hizmetçi

listen to the pronunciation of hizmetçi
التركية - الإنجليزية
servant

Tom made his servants eat in the dark. - Tom hizmetçilerine karanlıkta yemek yedirdi.

He has only one servant to attend on him. - Ona refakat edecek tek hizmetçisi vardı.

maid

The maid had already cleaned the room when Carol walked in. - Carol içeri yürüdüğünde hizmetçi zaten odayı temizlemişti.

Tom wishes he had a maid. - Tom bir hizmetçisinin olmasını diliyor.

waiting maid
domestic help
housemaid
servitor
maidservant
slavey
help
domestic servant
waiting girl
menial
server

I'll be your server tonight. - Bu gece hizmetçiniz olacağım.

Here comes the server. - İşte hizmetçi geliyor.

helper
domestic
servant maid
maidservant, maid
handmaid
maidservant, maid, domestic
factotum
skivvy

No, you clean it! I'm not your skivvy! she said. - O, Hayır, onu sen temizle! Ben senin hizmetçin değilim! dedi.

charwoman
handmaiden
waiting man
menfolk
flunky
serviceman
attendant
house servant
retainer
{i} abigail
familiar
hizmet
service

In Japan it is not customary to tip for good service. - Japonya'da iyi hizmet için bahşiş vermek geleneksel değildir.

Everyone has the right of equal access to public service in his country. - Her şahıs memleketin kamu hizmetlerine eşitlikle girme hakkını haizdir.

hizmetçi baldırı
joint, reefer
hizmetçi dedikodusu
backstairs gossip
hizmetçi gibi çalışmak
skivvy
hizmetçi hangi gün geliyor
Which day does the maid come
hizmetçi kadın
maidservant, charlady, charwoman
hizmetçi kadın
doll
hizmetçi kız
tweeny
hizmetçi kız
servant girl, wench
hizmetçi kız
waiting girl
hizmetçi kız
maid

The maid gave up her job. - Hizmetçi kız, işinden ayrıldı.

hizmetçi kız
girl
hizmetçi kız
servant girl
hizmetçi kız karakteri
soubrette
hizmet
{i} duty

The traditional way of learning a language may satisfy at most one's sense of duty, but it can hardly serve as a source of joy. Nor will it likely be successful. - Bir dil öğrenmenin geleneksel yolu olsa olsa birinin görev duygusunu tatmin edebilir ama o bir sevinç kaynağı olarak hizmet edemez. Ayrıca muhtemelen başarılı olmayacaktır.

hizmet
employment
hizmet
{i} function
hizmet
waiting

We're waiting to be served. - Biz hizmet edilmeyi bekliyoruz.

Everyone is waiting on you. - Herkes sana hizmet ediyor.

hizmetçi kız
aupair
hizmet
attention
hizmet
post

The postal service in this country isn't fast. - Bu ülkede posta hizmeti hızlı değildir.

Postal services are a government monopoly. - Posta hizmetleri devlet tekelindedir.

hizmet
attendance
hizmet
labour-intensive
hizmet
station

Why on earth did you take him to the station? - Hangi akla hizmet onu istasyona götürdün?

hizmet
(Kanun) employment contract
hizmet
yoke
hizmet
labor-intensive
hizmet
servicing
hizmet
(Kanun) servitude
hizmet
(Ticaret) services

Postal services are a government monopoly. - Posta hizmetleri devlet tekelindedir.

The families of the factory workers need schools, hospitals, and stores, so more people come to live in the area to provide these services, and thus a city grows. - Fabrika işçilerinin aileleri okul, hastane ve mağazalara ihtiyaç duyar; böylece bu hizmetleri sağlayacak daha fazla insan yaşamak için bu bölgeye gelir ve de bir şehir oluşur.

hizmet
serve

He served his master well. - O, efendisine iyi hizmet etti.

This hotel does not serve lunch. - Bu otel öğle yemeği hizmeti vermez.

hizmet
line

After some freight cars were derailed, services were suspended on the Chuo Line. - Bazı yük vagonları raydan çıktıktan sonra, hizmetler Chuo Hattı üzerinde askıya alındı.

hizmetçi kız
handmaiden
hizmetçi kız
serving girl
hizmetçi kız
handmaid
erkek hizmetçi
male maid
hizmet
{i} ministration
hizmet
ministry
hizmet
at service
bayan hizmetçi
maid

Have you ever hired a maid? - Hiç bir bayan hizmetçiyi işe aldın mı?

hizmet
labor intensive
hizmet
labor
hizmet
labour [Brit.]
hizmet
{i} Labour
hizmet
mission

The mission remains to serve others. - Misyon başkalarına hizmet vermeye devam etmektedir.

hizmet
office

He works at the welfare office. - O, sosyal hizmetler müdürlüğünde çalışıyor.

hizmet
appointment
hizmet
care, maintenance
hizmet
service, employ; duty, function; care, attention
hizmet
laborintensive
hizmetçi kız
{i} wench
kişisel hizmetçi
equerry
şımarık hizmetçi kız
soubrette
التركية - التركية
Hizmet gören kimse
Belli bir ücretle ev işlerini yapmak için tutulan kadın: "Arkasından, kucağı paketlerle dolu hizmetçi kızla içeri giriyorlar."- Y. Z. Ortaç
Belli bir ücretle ev işlerini yapmak için tutulan kadın
mulak
perestar
kadın
(Osmanlı Dönemi) hademe
(Osmanlı Dönemi) hizmetkâr
Hizmet
(Osmanlı Dönemi) KATV
Hizmet
(Osmanlı Dönemi) HAFFANE
Hizmetçiler
(Osmanlı Dönemi) PERESTARÂN
HİZMET
(Osmanlı Dönemi) Birinin işini görme. Bir kimsenin hesabına veya menfaatına iş görme, bu suretle yapılan iş, vazife. Memuriyet
HİZMET
(Osmanlı Dönemi) Bir insan, hayvan veya nebatın muhtaç olduğu işler ve takayyüdat
hizmet
Birinin işini görme veya birine yarayan bir işi yapma: "Vatan, evladının hizmetini bekliyor."- Ö. Seyfettin
hizmet
Bakım, özen, ihtimam
hizmet
Birinin işini görme veya birine yarayan bir işi yapma
hizmet
Görev, iş
hizmetçi
المفضلات