hafifle

listen to the pronunciation of hafifle
التركية - الإنجليزية
alleviate

Sami's mental illness didn't alleviate his punishment. He got two consecutive life sentences. - Sami'nin akıl hastalığı onun cezasını hafifletmedi. Art arda iki ömür boyu hapis cezası aldı.

Sami took medication to alleviate pain. - Sami ağrıyı hafifletmek için ilaç aldı.

hafif
light

You'd better not make light of him. - Onu hafife almasan iyi olur.

I usually have a light breakfast. - Genellikle hafif bir kahvaltı yaparım.

hafif
mild

We have a mild winter this year. - Bu yıl hafif bir kış var.

I have a mild headache. - Hafif bir baş ağrım var.

hafif
{s} slight

She stood silently, her head tilted slightly to one side. - Başı bir tarafa doğru hafifçe eğik, sessizce ayakta durdu.

Several slight shocks followed the earthquake. - Depremi çok sayıda hafif şoklar izledi.

hafif
lightweight

This carbon fiber bicycle is incredibly lightweight. - Bu karbon fiber bisiklet inanılmaz hafiftir.

This titanium bicycle made in Italy is incredibly lightweight. - İtalya'da yapılan bu titanyum bisiklet inanılmaz hafiftir.

hafif
{s} small
hafif
{s} weak

I'd like my coffee weak. - Kahvemi hafif istiyorum.

I like my coffee weak. - Kahvemi hafif severim.

hafiflemek
alleviate
hafif
{s} distant
hafif
lite
hafif
tap

Someone tapped me on the shoulder. - Birisi omuzuma hafifçe vurdu.

Tom tapped Mary on the shoulder. - Tom Mary'nin omzuna hafifçe vurdu.

hafif
flighty
hafif
salinity
hafif
{s} cushy
hafif
thin

I think you underestimate us. - Sanırım bizi hafife alıyorsun.

I think you underestimate me. - Sanırım beni hafife alıyorsun.

hafif
hooly
hafif
wishywashy
hafif
bland
hafif
delicate
hafif
feathery
hafif
insubstantial
hafif
favonian
hafif
subtle
hafif
flimsy
hafiflemek
relax
hafiflemek
relieved
hafiflemek
remit
hafiflemek
slack
hafiflemek
subside
hafif
casual
hafif
gentle

She gave the door a gentle push. - O, kapıyı hafifçe itti.

hafif
subdued
hafif
soft

The dog barked softly. - Köpek hafifçe havladı.

The candle's flame is flickering in the soft breeze. - Mumun alevi hafif rüzgarda titriyor.

hafif
diluted
hafif
flippant
hafif
gauzy
hafif
tenuous
hafif
weightless
hafif
corky
hafiflemek
abate
hafiflemek
moderate
hafiflemek
lighten
hafiflemek
slacken
hafif
light " yeğni; easy" " kolay; weak, dilute; slight, gentle, mild; (yiyecek, içecek, vb.) mild; (ağrı) dull; unimportant, insignificant; flighty" hoppa
hafif
easy of digestion
hafif
gossamer
hafif
dulcet
hafif
light, slight, mild, not intense
hafif
{s} frail
hafif
{s} digestible
hafif
loose
hafif
light, frivolous, flighty
hafif
piano
hafif
{s} lenient
hafif
gaseous
hafif
feint
hafif
slang penniless, broke
hafif
{s} frivolous
hafif
lightly

Tom kissed Mary lightly on the cheek. - Tom Mary'yi yanağından hafifçe öptü.

Tom doesn't give advice lightly. - Tom hafifçe tavsiye vermez.

hafif
slight, small, little (sound, voice, noise)
hafif
feeble
hafif
light (music)
hafif
light, relaxed, at ease, free from trouble
hafif
light, easy, mild
hafif
(tartışma) unsound
hafif
airy
hafif
light, mild, not heavy or strong
hafif
light, mild (food); light (meal, drink)
hafif
underproof
hafif
gauze
hafif
unsubstantial
hafif
(yemek) blancmange
hafif
skittish
hafif
(çay vs.) wishy-washy
hafif
lightly, slightly, mildly
hafif
slight, gradual (incline, slope, etc.)
hafif
light (sleep)
hafif
light, slight, slightly evident
hafif
dilute
hafif
light, gentle, mild
hafif
lightminded
hafif
light, thin, slight
hafif
light (in weight)
hafif
light, mild (punishment, penalty, sentence, etc.)
hafiflemek
weaken
hafiflemek
{f} ease off
hafiflemek
wear off
hafiflemek
become lighter
hafiflemek
{f} sink
hafiflemek
slow down
hafiflemek
{f} settle
hafiflemek
to get lighter; to abate, to subside; to be relieved, to feel relieved
hafiflemek
to feel relaxed; to feel relieved
hafiflemek
to wane, subside, abate, let up, lessen, decrease, diminish
hafiflemek
to lighten up, ease up
hafiflemek
to get lighter, lighten (in weight)
التركية - التركية

تعريف hafifle في التركية التركية القاموس.

HAFÎF
(Osmanlı Dönemi) Kuş uçarken, at koşarken veya rüzgâr eserken meydana gelen hışırtı, hışlama
HAFİF
(Osmanlı Dönemi) Ağır olmayan. Hafif. Yeğni
Hafif
(Osmanlı Dönemi) FEZR
Hafif
yeyni
Hafif
(Osmanlı Dönemi) VESN
Hafiflemek
yeğnilmek
Hafiflemek
hafifleşmek
hafif
Sıkıntısız, ferah, rahat
hafif
Miktarı az, sindirimi kolay
hafif
Ağırbaşlı olmayan, ciddi olmayan, hoppa
hafif
Etkisi az olan
hafif
Kalınlığı veya yoğunluğu az olan
hafif
Çabuk uyanılan
hafif
Zorlu olmayan
hafif
Gücü az olan, belli belirsiz
hafif
Miktarı az, sindirimi kolay (yiyecek): "Onlar da akşam yemeğini pek hafif yerlerdi."- S. F. Abasıyanık
hafif
Kalınlığı veya yoğunluğu az olan: "Dışarıda yanan lambanın aydınlığıyla burası hafif bir karanlık içindeydi."- M. Ş. Esendal
hafif
Güç veya yorucu olmayan, kolay
hafif
Aruz vezninde bir birim
hafif
Gücü az olan, belli belirsiz: "Kaskatı kesilmiş vücudu, suyun hafif akıntısına uyarak yavaş yavaş uzaklaştı."- R. N. Güntekin
hafif
Tartıda ağırlığı az gelen, yeğni, ağır karşıtı
hafif
Etkisi az olan. Önemli olmayan. Çabuk uyanılan (uyku). Çok dik olmayan (sırt, yokuş): "Hafif bir meyilden indik."- H. R. Gürpınar
hafif
Ağır başlı olmayan, ciddi olmayan, hoppa
hafif
Önemli olmayan
hafif
Çok dik olmayan (sırt, yokuş)
hafiflemek
Herhangi bir sebeple eski ağırlığı azalmak
hafiflemek
Etkisi, gücü azalmak
hafiflemek
Bir sıkıntıdan kurtulmak, rahatlamak
الإنجليزية - التركية

تعريف hafifle في الإنجليزية التركية القاموس.

hafif
(Meteoroloji) kar sağanağı
hafifle
المفضلات