hayatlar

listen to the pronunciation of hayatlar
التركية - الإنجليزية
lives

Thousands and thousands of soldiers lost their lives. - Binlerce ve binlerce asker hayatlarını kaybetti.

They risked their lives on the dangerous trip. - Tehlikeli yolculukta hayatlarını riske attılar.

Third-person singular simple present indicative form of live
plural form of life
Lives is the third person singular form of live. Plural of life. the plural of life
of Life
Alive; living; with life
Irregular plural of life
2nd person singular present of to live
Lives is the plural of life
pl
hayat
life

Facebook, Twitter, YouTube and Blogger are threatening our life. - Facebook, Twitter, YouTube ve Blogger hayatımızı tehdit ediyor.

Life never ends but earthly life does. - Hayat hiç bitmez fakat dünyadaki hayat biter.

hayat
living

Dying is not the opposite of living: we spend our life living while we don't spend our death dying. - Ölüm yaşamın zıttı değildir: biz ölümümüzü ölürken geçirmezken hayatımızı yaşarken geçiririz.

I'm tired of living this kind of life. - Ben bu tür bir hayatı yaşamaktan usandım.

hayat
experience

He had various experiences in his life. - Onun, hayatında çeşitli deneyimleri vardı.

Life isn't a problem to be solved, but a reality to be experienced. - Hayat çözümlenecek bir problem değildir, ama deneyimlenecek bir gerçekliktir.

hayat
lifetime

Tatoeba: We've got more sentences than your mom could ever say in her lifetime. - Tatoeba: Annenin hayatı boyunca şimdiye kadar söyleyebildiğinden daha fazla cümleye sahibiz.

Communism will never be reached in my lifetime. - Hayatımda kominizme asla ulaşılmayacak.

Hayat
(Tıp) bio
hayat
movement

Tom has devoted his life to the anti-nuclear-energy movement. - Tom, anti-nükleer enerji hareketine hayatını adadı.

Tom has devoted his life to the movement against nuclear energy. - Tom nükleer enerjiye karşı hareket için hayatını adadı.

hayat
(Biyoloji) latent life
hayat
existence

The only reason for the existence of a novel is that it does attempt to represent life. - Bir romanın varlığının tek nedeni hayatı temsil etmek için girişimde bulunmasıdır.

Unless a nation's existence is in peril, war is murder. - Bir ulusun hayatı tehlikede değilse, savaş cinayettir.

hayat
patio
hayat
liveliness
hayat
lining
hayat
yard
hayat
courtyard
hayat
to life

He found it very difficult to adjust himself to life in the new school. - O, yeni okuldaki hayata kendini alıştırmayı çok zor buldu.

With the coming of spring, everything is gradually coming to life again. - Baharın gelmesiyle birlikte her şey yavaş yavaş yeniden hayata dönüyor.

hayat
prov. balcony
hayat
vita

Health and vitality are important for long life. - Sağlık ve canlılık uzun hayat için gereklidir.

The elevators in a skyscraper are vital systems. - Bir gökdelendeki asansörler hayati sistemlerdir.

hayat
race

Tom's one big ambition in life was to become a race car driver. - Tom'un hayatta büyük bir tutkusu bir yarış arabası sürücüsü olmaktı.

Tom had one big ambition in life. That was to become a race car driver. - Tom'un hayatta büyük bir hırsı vardı. O bir yarış arabası sürücüsü olmaktı.

hayat
porch
hayat
courtyard (of a house)
hayat
heart's blood
hayat
life; existence; living; liveliness, movement
hayat
(Anatomi) bios
hayat
vitality

Health and vitality are important for long life. - Sağlık ve canlılık uzun hayat için gereklidir.

التركية - التركية
(Osmanlı Dönemi) canlı, yaşayan
HAYAT
(Osmanlı Dönemi) Dirilik. Canlılık. Yaşama. Sağlık
HAYAT
(Osmanlı Dönemi) Fık: Allah (C.C.) kendi Zât-ı Ehadiyyetine mahsus bir hayat sıfatı ile muttasıftır. Bu, Hak Teâlâ'nın ilmi ile, irade ve kudret ile ittisafına hâs bir sıfattır. (Bak: Meratib-i hayat) (Hayat, şu kâinatın en ehemmiyetli gayesi.. hem en büyük neticesi.. hem en parlak nuru.. hem en lâtif mâyesi.. hem gayet süzülmüş bir hülâsası.. hem en mükemmel meyvesi.. hem en güzel zineti.. hem sırr-ı vahdeti.. hem rabıta-i ittihadı.. hem en yüksek kemali.. hem en güzel cemali.. hem kem
Hayat
yaşam

Mars'ta yaşam var mı? - Mars'ta hayat var mı?

Sami yaşamını yeniden kurmaya çalışıyordu. - Sami hayatını yeniden inşa etmeye çalışıyordu.

hayat
Genellikle köy ve kasaba evlerinde, üstü kapalı, bir veya birkaç yanı açık sofa
hayat
Canlılığı gösteren hareket, kaynaşma
hayat
Eski evlerde salon
hayat
Canlı varlık; yaşamayı sağlayan şartların bütünü
hayat
iki katlı evlerin giriş bölümü
hayat
Durum: "Uzun dualardan sonra bana denizcilik hayatını anlatmaya başladı."- R. N. Güntekin
hayat
Hayat biçimi, içinde yaşanılan şartların bütünü, yaşantı
hayat
Avlu
hayat
Bir kimsenin tarihsel biyografisi, hayat öyküsü, hayat hikâyesi
hayat
lkon
hayat
Bir kimsenin tarihî biyografisi, hayat öyküsü, hayat hikâyesi
hayat
Doğumdan ölüme kadar geçen süre, ömür
hayat
Meslek ve durum
hayat
Geçim şartlarının bütünü: "Hayatımı yazılarımla kazanırım."- H. E. Adıvar
hayat
Doğumla ölüm arasında yaşan süre, ömür: "Hayat sahnesinde yetmiş üç yaşın basamaklarındayım."- H. F. Ozansoy
hayat
Sundurma
hayat
Yayladaki büyükbaş hayvanların barınağı
hayat
Yaşam, dirim
hayat
Yazgı, kader
hayat
Geçim şartlarının bütünü
hayat
Yaşamayı sağlayan şartların bütünü
hayat
Balkon