herim

listen to the pronunciation of herim
التركية - الإنجليزية
all my
her
every

She goes running every morning. - O her sabah koşmaya gider.

Don't worry, everything will be OK. - Üzülmeyin, her şey düzelecek.

her
any

Open an image and select an image layout. Click Open for opening an image. Click Quit for quitting the program. Image Layout feature allows you to view in any layout. - Bir resim açın ve bir resim düzeni seçin. Bir resim açmak için Aça tıklatın. Programdan çıkmak için Çıkışı tıklatın. Resim Düzeni özelliği herhangi bir düzende göstermenize olanak tanır.

Give help to anyone who needs it. - Her kimin ihtiyacı olursa ona yardım et.

her
(Askeri) each

Each person paid one thousand dollars. - Her biri bin dolar ödedi.

The president appointed each man to the post. - Genel müdür her bir adamı görevine atadı.

her
all

Can you see anything at all there? - Orada herhangi bir şey görebiliyor musun?

All that glitters is not gold. - Parlayan her şey altın değildir.

her
pan

Tom came into the living room, not wearing any pants. - Tom herhangi bir pantolon giymeden oturma odasına girdi.

Above all, don't panic! - Her şeyden önce, panik yok!

her
omni

Some humans believe that there exists a god who is omniscient, omnipotent and omnipresent. - Bazı insanlar; her şeyi bilen, her şeye gücü yeten ve her yerde olan bir tanrının var olduğuna inanıyorlar.

Tom is omnilingual. He can speak every language on Earth. - Tom omnilingualdir. O, Dünya'daki her dili konuşabilir.

Her
ladyship
her
per

You don't marry someone you can live with — you marry the person whom you cannot live without. - Sen yaşayabileceğin herhangi biriyle evlenme - sen onsuz yaşayamayacağın kişiyle evlen.

Although each person follows a different path, our destinations are the same. - Her insan farklı bir yol izlesede, hedeflerimiz aynıdır.

her
every single

Tom comes here every single day. - Tom her tek günde buraya gelir.

Every single word you say is a lie. - Söylediğin her söz bir yalan.

her
either

I don't like either of them. - Ben, onlardan herhangi birini sevmiyorum.

Either way will lead you to the station. - Her iki yol da seni istasyona götürecektir.

her
(Bilgisayar) start every
her
(Bilgisayar) for all

The law is equal for all. - Kanun herkes için aynıdır.

For all his genius, he is as unknown as ever. - Bütün dehasına rağmen, o her zaman olduğu kadar bilinmiyor.

her
(Bilgisayar) refresh every
her
(Bilgisayar) recur every
her
soever
her
whatever

He believes whatever I say. - O, söylediğim her şeye inanır.

You can eat whatever you like. - Her ne istiyorsanız yiyebilirsiniz.

her
whoever

Whoever comes will be welcomed. - Her gelen sıcak karşılanacak.

Whoever finds the bag must bring it here. - Her kim çantayı bulursa onu buraya getirmelidir.

her
every; each
الإنجليزية - الإنجليزية

تعريف herim في الإنجليزية الإنجليزية القاموس.

her
The form of she used after a preposition or as the object of a verb; that woman, that ship, etc

The lady with the green feathers in her hat. A big Gainsborough hat. I am quite sure it was Miss Hartuff..

her
Belonging to her

This is her book.

her
High Efficiency Red
her
adv: here 32
her
The hard error rate is the frequency of errors caused by permanent physical defect in the memory system The hard error rate is usually much lower than the soft error rate
her
Sah'english | adronato
her
Of them; their
her
her WEAK STRONG Her is a third person singular pronoun. Her is used as the object of a verb or a preposition. Her is also a possessive determiner
her
You use her to refer to a woman, girl, or female animal. I went in the room and told her I had something to say to her I really thought I'd lost her. Everybody kept asking me, `Have you found your cat?' Her is also a possessive determiner. Liz travelled round the world for a year with her boyfriend James
her
pron. specific female; possessive form of she
her
{p} belonging to a female or woman
her
Her is sometimes used to refer to a country or nation. Her is also a possessive determiner. Our reporter looks at reactions to Britain's apparently deep-rooted distrust of her EU partner
her
The form of the objective and the possessive case of the personal pronoun she; as, I saw her with her purse out
her
adj [{referring to something that belongs to a female} (This is ~ book )] punya dia (dia) 2 pron [{object pron referring to a female} (Please give ~ this letter )] dia
her
In written English, her is sometimes used to refer to a person without saying whether that person is a man or a woman. Some people dislike this use and prefer to use `him or her' or `them'. Talk to your baby, play games, and show her how much you enjoy her company. Her is also a possessive determiner. The non-drinking, non smoking model should do nothing to risk her reputation
her
Herpa 1: 43 resin Germany
her
le
التركية - التركية

تعريف herim في التركية التركية القاموس.

HERİM
(Osmanlı Dönemi) Çok ihtiyarlamış ve kocamış kimse
HER
(Osmanlı Dönemi) f. Bütün, hep, tamamen
HER
Tekil isimlere tamlayan görevinde getirilerek birer birer olarak, "...-in hepsi" anlamını verir: "Bir hafta, her gece çalışmak suretiyle hikâyesini bitirdi."- H. E. Adıvar
her
Tekil isimlere tamlayan görevinde getirilerek birer birer olarak, "...-in hepsi" anlamını verir
الإنجليزية - التركية

تعريف herim في الإنجليزية التركية القاموس.

her
ona

O, ona nerede yaşadığını sordu. - He asked her where she lived.

Banka ona 500 dolar ödünç verdi. - The bank loaned her 500 dollars.

her
o
her
onun

Onunla kahve dükkanında buluşmaya söz verdi. - He promised to meet her at the coffee shop.

Onun elleri buz kadar soğuktu. - Her hands were as cold as ice.

her
kendine

Kız bayıldı, fakat biz onun yüzüne su döktüğümüzde o kendine geldi. - The girl fainted, but she came to when we threw water on her face.

Emi kendine yeni bir elbise ısmarladı. - Emi ordered herself a new dress.

her
onu

Onunla kahve dükkanında buluşmaya söz verdi. - She promised to meet her at the coffee shop.

Aşk onu rüyalarında görmektir. - Love is seeing her in your dreams.

her
dişil onun
her
{z} dişil onu; ona; ondan; onun: He loves her. Onu seviyor. He looked at her. Ona baktı. They hated her. Ondan nefret ettiler. It pleased
her
kendisi

Kendisini ateşle ısıttı. - She warmed herself by the fire.

Mary gerçekten harika. O benim için harika bir yemek pişirdi ve bulaşıkları bile kendisi yıkadı. - Mary is really great. She cooked a wonderful meal for me and even washed the dishes herself.

her
ondan

Herkes ondan iyi şekilde bahseder. - Everybody speaks well of her.

Seni ondan daha çok seviyorum. - I love you more than her.

her
dişil onu
her
kendi

Bu, onun kendi çizimi olan bir resimdir. - This is a picture of her own painting.

Kendisine HAYIR dedi. Yüksek sesle EVET dedi. - She said NO to herself. She said YES aloud.

her
(dişil) onu
herim
المفضلات