heyecan, heyecan

listen to the pronunciation of heyecan, heyecan
التركية - الإنجليزية
excitement, thrill
heyecan verici
exciting

Soccer is an exciting sport. - Futbol heyecan verici bir spordur.

None of the games were exciting. - Oyunların hiçbiri heyecan verici değil.

heyecan
thrill

My cat is thrilled with joy when she gets fish for dinner. - Kedi akşam yemeği için balık aldığında sevinçten heyecanlandı.

If the loser smiled the winner will lose the thrill of victory. - Kaybeden gülümserse kazanan zaferin heyecanını kaybeder.

heyecan
excitement

The excitement reached its peak. - Heyecan doruk noktasına ulaştı.

When the excitement died down, the discussion resumed. - Heyecan azalınca,tartışma devam etti.

heyecan uyandırmak
excite
heyecan
sensation

The news was sensational. - Haber heyecan vericiydi.

It was an overnight sensation. - Bu bir gecelik heyecandı.

heyecan
excitement, thrill, flutter, fluster, the jitters, kick; enthusiasm, emotion
heyecan verici
rousing
heyecan verici şey
sensation
heyecan
affect
cinsel heyecan
sexual arousal
heyecan
agitate

Tom is looking a bit agitated. - Tom biraz heyecanlı görünüyor.

Tom was in a very agitated state. - Tom çok heyecanlı bir durumdaydı.

heyecan
ery
heyecan
whirl
heyecan
trepidation
heyecan
jitter
heyecan
enthusiasim
heyecan
taking
heyecan arama
(Pisikoloji, Ruhbilim) sensation seeking
heyecan duymak
to be enthusiastic
heyecan duymak
enthusiastic
heyecan duymak
get excited
heyecan duymak
be enthusiastic
heyecan içinde
astir
heyecan uyandıran
lurid
heyecan uyandıran olay
sensation
heyecan verici
exiting
heyecan verici
unsettling
heyecan verici olay
excitement
heyecan vermek
electrify
heyecan vermeyen
tame
aptalca heyecan gösterisi
carryings on
aptalca heyecan gösterisi
carrying on
aşırı heyecan
tizzy
heyecan
ardour [Brit.]
heyecan
ferment
heyecan
ardor
heyecan
fire
heyecan
flap
heyecan
flutter
heyecan
excitement; ardor; agitation; emotion
heyecan
enthusiasm

I don't share your enthusiasm. - Ben de senin heyecanını paylaşmıyorum.

The children played in the mud with enthusiasm. - Çocuklar heyecanla çamurda oynadılar.

heyecan
agitation
heyecan
exaltation
heyecan
flurry
heyecan
stir

The news is creating a stir. - Haber heyecan yaratıyor.

The news caused a huge stir. - Haber büyük bir heyecan yarattı.

heyecan
dither
heyecan
emotion

She didn't display any type of emotion. - O herhangi tipte heyecan göstermedi.

Tom listened to what Mary had to say without showing any emotion. - Tom Mary'nin söylemek zorunda olduğu şeyi herhangi bir heyecan göstermeden dinledi.

heyecan
bang
heyecan
fermentation
heyecan
flush
heyecan
drama

It was a dramatic moment. - Heyecan verici bir andı.

heyecan
suspense (pleasant excitement as to the outcome of a situation)
heyecan
fever

You're still feverish. - Sen hâlâ heyecanlısın.

heyecan
the shivers
heyecan
animation
heyecan
tension
heyecan
commotion
heyecan aşırılığı
(Pisikoloji, Ruhbilim) over-excitement
heyecan aşırılığı
(Pisikoloji, Ruhbilim) hypermotivation
heyecan basmak
(Konuşma Dili) be a bundle of nerves
heyecan dalgası
tidal wave
heyecan dalgası
shock wave
heyecan dolu
charged
heyecan dolu yarışma
(Televizyon) cliff-hanger
heyecan dolu yarışma
(Televizyon) cliffhanger
heyecan duymak
a) to get excited b) to be enthusiastic
heyecan duymak
to get excited
heyecan evresi
(Pisikoloji, Ruhbilim) excitement phase
heyecan göstermeden
calmly
heyecan ile ilgili
emotive
heyecan katmak
spice
heyecan sarası
(Pisikoloji, Ruhbilim) affectepilepsy
heyecan uyandıran
splashy
heyecan uyandırmak
create a stir
heyecan uyandırmak
make a stir
heyecan uyandırmak
to arouse excitement
heyecan ve coşku merakı
sensationalism
heyecan veren
agitative
heyecan verici
electric
heyecan verici
stirring
heyecan verici
sensational

The news was sensational. - Haber heyecan vericiydi.

That was a respectable performance, but it definitely wasn't sensational. - Bu saygın bir performans oldu, ama kesinlikle heyecan verici değildi.

heyecan verici
orgiastic
heyecan verici
thrilling

What, you having bread again? I see you're still leading the same thrilling dietary life as ever. - Ne, yine ekmek mi yiyorsun? Her zamanki gibi hâlâ aynı heyecan verici diyet yaşantısını sürdürüyorsun.

I thought that was thrilling. - Onun heyecan verici olduğunu düşündüm.

heyecan verici bir biçimde
rousingly
heyecan verici bir hale sokmak
sensationalize
heyecan verici bir şekilde
breathtakingly
heyecan verici ortam
(Argo) buzzy
heyecan verici şey
thrill
heyecan vermek
to get (someone) agitated
heyecan yaratan
charged
heyecan yaratmak
create a stir
heyecan yaratmak
make a stir
heyecan yaratmak
cause excitement
heyecan yaratmak
cause a stir
heyecan yaratmak
generate excitement
heyecan yaratmak
make a sensation
psikomotor heyecan
(Pisikoloji, Ruhbilim) psychomotor agitation
yapmacık heyecan gösterisi
theatrics
التركية - التركية

تعريف heyecan, heyecan في التركية التركية القاموس.

HEYECAN
(Osmanlı Dönemi) Coşkunluk. Coşmak
HEYECAN
(Osmanlı Dönemi) Birden bire şiddetle hislenme. Ürperme
heyecan
Coşku
heyecan
Sevinç, korku, kızgınlık, üzüntü, kıskançlık, sevgi gibi sebeplerle ortaya çıkan güçlü ve geçici duygu durumu
heyecan, heyecan
المفضلات