zayıflık belirtisi değildir.

güzel ama ifadesiz yüzlü kimse
wax doll
ifade
{i} locution
ifade
slang affair, business
ifade
enunciation
ifade
deposition
ifade
recital of fact
ifade
voice

There was a scornful note in his voice. - Sesinde küçümseyen bir ifade vardı.

ifade
{i} recital
ifade
{i} denotation
ifade
proposition
ifade
note

There was a scornful note in his voice. - Sesinde küçümseyen bir ifade vardı.

ifade
import

Sami's testimony was extremely important. - Sami'nin ifadesi son derece önemliydi.

I cannot express enough the importance of grammatical accuracy. - Gramer doğruluğunun önemini yeterince ifade edemem.

ifade
law testimony; deposition
ifade
declaration
ifade
signification
ifade
(facial) expression
ifade
expression, way of expressing oneself; way of speaking; way of writing
ifade
embodiment
ifade
what someone says: Münci'nin ifadesine göre evde kimse yoktu. According to Münci, no one was in the house
التركية - التركية

تعريف ifadesiz في التركية التركية القاموس.

ifade
Mahkemede tanık ve sanıkların olay hakkında sözlü açıklamaları
ifade
Mahkemede tanık ve sanıkların olay hakkında sözlü açıklamaları: "Onun ifadesini henüz dosyada görmedim."- A. İlhan
ifade
Anlatım
ifade
Deyiş
ifade
Bir duyguyu yüz aracılığıyla anlatan belirtilerin bütünü: "Sakalı yeni çıkmış yüzünde çocukça ifadeler uçuyordu."- S. F. Abasıyanık
ifade
Dışa vurum
ifade
Deyiş: "Not ettiklerimi bir ağzın ifadesi şekline sokarak size okutacağım."- S. M. Alus
ifade
Bir duyguyu yüz aracılığıyla anlatan belirtilerin bütünü
ifâde
(Osmanlı Dönemi) ifâdenin güzelliği
İFADE
(Osmanlı Dönemi) Anlatmak. Söylemek
İFADE
(Osmanlı Dönemi) Fayda vermek, fayda tutmak
ifadesiz
المفضلات